ا ذ
220ayette
239kez geçiyor
50/114surede
1farklı kelime
Mekkî / Medenî
Mekkî %56 · Medenî %44
İlk inen ayet (nüzul sırasıyla)
Kalem 17
2. inen sure
En çok geçtiği sure
Bakara
29 kez
Kelime ailesi
Bu kökten türeyen farklı kelimeler. Tıklayınca geçtiği ayetler listelenir.
| Kelime | Tür | Vezin | Anlam | Adet |
|---|---|---|---|---|
| اِذْ | Zaman Zarfı | إِذْ | Zaman | 239 |
Anlam yelpazesi
Kökün kelimelerinin Türkçe karşılıkları.
Kavram ağı
Aynı ayette en çok birlikte geçtiği kökler (ayet sayısı). Tıklayınca ortak ayetler listelenir.
Sure dağılımı
Her kutu bir sure; renk koyulaştıkça o surede daha çok geçiyor. Mekkî Medenî
96
68
73
74
1
111
81
87
92
89
93
94
103
100
108
102
107
109
105
113
114
112
53
80
97
91
85
95
106
101
75
104
77
50
90
86
54
38
7
72
36
25
35
19
20
56
26
27
28
17
10
11
12
15
6
37
31
34
39
40
41
42
43
44
45
46
51
88
18
16
71
14
21
23
32
52
67
69
70
78
79
82
84
30
29
83
2
8
3
33
60
4
99
57
47
13
55
76
65
98
59
24
22
63
58
49
66
64
61
62
48
5
9
110
Vahiy sürecinde kullanım
Sureler iniş sırasıyla soldan sağa: ilk inen Alak'tan son inen sureye. Kavramın hangi dönemde öne çıktığını gösterir.
← ilk inenson inen →
Ayetler
220 ayet
وَلَقَدْ
صَدَقَكُمُ
اللّٰهُ
وَعْدَهُٓ
اِذْ
تَحُسُّونَهُمْ
بِاِذْنِه۪ۚ
حَتّٰٓى
اِذَا
فَشِلْتُمْ
وَتَنَازَعْتُمْ
فِي
الْاَمْرِ
وَعَصَيْتُمْ
مِنْ
بَعْدِ
مَٓا
اَرٰيكُمْ
مَا
تُحِبُّونَۜ
مِنْكُمْ
مَنْ
يُر۪يدُ
الدُّنْيَا
وَمِنْكُمْ
مَنْ
يُر۪يدُ
الْاٰخِرَةَۚ
ثُمَّ
صَرَفَكُمْ
عَنْهُمْ
لِيَبْتَلِيَكُمْۚ
وَلَقَدْ
عَفَا
عَنْكُمْۜ
وَاللّٰهُ
ذُو
فَضْلٍ
عَلَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah’ın inananlara nimeti boldur.[152]
اِذْ
تُصْعِدُونَ
وَلَا
تَلْوُ۫نَ
عَلٰٓى
اَحَدٍ
وَالرَّسُولُ
يَدْعُوكُمْ
ف۪ٓي
اُخْرٰيكُمْ
فَاَثَابَكُمْ
غَماًّ
بِغَمٍّ
لِكَيْلَا
تَحْزَنُوا
عَلٰى
مَا
فَاتَكُمْ
وَلَا
مَٓا
اَصَابَكُمْۜ
وَاللّٰهُ
خَب۪يرٌ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.[153]
لَقَدْ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
اِذْ
بَعَثَ
ف۪يهِمْ
رَسُولاً
مِنْ
اَنْفُسِهِمْ
يَتْلُوا
عَلَيْهِمْ
اٰيَاتِه۪
وَيُزَكّ۪يهِمْ
وَيُعَلِّمُهُمُ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَۚ
وَاِنْ
كَانُوا
مِنْ
قَبْلُ
لَف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.[164]
وَاِذْ
اَخَذَ
اللّٰهُ
م۪يثَاقَ
الَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
الْكِتَابَ
لَتُبَيِّنُنَّهُ
لِلنَّاسِ
وَلَا
تَكْتُمُونَهُۘ
فَنَبَذُوهُ
وَرَٓاءَ
ظُهُورِهِمْ
وَاشْتَرَوْا
بِه۪
ثَمَناً
قَل۪يلاًۜ
فَبِئْسَ
مَا
يَشْتَرُونَ
Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür![187]
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
رَسُولٍ
اِلَّا
لِيُطَاعَ
بِاِذْنِ
اللّٰهِۜ
وَلَوْ
اَنَّهُمْ
اِذْ
ظَلَمُٓوا
اَنْفُسَهُمْ
جَٓاؤُ۫كَ
فَاسْتَغْفَرُوا
اللّٰهَ
وَاسْتَغْفَرَ
لَهُمُ
الرَّسُولُ
لَوَجَدُوا
اللّٰهَ
تَـوَّاباً
رَح۪يماً
Biz her peygamberi ancak, Allah’ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah’tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah’ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.[64]
وَاِنَّ
مِنْكُمْ
لَمَنْ
لَيُبَطِّئَنَّۚ
فَاِنْ
اَصَابَتْكُمْ
مُص۪يبَةٌ
قَالَ
قَدْ
اَنْعَمَ
اللّٰهُ
عَلَيَّ
اِذْ
لَمْ
اَكُنْ
مَعَهُمْ
شَه۪يداً
Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: «Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim» der.[72]
يَسْتَخْفُونَ
مِنَ
النَّاسِ
وَلَا
يَسْتَخْفُونَ
مِنَ
اللّٰهِ
وَهُوَ
مَعَهُمْ
اِذْ
يُبَيِّتُونَ
مَا
لَا
يَرْضٰى
مِنَ
الْقَوْلِۜ
وَكَانَ
اللّٰهُ
بِمَا
يَعْمَلُونَ
مُح۪يـطاً
Allah’ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah’dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir.[108]
وَاذْكُرُوا
نِعْمَةَ
اللّٰهِ
عَلَيْكُمْ
وَم۪يثَاقَهُ
الَّذ۪ي
وَاثَقَكُمْ
بِه۪ٓۙ
اِذْ
قُلْتُمْ
سَمِعْنَا
وَاَطَعْنَاۘ
وَاتَّقُوا
اللّٰهَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
عَل۪يمٌ
بِذَاتِ
الصُّدُورِ
Allah’ın size olan nimetini ve «İşittik, itaat ettik» dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah’tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.[7]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
اذْكُرُوا
نِعْمَتَ
اللّٰهِ
عَلَيْكُمْ
اِذْ
هَمَّ
قَوْمٌ
اَنْ
يَبْسُطُٓوا
اِلَيْكُمْ
اَيْدِيَهُمْ
فَكَفَّ
اَيْدِيَهُمْ
عَنْكُمْۚ
وَاتَّقُوا
اللّٰهَۜ
وَعَلَى
اللّٰهِ
فَلْيَتَوَكَّلِ
الْمُؤْمِنُونَ۟
Ey İnananlar! Allah’ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah’tan sakının, inananlar Allah’a güvensinler.[11]
وَاِذْ
قَالَ
مُوسٰى
لِقَوْمِه۪
يَا قَوْمِ
اذْكُرُوا
نِعْمَةَ
اللّٰهِ
عَلَيْكُمْ
اِذْ
جَعَلَ
ف۪يكُمْ
اَنْبِيَٓاءَ
وَجَعَلَكُمْ
مُلُوكاًۗ
وَاٰتٰيكُمْ
مَا
لَمْ
يُؤْتِ
اَحَداً
مِنَ
الْعَالَم۪ينَ
Musa, milletine: «Ey milletim! Allah’ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir».[20]
وَاتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَاَ
ابْنَيْ
اٰدَمَ
بِالْحَقِّۢ
اِذْ
قَرَّبَا
قُرْبَاناً
فَتُقُبِّلَ
مِنْ
اَحَدِهِمَا
وَلَمْ
يُتَقَبَّلْ
مِنَ
الْاٰخَرِۜ
قَالَ
لَاَقْتُلَنَّكَۜ
قَالَ
اِنَّمَا
يَتَقَبَّلُ
اللّٰهُ
مِنَ
الْمُتَّق۪ينَ
Onlara, Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, «And olsun seni öldüreceğim» deyince, kardeşi: «Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder» demişti.[27]
اِذْ
قَالَ
اللّٰهُ
يَا ع۪يسَى
ابْنَ
مَرْيَمَ
اذْكُرْ
نِعْمَت۪ي
عَلَيْكَ
وَعَلٰى
وَالِدَتِكَۢ
اِذْ
اَيَّدْتُكَ
بِرُوحِ
الْقُدُسِ
تُكَلِّمُ
النَّاسَ
فِي
الْمَهْدِ
وَكَهْلاًۚ
وَاِذْ
عَلَّمْتُكَ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَ
وَالتَّوْرٰيةَ
وَالْاِنْج۪يلَۚ
وَاِذْ
تَخْلُقُ
مِنَ
الطّ۪ينِ
كَـهَيْـَٔةِ
الطَّيْرِ
بِاِذْن۪ي
فَتَنْفُخُ
ف۪يهَا
فَتَكُونُ
طَيْراً
بِاِذْن۪ي
وَتُبْرِئُ
الْاَكْمَهَ
وَالْاَبْرَصَ
بِاِذْن۪يۚ
وَاِذْ
تُخْرِجُ
الْمَوْتٰى
بِاِذْن۪يۚ
وَاِذْ
كَفَفْتُ
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
عَنْكَ
اِذْ
جِئْتَهُمْ
بِالْبَيِّنَاتِ
فَقَالَ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
مِنْهُمْ
اِنْ
هٰذَٓا
اِلَّا
سِحْرٌ
مُب۪ينٌ
Allah, «Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an» demişti, «Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, ’Bu apaçık bir büyüdür’ demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim.»[110]
وَاِذْ
اَوْحَيْتُ
اِلَى
الْحَوَارِيّ۪نَ
اَنْ
اٰمِنُوا
ب۪ي
وَبِرَسُول۪يۚ
قَالُٓوا
اٰمَنَّا
وَاشْهَدْ
بِاَنَّـنَا
مُسْلِمُونَ
Havarilere, «Bana ve peygamberime inanın» diye bildirmiştim, «İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol» demişlerdi.[111]
اِذْ
قَالَ
الْحَوَارِيُّونَ
يَا ع۪يسَى
ابْنَ
مَرْيَمَ
هَلْ
يَسْتَط۪يعُ
رَبُّكَ
اَنْ
يُنَزِّلَ
عَلَيْنَا
مَٓائِدَةً
مِنَ
السَّمَٓاءِۜ
قَالَ
اتَّقُوا
اللّٰهَ
اِنْ
كُنْتُمْ
مُؤْمِن۪ينَ
Havariler, «Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi de, «İnanıyorsanız Allah’tan sakının» demişti.[112]
وَاِذْ
قَالَ
اللّٰهُ
يَا ع۪يسَى
ابْنَ
مَرْيَمَ
ءَاَنْتَ
قُلْتَ
لِلنَّاسِ
اتَّخِذُون۪ي
وَاُمِّيَ
اِلٰهَيْنِ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۜ
قَالَ
سُبْحَانَكَ
مَا
يَكُونُ
ل۪ٓي
اَنْ
اَقُولَ
مَا
لَيْسَ
ل۪ي
بِحَقٍّۜ
اِنْ
كُنْتُ
قُلْتُهُ
فَقَدْ
عَلِمْتَهُۜ
تَعْلَمُ
مَا
ف۪ي
نَفْس۪ي
وَلَٓا
اَعْلَمُ
مَا
ف۪ي
نَفْسِكَۜ
اِنَّكَ
اَنْتَ
عَلَّامُ
الْغُيُوبِ
Allah, «Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?» demişti de, «Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin» demişti, «Ben onlara sadece ’Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin.»[116-117]
وَلَوْ
تَرٰٓى
اِذْ
وُقِفُوا
عَلَى
النَّارِ
فَقَالُوا
يَا لَيْتَنَا
نُرَدُّ
وَلَا
نُكَذِّبَ
بِاٰيَاتِ
رَبِّنَا
وَنَكُونَ
مِنَ
الْمُؤْمِن۪ينَ
Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, «keşke dünyaya tekrar döndürülseydik, Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık» dediklerini bir görsen![27]
وَلَوْ
تَرٰٓى
اِذْ
وُقِفُوا
عَلٰى
رَبِّهِمْۜ
قَالَ
اَلَيْسَ
هٰذَا
بِالْحَقِّۜ
قَالُوا
بَلٰى
وَرَبِّنَاۜ
قَالَ
فَذُوقُوا
الْعَذَابَ
بِمَا
كُنْتُمْ
تَكْفُرُونَ۟
Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen! Allah: «Bu gerçek değil mi?» der; onlar, «Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir» derler. Allah da «Öyleyse inkar etmenizden ötürü azabı tadın» der.[30]
فَلَوْلَٓا
اِذْ
جَٓاءَهُمْ
بَأْسُنَا
تَضَرَّعُوا
وَلٰكِنْ
قَسَتْ
قُلُوبُهُمْ
وَزَيَّنَ
لَهُمُ
الشَّيْطَانُ
مَا
كَانُوا
يَعْمَلُونَ
Hiç değilse, onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lakin kalbleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.[43]
قُلْ
اَنَدْعُوا
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
مَا
لَا
يَنْفَعُنَا
وَلَا
يَضُرُّنَا
وَنُرَدُّ
عَلٰٓى
اَعْقَابِنَا
بَعْدَ
اِذْ
هَدٰينَا
اللّٰهُ
كَالَّذِي
اسْتَهْوَتْهُ
الشَّيَاط۪ينُ
فِي
الْاَرْضِ
حَيْرَانَۖ
لَهُٓ
اَصْحَابٌ
يَدْعُونَهُٓ
اِلَى
الْهُدَى
ائْتِنَاۜ
قُلْ
اِنَّ
هُدَى
اللّٰهِ
هُوَ
الْهُدٰىۜ
وَاُمِرْنَا
لِنُسْلِمَ
لِرَبِّ
الْعَالَم۪ينَۙ
De ki: «Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah’tan başka şeylere mi yalvaralım?» De ki, «Doğru yol ancak Allah’ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah’tan sakının diye emrolunduk.» Kendisine toplanacağınız O’dur.[71-72]
وَاِذْ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
لِاَب۪يهِ
اٰزَرَ
اَتَـتَّخِذُ
اَصْنَاماً
اٰلِهَةًۚ
اِنّ۪ٓي
اَرٰيكَ
وَقَوْمَكَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
İbrahim, babası Azer’e, «Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum» demişti.[74]
Yükleniyor...