ق و م
597ayette
660kez geçiyor
79/114surede
55farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %70 · Medenî %30
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 39
2. inen sure
En çok geçtiği sure
A’râf
55 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
| Kelime | Tür | Vezin | Anlam | Adet |
|---|---|---|---|---|
| لِقَوْمٍ | İsim | لِفَعْلٍ | Kavim | 342 |
| الْقِيٰمَةِ | İsim | الْفِعَالَةِ | Kıyamet | 70 |
| قَوْماً | İsim | فَعْلًا | Kavim | 40 |
| مُسْتَق۪يمٍ | İsim | مُسْتَفْعِلٍ | DOĞRU | 19 |
| وَاَق۪يمُوا | İfal Babı | وَأَفْعِلُوا | Ve doğru uygulayın | 16 |
| مَقَام۪ي | İsim | مَفْعَلِي | Makam | 13 |
| وَاَقَامُوا | İfal Babı | وَأَفْعَلُوا | Ve doğru uyguladılar | 13 |
| تَقُومُ | Feale-Yefulu | تَفْعُلُ | Ayakta durursun | 13 |
| مُسْتَق۪يمٍ | Sıfat | مُسْتَفْعِلٍ | Doğru | 12 |
| يُق۪يمُونَ | İfal Babı | يُفْعِلُونَ | Doğru uygularlar | 12 |
| وَاَقِمِ | İfal Babı | أَفْعِلْ | Doğru uygula | 10 |
| يَقُومُ | Feale-Yefulu | يَفْعُلُ | Ayakta durur | 8 |
| مُق۪يمٌۙ | İsim | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 6 |
| قَامُوا | Feale-Yefulu | فَعَلُوا | Ayakta durdular | 5 |
| قِيَاماً | İsim | فِعَالًا | Ayakta duranlar | 5 |
| وَاَقْوَمُ | İsim | وَأَفْعَلُ | Ve daha doğru | 4 |
| مُسْتَق۪يماًۙ | İsim | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 4 |
| اسْتَقَامُوا | İstifal | اسْتَفْعَلُوا | Doğru oldular | 4 |
| الْقَيِّمُ | Sıfat | الْفَيْعِلُ | Dosdoğru | 4 |
| مَقَاماً | İsim | مَفْعَلًا | Makam | 4 |
| الْقَيُّومُۚ | Sıfat | الْفَيْعُولُ | Yönetici | 3 |
| قَٓائِماً | İsim | فَاعِلًا | Ayakta duran | 3 |
| تَقُمْ | Feale-Yefulu | تَفْعُلْ | Ayakta durma | 3 |
| قُمْتُمْ | Feale-Yefulu | افْعُلْ | Ayakta dur | 3 |
| فَاسْتَق۪يمُوا | İstifal | فَاسْتَفْعِلُوا | Öyleyse doğru olun | 3 |
| قَٓائِمٌ | İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 3 |
| قَٓائِمَةًۙ | İsim | فَاعِلَةً | Ayakta duran | 3 |
| مُسْتَق۪يماً | Sıfat | مُسْتَفْعِلًا | DOĞRU | 2 |
| قَوَّام۪ينَ | İsim | فَعَّالِينَ | Yöneticiler | 2 |
| مُق۪يمٌ | Sıfat | مُفْعِلٌ | Yerleşik | 2 |
| فَاسْتَقِمْ | İstifal | فَاسْتَفْعِلْ | Doğru ol | 2 |
| وَاِقَامَ | İsim | وَإِفْعَالَ | Ve doğru uygulamak | 2 |
| وَقَٓائِماً | İsim | وَفَاعِلًا | Ve ayakta duran | 2 |
| قِيَامٌ | İsim | فِعَالٌ | Ayakta duranlar | 2 |
| وَقُومُوا | Feale-Yefulu | وَافْعُلُوا | Ve ayakta durun | 1 |
| قَٓائِمٌ | İsim | فَاعِلٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَٓائِمَةٌ | Sıfat | فَاعِلَةٌ | Ayakta duran | 1 |
| قَوَّامُونَ | İsim | فَعَّالُونَ | Yöneticiler | 1 |
| وَالْمُق۪يم۪ينَ | İsim | وَالْمُفْعِلِينَ | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| تُق۪يمُوا | İfal Babı | تُفْعِلُوا | Doğru uygularsınız | 1 |
| قِيَماً | Sıfat | فِيعَلًا | Dosdoğru | 1 |
| قَوْمَكَ | İsim | فَعْلَكَ | Kavmin | 1 |
| اِقَامَتِكُمْۙ | İsim | إِفْعَالَتِكُمْ | Sizin ikametiniz | 1 |
| قَيِّماً | Sıfat | فَيْعِلًا | Dosdoğru | 1 |
| نُق۪يمُ | İfal Babı | نُفْعِلُ | Yerleştiririz | 1 |
| وَالْقَٓائِم۪ينَ | İsim | وَالْفَاعِلِينَ | Ve ayakta duranlar | 1 |
| وَالْمُق۪يمِي | İsim | وَالْمُفْعِلِي | Ve doğru uygulayanlar | 1 |
| قَوَاماً | İsim | فَعَالًا | Oranlarda dengeli olmak | 1 |
| وَاَقِمْنَ | İfal Babı | وَأَفْعِلْنَ | Ve doğru uygulayın | 1 |
| الْمُقَامَةِ | İsim | الْمُفْعَلَةِ | İkametgah | 1 |
| قَٓائِمُونَۖ | İsim | فَاعِلُونَ | Ayakta duranlar | 1 |
| يَسْتَق۪يمَ | İstifal | يَسْتَفْعِلَ | Doğru olur | 1 |
| تَقْو۪يمٍۘ | İsim | تَفْعِيلٍ | Doğru uygulama | 1 |
| قَيِّمَةٌۜ | Sıfat | فَيْعِلَةٌ | Dosdoğru | 1 |
| الْقَيِّمَةِۜ | İsim | الْفَيْعِلَةِ | Dosdoğru | 1 |
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavim 182
Kıyamet 70
Ey kavmim 38
Kavim için 38
Onun kavmi 37
DOĞRU 21
Kavime 16
Doğru 15
Onun kavmine 12
Ayakta duran 12
Ve doğru uygulayın 11
Kavmin 9
Ve ey kavmim 9
Makam 8
Diğer 80 anlam
Ve doğru uyguladılar 8
Yerleşik 8
Dosdoğru 8
Ve onun kavmi 8
Onların kavmi 7
Ve kavim 7
Ayakta durur 6
Doğru uygularlar 5
Kavmim 5
Ayakta durursun 5
Durur 5
Ayakta duranlar 4
Doğru oldular 4
Doğru uygula 4
İkisi doğru uygular 3
Yönetici 3
Ve daha doğru 3
Ayakta durmak 3
Yöneticiler 3
Ayakta durdular 3
Doğru uygulayın 3
Ve doğru uyguladı 2
Öyleyse doğru uygulayın 2
Ayakta durursunuz 2
Ve doğru uygulayanlar 2
Doğru uyguladılar 2
Kavmimiz 2
Ve doğru uygularlar 2
Ayakta durma 2
Makamım 2
Kavimi 2
Ve doğru uygula 2
Ve doğru uygulamak 2
Ve ayakta duranlar 2
Ve ikametgah 2
Ve makam 2
Yönelt 2
Ey kavmimiz 2
Ayakta dur 2
doğru 1
Ve kılarlar 1
Kala kalırlar 1
Onun kavmi için 1
Ve ayakta durun 1
Ayakta dururlar 1
Hemen doğru uyguladın 1
Öyleyse ayakta dursun 1
Ayakta durdunuz 1
Doğru uyguladınız 1
Doğru uygularsınız 1
İkisi ayakta durur 1
İkisinin makamı 1
Ve kavmin 1
Öyleyse doğru olun 1
İkinizin kavmine 1
İkiniz doğru olun 1
Doğru ol 1
Doğru uygulamaları için 1
Sizin ikametiniz 1
Daha doğru 1
Hemen onu doğrulttu 1
Yerleştiririz 1
Hemen doğru uygulayın 1
İkisinin kavmi 1
Oranlarda dengeli olmak 1
Senin makamın 1
Ve onların kavmi 1
Doğru uygulama yeri 1
İkametgah 1
Ve ikisinin kavmi 1
Ve ayakta duran 1
Hemen doğru olun 1
Ve doğru ol 1
Ve kavmin için 1
bir toplum 1
Ayakta durması için 1
Onların kavmine 1
Ayakta durdu 1
Doğru olur 1
Doğru uygulama 1
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
+ ر ب ب ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır
112 ayet
وَوٰعَدْنَا
مُوسٰى
ثَلٰث۪ينَ
لَيْلَةً
وَاَتْمَمْنَاهَا
بِعَشْرٍ
فَتَمَّ
م۪يقَاتُ
رَبِّه۪ٓ
اَرْبَع۪ينَ
لَيْلَةًۚ
وَقَالَ
مُوسٰى
لِاَخ۪يهِ
هٰرُونَ
اخْلُفْن۪ي
ف۪ي
قَوْم۪ي
وَاَصْلِحْ
وَلَا
تَتَّبِـعْ
سَب۪يلَ
الْمُفْسِد۪ينَ
Musa’ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a, «Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme» dedi.[142]
وَلَمَّا
رَجَعَ
مُوسٰٓى
اِلٰى
قَوْمِه۪
غَضْبَانَ
اَسِفاًۙ
قَالَ
بِئْسَمَا
خَلَفْتُمُون۪ي
مِنْ
بَعْد۪يۚ
اَعَجِلْتُمْ
اَمْرَ
رَبِّكُمْۚ
وَاَلْقَى
الْاَلْوَاحَ
وَاَخَذَ
بِرَأْسِ
اَخ۪يهِ
يَجُرُّهُٓ
اِلَيْهِۜ
قَالَ
ابْنَ
اُمَّ
اِنَّ
الْقَوْمَ
اسْتَضْعَفُون۪ي
وَكَادُوا
يَقْتُلُونَن۪يۘ
فَلَا
تُشْمِتْ
بِيَ
الْاَعْدَٓاءَ
وَلَا
تَجْعَلْن۪ي
مَعَ
الْقَوْمِ
الظَّالِم۪ينَ
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce «Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?» dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: «Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma» dedi.[150]
وَاخْتَارَ
مُوسٰى
قَوْمَهُ
سَبْع۪ينَ
رَجُلاً
لِم۪يقَاتِنَاۚ
فَلَمَّٓا
اَخَذَتْهُمُ
الرَّجْفَةُ
قَالَ
رَبِّ
لَوْ
شِئْتَ
اَهْلَكْتَهُمْ
مِنْ
قَبْلُ
وَاِيَّايَۜ
اَتُهْلِكُنَا
بِمَا
فَعَلَ
السُّفَـهَٓاءُ
مِنَّاۚ
اِنْ
هِيَ
اِلَّا
فِتْنَتُكَۜ
تُضِلُّ
بِهَا
مَنْ
تَشَٓاءُ
وَتَهْد۪ي
مَنْ
تَشَٓاءُۜ
اَنْتَ
وَلِيُّنَا
فَاغْفِرْ
لَنَا
وَارْحَمْنَا
وَاَنْتَ
خَيْرُ
الْغَافِر۪ينَ
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: «Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin.»[155]
وَاِذْ
قَالَتْ
اُمَّةٌ
مِنْهُمْ
لِمَ
تَعِظُونَ
قَوْماًۙۨ
اللّٰهُ
مُهْلِكُهُمْ
اَوْ
مُعَذِّبُهُمْ
عَذَاباً
شَد۪يداًۜ
قَالُوا
مَعْذِرَةً
اِلٰى
رَبِّكُمْ
وَلَعَلَّهُمْ
يَتَّقُونَ
Aralarından bir topluluk: «Allah’ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?» dediler. Öğüt verenler: «Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar» dediler.[164]
وَاِذْ
تَاَذَّنَ
رَبُّكَ
لَيَبْعَثَنَّ
عَلَيْهِمْ
اِلٰى
يَوْمِ
الْقِيٰمَةِ
مَنْ
يَسُومُهُمْ
سُٓوءَ
الْعَذَابِۜ
اِنَّ
رَبَّكَ
لَسَر۪يعُ
الْعِقَابِۚ
وَاِنَّهُ
لَغَفُورٌ
رَح۪يمٌ
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.[167]
وَاِذْ
اَخَذَ
رَبُّكَ
مِنْ
بَن۪ٓي
اٰدَمَ
مِنْ
ظُهُورِهِمْ
ذُرِّيَّتَهُمْ
وَاَشْهَدَهُمْ
عَلٰٓى
اَنْفُسِهِمْۚ
اَلَسْتُ
بِرَبِّكُمْۜ
قَالُوا
بَلٰىۚۛ
شَهِدْنَاۚۛ
اَنْ
تَقُولُوا
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
اِنَّا
كُنَّا
عَنْ
هٰذَا
غَافِل۪ينَۙ
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim» demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: «Evet şahidiz» demişlerdi. Bu, kıyamet günü, «Bizim bundan haberimiz yoktu» dersiniz veya «Daha önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?» dersiniz diyedir.[172-173]
وَاِذَا
لَمْ
تَأْتِهِمْ
بِاٰيَةٍ
قَالُوا
لَوْلَا
اجْتَبَيْتَهَاۜ
قُلْ
اِنَّـمَٓا
اَتَّبِـعُ
مَا
يُوحٰٓى
اِلَيَّ
مِنْ
رَبّ۪يۚ
هٰذَا
بَصَٓائِرُ
مِنْ
رَبِّكُمْ
وَهُدًى
وَرَحْمَةٌ
لِقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, «Sen bir tane yapsaydın ya» derler. De ki: «Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir.»[203]
يُبَشِّرُهُمْ
رَبُّهُمْ
بِرَحْمَةٍ
مِنْهُ
وَرِضْوَانٍ
وَجَنَّاتٍ
لَهُمْ
ف۪يهَا
نَع۪يمٌ
مُق۪يمٌۙ
Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.[21-22]
فَقَالُوا
عَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْنَاۚ
رَبَّـنَا
لَا
تَجْعَلْنَا
فِتْنَةً
لِلْقَوْمِ
الظَّالِم۪ينَۙ
«Allah’a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar» dediler.[85-86]
وَلَقَدْ
بَوَّأْنَا
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
مُبَوَّاَ
صِدْقٍ
وَرَزَقْنَاهُمْ
مِنَ
الطَّيِّبَاتِۚ
فَمَا
اخْتَلَفُوا
حَتّٰى
جَٓاءَهُمُ
الْعِلْمُۜ
اِنَّ
رَبَّكَ
يَقْض۪ي
بَيْنَهُمْ
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
ف۪يمَا
كَانُوا
ف۪يهِ
يَخْتَلِفُونَ
And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.[93]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَاٰتٰين۪ي
رَحْمَةً
مِنْ
عِنْدِه۪
فَعُمِّيَتْ
عَلَيْكُمْۜ
اَنُلْزِمُكُمُوهَا
وَاَنْتُمْ
لَهَا
كَارِهُونَ
Nuh: «Ey milletim! Rabbimin katından bir delilim bulunsa ve bana yine katından bir rahmet vermiş de bunlar sizden gizlenmiş olsa, söyleyin bana, hoşlanmadığınız halde zorla sizi bunlara mecbur mu ederiz?» dedi.[28]
وَيَا قَوْمِ
لَٓا
اَسْـَٔلُكُمْ
عَلَيْهِ
مَالاًۜ
اِنْ
اَجْرِيَ
اِلَّا
عَلَى
اللّٰهِ
وَمَٓا
اَنَا۬
بِطَارِدِ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُواۜ
اِنَّهُمْ
مُلَاقُوا
رَبِّهِمْ
وَلٰكِنّ۪ٓي
اَرٰيكُمْ
قَوْماً
تَجْهَلُونَ
«Ey milletim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir; inananları da kovacak değilim; çünkü onlar Rableriyle karşılaşacaklar; fakat ben sizi cahil bir millet olarak görüyorum.»[29]
وَيَا قَوْمِ
اسْتَغْفِرُوا
رَبَّكُمْ
ثُمَّ
تُوبُٓوا
اِلَيْهِ
يُرْسِلِ
السَّمَٓاءَ
عَلَيْكُمْ
مِدْرَاراً
وَيَزِدْكُمْ
قُوَّةً
اِلٰى
قُوَّتِكُمْ
وَلَا
تَتَوَلَّوْا
مُجْرِم۪ينَ
«Ey milletim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin ki size gökten bol bol yağmur göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın; suçlular olarak yüz çevirmeyin.»[52]
اِنّ۪ي
تَوَكَّلْتُ
عَلَى
اللّٰهِ
رَبّ۪ي
وَرَبِّكُمْۜ
مَا
مِنْ
دَٓابَّةٍ
اِلَّا
هُوَ
اٰخِذٌ
بِنَاصِيَتِهَاۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
عَلٰى
صِرَاطٍ
مُسْتَق۪يمٍ
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz» dediler. Hud: «Doğrusu ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O’na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır» dedi.[54-57]
فَاِنْ
تَوَلَّوْا
فَقَدْ
اَبْلَغْتُكُمْ
مَٓا
اُرْسِلْتُ
بِه۪ٓ
اِلَيْكُمْۜ
وَيَسْتَخْلِفُ
رَبّ۪ي
قَوْماً
غَيْرَكُمْۚ
وَلَا
تَضُرُّونَهُ
شَيْـٔاًۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
حَف۪يظٌ
Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka birşey demeyiz» dediler. Hud: «Doğrusu ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nu bırakıp koştuğunuz ortaklardan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun sonra da ertelemeyin. Ben, ancak benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenirim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah ona el koymamış bulunsun. Rabbim elbette doğru yoldadır. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz ben size benimle gönderileni bildirdim. Rabbim sizden başka bir milleti yerinize getirebilir, O’na bir şey de yapamazsınız. Doğrusu Rabbim herşeyi koruyandır» dedi.[54-57]
وَاُتْبِعُوا
ف۪ي
هٰذِهِ
الدُّنْيَا
لَعْنَةً
وَيَوْمَ
الْقِيٰمَةِۜ
اَلَٓا
اِنَّ
عَاداً
كَفَرُوا
رَبَّهُمْۜ
اَلَا
بُعْداً
لِعَادٍ
قَوْمِ
هُودٍ۟
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete uğradılar. Bilin ki Ad milleti Rablerini inkar etti ve yine bilin ki Hud’un milleti Ad Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.[60]
وَاِلٰى
ثَمُودَ
اَخَاهُمْ
صَالِحاًۢ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اعْبُدُوا
اللّٰهَ
مَا
لَكُمْ
مِنْ
اِلٰهٍ
غَيْرُهُۜ
هُوَ
اَنْشَاَكُمْ
مِنَ
الْاَرْضِ
وَاسْتَعْمَرَكُمْ
ف۪يهَا
فَاسْتَغْفِرُوهُ
ثُمَّ
تُوبُٓوا
اِلَيْهِۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
قَر۪يبٌ
مُج۪يبٌ
Semud milletine kardeşleri Salih’i gönderdik. «Ey milletim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin, sonra da O’na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir» dedi.[61]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَاٰتٰين۪ي
مِنْهُ
رَحْمَةً
فَمَنْ
يَنْصُرُن۪ي
مِنَ
اللّٰهِ
اِنْ
عَصَيْتُهُ
فَمَا
تَز۪يدُونَن۪ي
غَيْرَ
تَخْس۪يرٍ
«Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O’na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah’a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız» dedi.[63]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَرَزَقَن۪ي
مِنْهُ
رِزْقاً
حَسَناًۜ
وَمَٓا
اُر۪يدُ
اَنْ
اُخَالِفَكُمْ
اِلٰى
مَٓا
اَنْهٰيكُمْ
عَنْهُۜ
اِنْ
اُر۪يدُ
اِلَّا
الْاِصْلَاحَ
مَا
اسْتَطَعْتُۜ
وَمَا
تَوْف۪يق۪ٓي
اِلَّا
بِاللّٰهِۜ
عَلَيْهِ
تَوَكَّلْتُ
وَاِلَيْهِ
اُن۪يبُ
«Ey Milletim! Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O’na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum» dedi.[88]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَهْط۪ٓي
اَعَزُّ
عَلَيْكُمْ
مِنَ
اللّٰهِۜ
وَاتَّخَذْتُمُوهُ
وَرَٓاءَكُمْ
ظِهْرِياًّۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
بِمَا
تَعْمَلُونَ
مُح۪يطٌ
«Ey Milletim! Benim taraftarlarım size göre Allah’tan daha mı değerlidir ki Allah’a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır» dedi.[92]
Yükleniyor...