أ ل ه

1.879ayette
2.851kez geçiyor
86/114surede
8farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %39 · Medenî %61
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla) Alak 14 1. inen sure En çok geçtiği sure Bakara 289 kez

Kelime ailesi

Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.

KelimeTürVezinAnlamAdet
اللّٰهِ İsmi Alem اللَّهِ Allah 2704
اِلٰهَ İsim فِعَلَ İlah 88
اٰلِهَةً İsim أَفْعِلَةً İlahlar 18
اِلٰهاً İsim فِعَلًا İlah 16
اٰلِهَتِنَا İsim أَفْعِلَتَنَا İlahlarımız 12
اِلٰهُكُمْ İsim فِعَلُكُمْ Sizin ilahınız 10
اِلٰهَيْنِ İsim فِعَلَيْنِ İki ilah 2
ءَاٰلِهَتُنَا İsim أَأَفْعِلَتُنَا İlahlarımız mı? 1

Anlam yelpazesi

Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.

Diğer 28 anlam

Kavram ağı

Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.

Sure dağılımı

Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî

Vahiy sürecinde kullanım

Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.

1. inen: Alak — 1 kez 2. inen: Kalem — 0 kez 3. inen: Müzzemmil — 8 kez 4. inen: Müddessir — 3 kez 5. inen: Fâtiha — 2 kez 6. inen: Tebbet — 0 kez 7. inen: Tekvîr — 1 kez 8. inen: A’lâ — 1 kez 9. inen: Leyl — 0 kez 10. inen: Fecr — 0 kez 11. inen: Duhâ — 0 kez 12. inen: İnşirâh — 0 kez 13. inen: Asr — 0 kez 14. inen: Âdiyât — 0 kez 15. inen: Kevser — 0 kez 16. inen: Tekâsür — 0 kez 17. inen: Mâ’ûn — 0 kez 18. inen: Kâfirûn — 0 kez 19. inen: Fil — 0 kez 20. inen: Felâk — 0 kez 21. inen: Nâs — 1 kez 22. inen: İhlâs — 2 kez 23. inen: Necm — 6 kez 24. inen: Abese — 0 kez 25. inen: Kadr — 0 kez 26. inen: Şems — 2 kez 27. inen: Bürûc — 3 kez 28. inen: Tîn — 1 kez 29. inen: Kureyş — 0 kez 30. inen: Kâri’a — 0 kez 31. inen: Kıyâme — 0 kez 32. inen: Hümeze — 1 kez 33. inen: Mürselât — 0 kez 34. inen: Kâf — 2 kez 35. inen: Beled — 0 kez 36. inen: Târık — 0 kez 37. inen: Kamer — 0 kez 38. inen: Sâd — 7 kez 39. inen: A’râf — 70 kez 40. inen: Cin — 10 kez 41. inen: Yâsîn — 5 kez 42. inen: Furkân — 12 kez 43. inen: Fâtır — 37 kez 44. inen: Meryem — 10 kez 45. inen: Tâ-Hâ — 13 kez 46. inen: Vâkı’a — 0 kez 47. inen: Şu’arâ — 15 kez 48. inen: Neml — 33 kez 49. inen: Kasas — 34 kez 50. inen: İsrâ — 13 kez 51. inen: Yûnus — 63 kez 52. inen: Hûd — 45 kez 53. inen: Yûsuf — 44 kez 54. inen: Hicr — 3 kez 55. inen: En’âm — 93 kez 56. inen: Sâffât — 20 kez 57. inen: Lokman — 32 kez 58. inen: Sebe’ — 8 kez 59. inen: Zümer — 61 kez 60. inen: Mü’min — 57 kez 61. inen: Fussilet — 13 kez 62. inen: Şûrâ — 32 kez 63. inen: Zuhruf — 7 kez 64. inen: Duhân — 4 kez 65. inen: Câsiye — 19 kez 66. inen: Ahkâf — 18 kez 67. inen: Zâriyât — 4 kez 68. inen: Gâşiye — 1 kez 69. inen: Kehf — 20 kez 70. inen: Nahl — 89 kez 71. inen: Nûh — 8 kez 72. inen: İbrahim — 38 kez 73. inen: Enbiyâ — 20 kez 74. inen: Mü’minûn — 19 kez 75. inen: Secde — 1 kez 76. inen: Tûr — 4 kez 77. inen: Mülk — 3 kez 78. inen: Hâkka — 1 kez 79. inen: Me’âric — 1 kez 80. inen: Nebe’ — 0 kez 81. inen: Nâzi’ât — 1 kez 82. inen: İnfitâr — 1 kez 83. inen: İnşikâk — 1 kez 84. inen: Rûm — 24 kez 85. inen: Ankebût — 44 kez 86. inen: Mutaffifîn — 0 kez 87. inen: Bakara — 289 kez 88. inen: Enfâl — 89 kez 89. inen: Âl-i İmrân — 215 kez 90. inen: Ahzâb — 90 kez 91. inen: Mümtehine — 21 kez 92. inen: Nisâ — 231 kez 93. inen: Zilzâl — 0 kez 94. inen: Hadîd — 32 kez 95. inen: Muhammed — 28 kez 96. inen: Ra’d — 35 kez 97. inen: Rahmân — 0 kez 98. inen: İnsan — 5 kez 99. inen: Talâk — 25 kez 100. inen: Beyyine — 3 kez 101. inen: Haşr — 31 kez 102. inen: Nûr — 80 kez 103. inen: Hac — 77 kez 104. inen: Münâfikûn — 14 kez 105. inen: Mücâdele — 40 kez 106. inen: Hucurât — 27 kez 107. inen: Tahrîm — 13 kez 108. inen: Teğâbun — 21 kez 109. inen: Saff — 17 kez 110. inen: Cum’a — 12 kez 111. inen: Fetih — 39 kez 112. inen: Mâide — 151 kez 113. inen: Tevbe — 172 kez 114. inen: Nasr — 2 kez
← ilk inenson inen →

Ayetler

+ س م و ile birlikte ✕ Süzgeci kaldır

185 ayet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah’tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah’ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.[48-49]
يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ
Lokman: «Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif’tir, haberdardır».[16]
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ
Allah’ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve aydınlatıcı bir Kitap bulunmadan tartışanlar vardır.[20]
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
And olsun ki onlara: Gökleri ve yeri yaratan kimdir? diye sorsan, Allahtır derler. De ki: Hamd Allaha mahsustur, ama çoğu bilmezler.[25]
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.[26]
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Allah’ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah’ın, yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?[29]
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah’tır. O’ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?[4]
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ
Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar Kendisinin olan Allah’a mahsustur. O, Hakim’dir, her şeyden haberdardır.[1]
قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ
De ki: «Allah’ı bırakıp de göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadığı, her ikisinde de bir ortaklığı bulunmadığı ve hiçbiri Allah’a yardımcı olmadığı halde tanrı olduklarını ileri sürdüklerinizi yardıma çağırsanıza!»[22]
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
De ki: «Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?» De ki: «Allah’tır. Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz.»[24]
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.[1]
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratan var mıdır? O’ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?[3]
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ
Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır, hükümranlık O’nundur. O’nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.[13]
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ
Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.[27]
اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.[38]
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً
De ki: «Allah’ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?» Yoksa onların Allah’la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.[40]
اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً
Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah’tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O’ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim’dir, bağışlayandır.[41]
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يماً قَد۪يراً
Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.[44]
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يراً
Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.[45]
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَـتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَاماًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟
Allah’ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.[21]
Yükleniyor...