Kelime Haritası
هل
89ayette
93kez geçiyor
45/114surede
Mekkî / Medenî
Mekkî %85 · Medenî %15
İlk inen ayet
Fecr 5
Kalıplaşmış ifadeler
Bu edatla birlikte en sık geçen kelime dizileri. Tıklayınca ifadenin geçtiği bütün ayetler aranır.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
89 ayet
ضَرَبَ
اللّٰهُ
مَثَلاً
رَجُلاً
ف۪يهِ
شُرَكَٓاءُ
مُتَشَاكِسُونَ
وَرَجُلاً
سَلَماً
لِرَجُلٍۜ
هَلْ
يَسْتَوِيَانِ
مَثَلاًۜ
اَلْحَمْدُ
لِلّٰهِۚ
بَلْ
اَكْثَرُهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.[29]
وَلَئِنْ
سَاَلْتَهُمْ
مَنْ
خَلَقَ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضَ
لَيَقُولُنَّ
اللّٰهُۜ
قُلْ
اَفَرَاَيْتُمْ
مَا
تَدْعُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
اِنْ
اَرَادَنِيَ
اللّٰهُ
بِضُرٍّ
هَلْ
هُنَّ
كَاشِفَاتُ
ضُرِّه۪ٓ
اَوْ
اَرَادَن۪ي
بِرَحْمَةٍ
هَلْ
هُنَّ
مُمْسِكَاتُ
رَحْمَتِه۪ۜ
قُلْ
حَسْبِيَ
اللّٰهُۜ
عَلَيْهِ
يَتَوَكَّلُ
الْمُتَوَكِّلُونَ
And olsun ki, onlara, «Gökleri ve yeri yaratan kimdir?» diye sorsan: «Allah’tır» derler. De ki: «Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, O’nun rahmetini önleyebilir mi?» De ki: «Allah bana yeter; güvenenler O’na güvenir.»[38]
قَالُوا
رَبَّنَٓا
اَمَتَّنَا
اثْنَتَيْنِ
وَاَحْيَيْتَنَا
اثْنَتَيْنِ
فَاعْتَرَفْنَا
بِذُنُوبِنَا
فَهَلْ
اِلٰى
خُرُوجٍ
مِنْ
سَب۪يلٍ
Onlar: «Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?» derler.[11]
وَاِذْ
يَتَحَٓاجُّونَ
فِي
النَّارِ
فَيَقُولُ
الضُّعَفٰٓؤُ۬ا
لِلَّذ۪ينَ
اسْتَكْـبَرُٓوا
اِنَّا
كُنَّا
لَكُمْ
تَبَعاً
فَهَلْ
اَنْتُمْ
مُغْنُونَ
عَنَّا
نَص۪يباً
مِنَ
النَّارِ
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: «Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?» derler.[47]
وَمَنْ
يُضْلِلِ
اللّٰهُ
فَمَا
لَهُ
مِنْ
وَلِيٍّ
مِنْ
بَعْدِه۪ۜ
وَتَرَى
الظَّالِم۪ينَ
لَمَّا
رَاَوُا
الْعَذَابَ
يَقُولُونَ
هَلْ
اِلٰى
مَرَدٍّ
مِنْ
سَب۪يلٍۚ
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: «Dönecek bir yol yok mudur?» dediklerini görürsün.[44]
هَلْ
يَنْظُرُونَ
اِلَّا
السَّاعَةَ
اَنْ
تَأْتِيَهُمْ
بَغْتَةً
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?[66]
فَاصْبِرْ
كَمَا
صَبَرَ
اُو۬لُوا
الْعَزْمِ
مِنَ
الرُّسُلِ
وَلَا
تَسْتَعْجِلْ
لَهُمْۜ
كَاَنَّهُمْ
يَوْمَ
يَرَوْنَ
مَا
يُوعَدُونَۙ
لَمْ
يَلْبَثُٓوا
اِلَّا
سَاعَةً
مِنْ
نَهَارٍۜ
بَلَاغٌۚ
فَهَلْ
يُهْلَكُ
اِلَّا
الْقَوْمُ
الْفَاسِقُونَ
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?[35]
فَهَلْ
يَنْظُرُونَ
اِلَّا
السَّاعَةَ
اَنْ
تَأْتِيَهُمْ
بَغْتَةًۚ
فَقَدْ
جَٓاءَ
اَشْرَاطُهَاۚ
فَاَنّٰى
لَهُمْ
اِذَا
جَٓاءَتْهُمْ
ذِكْرٰيهُمْ
Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?[18]
فَهَلْ
عَسَيْتُمْ
اِنْ
تَوَلَّيْتُمْ
اَنْ
تُفْسِدُوا
فِي
الْاَرْضِ
وَتُقَطِّعُٓوا
اَرْحَامَكُمْ
Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?[22]
يَوْمَ
نَقُولُ
لِجَهَنَّمَ
هَلِ
امْتَلَأْتِ
وَتَقُولُ
هَلْ
مِنْ
مَز۪يدٍ
O gün cehenneme: «Doldun mu?» deriz, o: «Daha var mı?» der.[30]
وَكَمْ
اَهْلَكْنَا
قَبْلَهُمْ
مِنْ
قَرْنٍ
هُمْ
اَشَدُّ
مِنْهُمْ
بَطْشاً
فَنَقَّبُوا
فِي
الْبِلَادِۜ
هَلْ
مِنْ
مَح۪يصٍ
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?[36]
هَلْ
اَتٰيكَ
حَد۪يثُ
ضَيْفِ
اِبْرٰه۪يمَ
الْمُكْرَم۪ينَۢ
İbrahim’in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?[24]
وَلَقَدْ
تَرَكْنَاهَٓا
اٰيَةً
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?[15]
وَلَقَدْ
يَسَّرْنَا
الْقُرْاٰنَ
لِلذِّكْرِ
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ
And olsun ki Kuran’ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?[17]
وَلَقَدْ
يَسَّرْنَا
الْقُرْاٰنَ
لِلذِّكْرِ
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ۟
And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?[22]
وَلَقَدْ
يَسَّرْنَا
الْقُرْاٰنَ
لِلذِّكْرِ
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ
And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?[32]
وَلَقَدْ
يَسَّرْنَا
الْقُرْاٰنَ
لِلذِّكْرِ
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ۟
And olsun ki, Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?[40]
وَلَقَدْ
اَهْلَكْنَٓا
اَشْيَاعَكُمْ
فَهَلْ
مِنْ
مُدَّكِرٍ
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?[51]
هَلْ
جَزَٓاءُ
الْاِحْسَانِ
اِلَّا
الْاِحْسَانُۚ
İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?[60]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
هَلْ
اَدُلُّكُمْ
عَلٰى
تِجَارَةٍ
تُنْج۪يكُمْ
مِنْ
عَذَابٍ
اَل۪يمٍ
Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi?[10]
Yükleniyor...