ق و م
597ayette
660kez geçiyor
79/114surede
55farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %70 · Medenî %30
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 39
2. inen sure
En çok geçtiği sure
A’râf
55 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
| Kelime | Tür | Vezin | Anlam | Adet |
|---|---|---|---|---|
| لِقَوْمٍ | İsim | لِفَعْلٍ | Kavim | 342 |
| الْقِيٰمَةِ | İsim | الْفِعَالَةِ | Kıyamet | 70 |
| قَوْماً | İsim | فَعْلًا | Kavim | 40 |
| مُسْتَق۪يمٍ | İsim | مُسْتَفْعِلٍ | DOĞRU | 19 |
| وَاَق۪يمُوا | İfal Babı | وَأَفْعِلُوا | Ve doğru uygulayın | 16 |
| مَقَام۪ي | İsim | مَفْعَلِي | Makam | 13 |
| وَاَقَامُوا | İfal Babı | وَأَفْعَلُوا | Ve doğru uyguladılar | 13 |
| تَقُومُ | Feale-Yefulu | تَفْعُلُ | Ayakta durursun | 13 |
| مُسْتَق۪يمٍ | Sıfat | مُسْتَفْعِلٍ | Doğru | 12 |
| يُق۪يمُونَ | İfal Babı | يُفْعِلُونَ | Doğru uygularlar | 12 |
| وَاَقِمِ | İfal Babı | أَفْعِلْ | Doğru uygula | 10 |
| يَقُومُ | Feale-Yefulu | يَفْعُلُ | Ayakta durur | 8 |
| مُق۪يمٌۙ | İsim | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 6 |
| قَامُوا | Feale-Yefulu | فَعَلُوا | Ayakta durdular | 5 |
| قِيَاماً | İsim | فِعَالًا | Ayakta duranlar | 5 |
| وَاَقْوَمُ | İsim | وَأَفْعَلُ | Ve daha doğru | 4 |
| مُسْتَق۪يماًۙ | İsim | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 4 |
| اسْتَقَامُوا | İstifal | اسْتَفْعَلُوا | Doğru oldular | 4 |
| الْقَيِّمُ | Sıfat | الْفَيْعِلُ | Dosdoğru | 4 |
| مَقَاماً | İsim | مَفْعَلًا | Makam | 4 |
| الْقَيُّومُۚ | Sıfat | الْفَيْعُولُ | Yönetici | 3 |
| قَٓائِماً | İsim | فَاعِلًا | Ayakta duran | 3 |
| تَقُمْ | Feale-Yefulu | تَفْعُلْ | Ayakta durma | 3 |
| قُمْتُمْ | Feale-Yefulu | افْعُلْ | Ayakta dur | 3 |
| فَاسْتَق۪يمُوا | İstifal | فَاسْتَفْعِلُوا | Öyleyse doğru olun | 3 |
| قَٓائِمٌ | İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 3 |
| قَٓائِمَةًۙ | İsim | فَاعِلَةً | Ayakta duran | 3 |
| مُسْتَق۪يماً | Sıfat | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 2 |
| قَوَّام۪ينَ | İsim | فَعَّالِينَ | Yöneticiler | 2 |
| مُق۪يمٌ | Sıfat | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 2 |
| فَاسْتَقِمْ | İstifal | فَاسْتَفْعِلْ | Doğru ol | 2 |
| وَاِقَامَ | İsim | وَإِفْعَالَ | Ve doğru uygulamak | 2 |
| وَقَٓائِماً | İsim | وَفَاعِلًا | Ve ayakta duran | 2 |
| قِيَامٌ | İsim | فِعَالٌ | Ayakta duranlar | 2 |
| وَقُومُوا | Feale-Yefulu | وَافْعُلُوا | Ve ayakta durun | 1 |
| قَٓائِمٌ | İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَٓائِمَةٌ | Sıfat | فَاعِلَةٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَوَّامُونَ | İsim | فَعَّالُونَ | Yöneticiler | 1 |
| وَالْمُق۪يم۪ينَ | İsim | وَالْمُفْعِلِينَ | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| تُق۪يمُوا | İfal Babı | تُفْعِلُوا | Doğru uygularsınız | 1 |
| قِيَماً | Sıfat | فِيعَلًا | Dosdoğru | 1 |
| قَوْمَكَ | İsim | فَعْلَكَ | Kavmin | 1 |
| اِقَامَتِكُمْۙ | İsim | إِفْعَالَتِكُمْ | Sizin ikametiniz | 1 |
| قَيِّماً | Sıfat | فَيْعِلًا | Dosdoğru | 1 |
| نُق۪يمُ | İfal Babı | نُفْعِلُ | Yerleştiririz | 1 |
| وَالْقَٓائِم۪ينَ | İsim | وَالْفَاعِلِينَ | Ve ayakta duranlar | 1 |
| وَالْمُق۪يمِي | İsim | وَالْمُفْعِلِي | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| قَوَاماً | İsim | فَعَالًا | Oranlarda dengeli olmak | 1 |
| وَاَقِمْنَ | İfal Babı | وَأَفْعِلْنَ | Ve doğru uygulayın | 1 |
| الْمُقَامَةِ | İsim | الْمُفْعَلَةِ | İkametgah | 1 |
| قَٓائِمُونَۖ | İsim | فَاعِلُونَ | Ayakta duranlar | 1 |
| يَسْتَق۪يمَ | İstifal | يَسْتَفْعِلَ | Doğru olur | 1 |
| تَقْو۪يمٍۘ | İsim | تَفْعِيلٍ | Doğru uygulama | 1 |
| قَيِّمَةٌۜ | Sıfat | فَيْعِلَةٌ | Dosdoğru | 1 |
| الْقَيِّمَةِۜ | İsim | الْفَيْعِلَةِ | Dosdoğru | 1 |
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavim 182
Kıyamet 70
Ey kavmim 38
Kavim için 38
Onun kavmi 37
DOĞRU 21
Kavime 16
Doğru 15
Onun kavmine 12
Ayakta duran 12
Ve doğru uygulayın 11
Kavmin 9
Ve ey kavmim 9
Makam 8
Diğer 80 anlam
Ve doğru uyguladılar 8
Yerleşik 8
Dosdoğru 8
Ve onun kavmi 8
Onların kavmi 7
Ve kavim 7
Ayakta durur 6
Doğru uygularlar 5
Kavmim 5
Ayakta durursun 5
Durur 5
Ayakta duranlar 4
Doğru oldular 4
Doğru uygula 4
İkisi doğru uygular 3
Yönetici 3
Ve daha doğru 3
Ayakta durmak 3
Yöneticiler 3
Ayakta durdular 3
Doğru uygulayın 3
Ve doğru uyguladı 2
Öyleyse doğru uygulayın 2
Ayakta durursunuz 2
Ve doğru uygulayanlar 2
Doğru uyguladılar 2
Kavmimiz 2
Ve doğru uygularlar 2
Ayakta durma 2
Makamım 2
Kavimi 2
Ve doğru uygula 2
Ve doğru uygulamak 2
Ve ayakta duranlar 2
Ve ikametgah 2
Ve makam 2
Yönelt 2
Ey kavmimiz 2
Ayakta dur 2
doğru 1
Ve kılarlar 1
Kala kalırlar 1
Onun kavmi için 1
Ve ayakta durun 1
Ayakta dururlar 1
Hemen doğru uyguladın 1
Öyleyse ayakta dursun 1
Ayakta durdunuz 1
Doğru uyguladınız 1
Doğru uygularsınız 1
İkisi ayakta durur 1
İkisinin makamı 1
Ve kavmin 1
Öyleyse doğru olun 1
İkinizin kavmine 1
İkiniz doğru olun 1
Doğru ol 1
Doğru uygulamaları için 1
Sizin ikametiniz 1
Daha doğru 1
Hemen onu doğrulttu 1
Yerleştiririz 1
Hemen doğru uygulayın 1
İkisinin kavmi 1
Oranlarda dengeli olmak 1
Senin makamın 1
Ve onların kavmi 1
Doğru uygulama yeri 1
İkametgah 1
Ve ikisinin kavmi 1
Ve ayakta duran 1
Hemen doğru olun 1
Ve doğru ol 1
Ve kavmin için 1
bir toplum 1
Ayakta durması için 1
Onların kavmine 1
Ayakta durdu 1
Doğru olur 1
Doğru uygulama 1
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
+ أ ل ه ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır
242 ayet
وَاِذَا
مَٓا
اُنْزِلَتْ
سُورَةٌ
نَظَرَ
بَعْضُهُمْ
اِلٰى
بَعْضٍۜ
هَلْ
يَرٰيكُمْ
مِنْ
اَحَدٍ
ثُمَّ
انْصَرَفُواۜ
صَرَفَ
اللّٰهُ
قُلُوبَهُمْ
بِاَنَّهُمْ
قَوْمٌ
لَا
يَفْقَهُونَ
Bir sure inince, «Sizi bir kimse görüyor mu?» diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür.[127]
هُوَ
الَّذ۪ي
جَعَلَ
الشَّمْسَ
ضِيَٓاءً
وَالْقَمَرَ
نُوراً
وَقَدَّرَهُ
مَنَازِلَ
لِتَعْلَمُوا
عَدَدَ
السِّن۪ينَ
وَالْحِسَابَۜ
مَا
خَلَقَ
اللّٰهُ
ذٰلِكَ
اِلَّا
بِالْحَقِّۜ
يُفَصِّلُ
الْاٰيَاتِ
لِقَوْمٍ
يَعْلَمُونَ
Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O’dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.[5]
اِنَّ
فِي
اخْتِلَافِ
الَّيْلِ
وَالنَّهَارِ
وَمَا
خَلَقَ
اللّٰهُ
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
لَاٰيَاتٍ
لِقَوْمٍ
يَتَّقُونَ
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.[6]
وَاللّٰهُ
يَدْعُٓوا
اِلٰى
دَارِ
السَّلَامِۜ
وَيَهْد۪ي
مَنْ
يَشَٓاءُ
اِلٰى
صِرَاطٍ
مُسْتَق۪يمٍ
Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.[25]
وَمَا
ظَنُّ
الَّذ۪ينَ
يَفْتَرُونَ
عَلَى
اللّٰهِ
الْكَذِبَ
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
لَذُو
فَضْلٍ
عَلَى
النَّاسِ
وَلٰكِنَّ
اَكْثَرَهُمْ
لَا
يَشْكُرُونَ۟
Allah’a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah’ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.[60]
وَاتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَاَ
نُوحٍۢ
اِذْ
قَالَ
لِقَوْمِه۪
يَا قَوْمِ
اِنْ
كَانَ
كَبُرَ
عَلَيْكُمْ
مَقَام۪ي
وَتَذْك۪ير۪ي
بِاٰيَاتِ
اللّٰهِ
فَعَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْتُ
فَاَجْمِعُٓوا
اَمْرَكُمْ
وَشُرَكَٓاءَكُمْ
ثُمَّ
لَا
يَكُنْ
اَمْرُكُمْ
عَلَيْكُمْ
غُمَّةً
ثُمَّ
اقْضُٓوا
اِلَيَّ
وَلَا
تُنْظِرُونِ
Onlara Nuh’un başından geçenleri anlat: Milletine, «Ey milletim! Eğer durumum, Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah’a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin» demişti.[71]
وَقَالَ
مُوسٰى
يَا قَوْمِ
اِنْ
كُنْتُمْ
اٰمَنْتُمْ
بِاللّٰهِ
فَعَلَيْهِ
تَوَكَّلُٓوا
اِنْ
كُنْتُمْ
مُسْلِم۪ينَ
Musa: «Ey milletim! Allah’a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O’na güvenin» dedi.[84]
فَقَالُوا
عَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْنَاۚ
رَبَّـنَا
لَا
تَجْعَلْنَا
فِتْنَةً
لِلْقَوْمِ
الظَّالِم۪ينَۙ
«Allah’a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar» dediler.[85-86]
وَيَا قَوْمِ
لَٓا
اَسْـَٔلُكُمْ
عَلَيْهِ
مَالاًۜ
اِنْ
اَجْرِيَ
اِلَّا
عَلَى
اللّٰهِ
وَمَٓا
اَنَا۬
بِطَارِدِ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُواۜ
اِنَّهُمْ
مُلَاقُوا
رَبِّهِمْ
وَلٰكِنّ۪ٓي
اَرٰيكُمْ
قَوْماً
تَجْهَلُونَ
«Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum.»[29]
وَيَا قَوْمِ
مَنْ
يَنْصُرُن۪ي
مِنَ
اللّٰهِ
اِنْ
طَرَدْتُهُمْۜ
اَفَلَا
تَذَكَّرُونَ
«Ey milletim! Onları kovarsam, Allah’a karşı beni kim savunur? Düşünmez misiniz?»[30]
وَاِلٰى
عَادٍ
اَخَاهُمْ
هُوداًۜ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اعْبُدُوا
اللّٰهَ
مَا
لَكُمْ
مِنْ
اِلٰهٍ
غَيْرُهُۜ
اِنْ
اَنْتُمْ
اِلَّا
مُفْتَرُونَ
Ad milletine kardeşleri Hud’u gönderdik. Şöyle dedi: «Ey milletim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yoktur; yoksa sadece yalan uyduran kimseler olursunuz.»[50]
اِنّ۪ي
تَوَكَّلْتُ
عَلَى
اللّٰهِ
رَبّ۪ي
وَرَبِّكُمْۜ
مَا
مِنْ
دَٓابَّةٍ
اِلَّا
هُوَ
اٰخِذٌ
بِنَاصِيَتِهَاۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
عَلٰى
صِرَاطٍ
مُسْتَق۪يمٍ
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz» dediler. Hud: «Doğrusu ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O’na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır» dedi.[54-57]
وَاِلٰى
ثَمُودَ
اَخَاهُمْ
صَالِحاًۢ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اعْبُدُوا
اللّٰهَ
مَا
لَكُمْ
مِنْ
اِلٰهٍ
غَيْرُهُۜ
هُوَ
اَنْشَاَكُمْ
مِنَ
الْاَرْضِ
وَاسْتَعْمَرَكُمْ
ف۪يهَا
فَاسْتَغْفِرُوهُ
ثُمَّ
تُوبُٓوا
اِلَيْهِۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
قَر۪يبٌ
مُج۪يبٌ
Semud milletine kardeşleri Salih’i gönderdik. «Ey milletim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin, sonra da O’na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir» dedi.[61]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَاٰتٰين۪ي
مِنْهُ
رَحْمَةً
فَمَنْ
يَنْصُرُن۪ي
مِنَ
اللّٰهِ
اِنْ
عَصَيْتُهُ
فَمَا
تَز۪يدُونَن۪ي
غَيْرَ
تَخْس۪يرٍ
«Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O’na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah’a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız» dedi.[63]
وَيَا قَوْمِ
هٰذِه۪
نَاقَةُ
اللّٰهِ
لَكُمْ
اٰيَةً
فَذَرُوهَا
تَأْكُلْ
ف۪ٓي
اَرْضِ
اللّٰهِ
وَلَا
تَمَسُّوهَا
بِسُٓوءٍ
فَيَأْخُذَكُمْ
عَذَابٌ
قَر۪يبٌ
«Ey milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah’ın devesidir. Bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız»[64]
وَجَٓاءَهُ
قَوْمُهُ
يُهْرَعُونَ
اِلَيْهِ
وَمِنْ
قَبْلُ
كَانُوا
يَعْمَلُونَ
السَّيِّـَٔاتِۜ
قَالَ
يَا قَوْمِ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
بَنَات۪ي
هُنَّ
اَطْهَرُ
لَكُمْ
فَاتَّقُوا
اللّٰهَ
وَلَا
تُخْزُونِ
ف۪ي
ضَيْف۪يۜ
اَلَيْسَ
مِنْكُمْ
رَجُلٌ
رَش۪يدٌ
Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. «Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah’tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?» dedi.[78]
وَاِلٰى
مَدْيَنَ
اَخَاهُمْ
شُعَيْباًۜ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اعْبُدُوا
اللّٰهَ
مَا
لَكُمْ
مِنْ
اِلٰهٍ
غَيْرُهُۜ
وَلَا
تَنْقُصُوا
الْمِكْيَالَ
وَالْم۪يزَانَ
اِنّ۪ٓي
اَرٰيكُمْ
بِخَيْرٍ
وَاِنّ۪ٓي
اَخَافُ
عَلَيْكُمْ
عَذَابَ
يَوْمٍ
مُح۪يطٍ
Medyen halkına kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: «Ey milletim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.»[84]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَرَزَقَن۪ي
مِنْهُ
رِزْقاً
حَسَناًۜ
وَمَٓا
اُر۪يدُ
اَنْ
اُخَالِفَكُمْ
اِلٰى
مَٓا
اَنْهٰيكُمْ
عَنْهُۜ
اِنْ
اُر۪يدُ
اِلَّا
الْاِصْلَاحَ
مَا
اسْتَطَعْتُۜ
وَمَا
تَوْف۪يق۪ٓي
اِلَّا
بِاللّٰهِۜ
عَلَيْهِ
تَوَكَّلْتُ
وَاِلَيْهِ
اُن۪يبُ
«Ey Milletim! Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O’na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum» dedi.[88]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَهْط۪ٓي
اَعَزُّ
عَلَيْكُمْ
مِنَ
اللّٰهِۜ
وَاتَّخَذْتُمُوهُ
وَرَٓاءَكُمْ
ظِهْرِياًّۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
بِمَا
تَعْمَلُونَ
مُح۪يطٌ
«Ey Milletim! Benim taraftarlarım size göre Allah’tan daha mı değerlidir ki Allah’a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır» dedi.[92]
قَالَ
لَا
يَأْت۪يكُمَا
طَعَامٌ
تُرْزَقَانِه۪ٓ
اِلَّا
نَبَّأْتُكُمَا
بِتَأْو۪يلِه۪
قَبْلَ
اَنْ
يَأْتِيَكُمَاۜ
ذٰلِكُمَا
مِمَّا
عَلَّمَن۪ي
رَبّ۪يۜ
اِنّ۪ي
تَرَكْتُ
مِلَّةَ
قَوْمٍ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَهُمْ
بِالْاٰخِرَةِ
هُمْ
كَافِرُونَۙ
Yusuf: «Rabbimin bana öğrettiği bilgi ile, daha yiyeceğiniz yemek gelmeden size onu yorumlarım. Doğrusu ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkar eden, bir milletin dinini bırakmışımdır.[37]
Yükleniyor...