ظ ل م

315 kelime · i'rab ağacında: 286

Cümledeki kullanımı

Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.

Fiil 112 ayetler
Haber 62 ayetler
Mecrur 60 ayetler
Sıfat 28 ayetler
Mef'ûlun bih 25 ayetler
Mevsûf 21 ayetler
Muzâfun ileyh 14 ayetler
Fâil 12 ayetler
Muzâf 11 ayetler
Mef'ûlun fîh 9 ayetler
Mübteda 7 ayetler
Hâl 6 ayetler
Mümeyyez 3 ayetler
Mef'ûlun lieclih 2 ayetler
Bedel 1 ayetler
Mübdelün minh 1 ayetler
Mübdelün minh 1 ayetler

Fiil Fâil ت

4 ayet · ظ ل م kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْۜ فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ
Musa milletine «Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizi kabul eder» demişti.[54]
ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟
Ona: «Köşke gir» dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: «Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur» dedi. Melike: «Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum» dedi.[44]
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
Musa: «Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla» dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.[16]
وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Sonunda Bize gelince arkadaşına: «Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!» der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.[38-39]
Yükleniyor...