Kelime Haritası
فى
1.364ayette
1.701kez geçiyor
97/114surede
Mekkî / Medenî
Mekkî %64 · Medenî %36
İlk inen ayet
Kalem 37
Kalıplaşmış ifadeler
Bu edatla birlikte en sık geçen kelime dizileri. Tıklayınca ifadenin geçtiği bütün ayetler aranır.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
Zuhruf suresi ✕ Süzgeci kaldır
17 ayet
وَاِنَّهُ
ف۪ٓي
اُمِّ
الْكِتَابِ
لَدَيْنَا
لَعَلِيٌّ
حَك۪يمٌۜ
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap’ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap’dır.[4]
وَكَمْ
اَرْسَلْنَا
مِنْ
نَبِيٍّ
فِي
الْاَوَّل۪ينَ
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.[6]
اَلَّذ۪ي
جَعَلَ
لَكُمُ
الْاَرْضَ
مَهْداً
وَجَعَلَ
لَكُمْ
ف۪يهَا
سُبُلاً
لَعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَۚ
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.[10]
اَوَمَنْ
يُنَشَّؤُ۬ا
فِي
الْحِلْيَةِ
وَهُوَ
فِي
الْخِصَامِ
غَيْرُ
مُب۪ينٍ
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah’a değil mi?[18]
وَكَذٰلِكَ
مَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
قَبْلِكَ
ف۪ي
قَرْيَةٍ
مِنْ
نَذ۪يرٍ
اِلَّا
قَالَ
مُتْرَفُوهَٓاۙ
اِنَّا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
عَلٰٓى
اُمَّةٍ
وَاِنَّا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
مُقْتَدُونَ
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: «Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz» dediler.[23]
وَجَعَلَهَا
كَلِمَةً
بَاقِيَةً
ف۪ي
عَقِبِه۪
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.[28]
اَهُمْ
يَقْسِمُونَ
رَحْمَتَ
رَبِّكَۜ
نَحْنُ
قَسَمْنَا
بَيْنَهُمْ
مَع۪يشَتَهُمْ
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَا
وَرَفَعْنَا
بَعْضَهُمْ
فَوْقَ
بَعْضٍ
دَرَجَاتٍ
لِيَتَّخِذَ
بَعْضُهُمْ
بَعْضاً
سُخْرِياًّۜ
وَرَحْمَتُ
رَبِّكَ
خَيْرٌ
مِمَّا
يَجْمَعُونَ
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.[32]
وَلَنْ
يَنْفَعَكُمُ
الْيَوْمَ
اِذْ
ظَلَمْتُمْ
اَنَّكُمْ
فِي
الْعَذَابِ
مُشْتَرِكُونَ
Sonunda Bize gelince arkadaşına: «Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!» der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.[38-39]
اَفَاَنْتَ
تُسْمِــعُ
الصُّمَّ
اَوْ
تَهْدِي
الْعُمْيَ
وَمَنْ
كَانَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?[40]
وَنَادٰى
فِرْعَوْنُ
ف۪ي
قَوْمِه۪
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَلَيْسَ
ل۪ي
مُلْكُ
مِصْرَ
وَهٰذِهِ
الْاَنْهَارُ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْت۪يۚ
اَفَلَا
تُبْصِرُونَۜ
Firavun, milletine şöyle seslendi: «Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?»[51]
وَلَوْ
نَشَٓاءُ
لَجَعَلْنَا
مِنْكُمْ
مَلٰٓئِكَةً
فِي
الْاَرْضِ
يَخْلُفُونَ
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.[60]
وَلَمَّا
جَٓاءَ
ع۪يسٰى
بِالْبَيِّنَاتِ
قَالَ
قَدْ
جِئْتُكُمْ
بِالْحِكْمَةِ
وَلِاُبَيِّنَ
لَكُمْ
بَعْضَ
الَّذ۪ي
تَخْتَلِفُونَ
ف۪يهِۚ
فَاتَّقُوا
اللّٰهَ
وَاَط۪يعُونِ
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: «Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah’a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin.»[63]
يُطَافُ
عَلَيْهِمْ
بِصِحَافٍ
مِنْ
ذَهَبٍ
وَاَكْوَابٍۚ
وَف۪يهَا
مَا
تَشْتَه۪يهِ
الْاَنْفُسُ
وَتَلَذُّ
الْاَعْيُنُۚ
وَاَنْتُمْ
ف۪يهَا
خَالِدُونَۚ
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.[71]
لَكُمْ
ف۪يهَا
فَاكِهَةٌ
كَث۪يرَةٌ
مِنْهَا
تَأْكُلُونَ
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.[73]
اِنَّ
الْمُجْرِم۪ينَ
ف۪ي
عَذَابِ
جَهَنَّمَ
خَالِدُونَۚ
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.[74]
لَا
يُفَتَّرُ
عَنْهُمْ
وَهُمْ
ف۪يهِ
مُبْلِسُونَۚ
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.[75]
وَهُوَ
الَّذ۪ي
فِي
السَّمَٓاءِ
اِلٰهٌ
وَفِي
الْاَرْضِ
اِلٰهٌۜ
وَهُوَ
الْحَك۪يمُ
الْعَل۪يمُ
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O’dur. Hakim olan, her şeyi bilen O’dur.[84]
Yükleniyor...