ع ب د
275 kelime · i'rab ağacında: 270
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Fiil 123 ayetler
Fâil 122 ayetler
Mef'ûlun bih 109 ayetler
اللَّهَ
28
↗
(هُ)
gizli 17
مَا
12
(أَحَدًا)
gizli 9
هُ
zamir 7
ي
zamir 6
رَبَّ
5
↗
الَّذِينَ
3
إِيَّاهُ
zamir 3
الشَّيْطَانَ
2
↗
أَصْنَامًا
2
↗
إِيَّانَا
zamir 2
+13 daha (daha az geçenler)
Mef'ûlun lieclih 3 ayetler
Mef'ûlun mutlak 1 ayetler
Mecrur 78 ayetler
Mevsûf 35 ayetler
Sıfat 35 ayetler
الْمُخْلَصِينَ
7
↗
الَّذِينَ
6
الْمُؤْمِنِينَ
6
↗
الصَّالِحُونَ
3
↗
عِبَادِ
2
مُنِيبٍ
2
↗
هَؤُلَاءِ
1
عَلَّمْنَا
1
↗
الْمُسْتَغْفِرِينَ
1
↗
آتَيْنَا
1
↗
يَقْدِرُ
1
↗
الْقَانِتِينَ
1
↗
+16 daha (daha az geçenler)
Mef'ûlun bih 21 ayetler
Fiili 21 ayetler
(أُنَادِي)
gizli 5
اذْكُرْ
3
↗
أَضْلَلْتُمْ
2
↗
بَشِّرْ
2
↗
كَذَّبُوا
1
↗
نَبِّئْ
1
↗
يَنْهَى
1
↗
وَجَدَا
1
↗
وَعَدَ
1
↗
بَعَثْنَا
1
↗
يَتَّخِذُوا
1
↗
أَدُّوا
1
↗
+1 daha (daha az geçenler)
Muzâfun ileyh 10 ayetler
Haber 9 ayetler
Sıfat 9 ayetler
Mübdelün minh 4 ayetler
Fiil Mef'ûlun bih هُ
17 ayet · ع ب د kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
قَالُوا
يَا صَالِحُ
قَدْ
كُنْتَ
ف۪ينَا
مَرْجُواًّ
قَبْلَ
هٰذَٓا
اَتَنْهٰينَٓا
اَنْ
نَعْبُدَ
مَا
يَعْبُدُ
اٰبَٓاؤُ۬نَا
وَاِنَّنَا
لَف۪ي
شَكٍّ
مِمَّا
تَدْعُونَٓا
اِلَيْهِ
مُر۪يبٍ
«Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda kendisinden iyilik beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişedeyiz» dediler.[62]
قَالُوا
يَا شُعَيْبُ
اَصَلٰوتُكَ
تَأْمُرُكَ
اَنْ
نَتْرُكَ
مَا
يَعْبُدُ
اٰبَٓاؤُ۬نَٓا
اَوْ
اَنْ
نَفْعَلَ
ف۪ٓي
اَمْوَالِنَا
مَا
نَشٰٓؤُ۬اۜ
اِنَّكَ
لَاَنْتَ
الْحَل۪يمُ
الرَّش۪يدُ
«Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı meneden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin» dediler.[87]
فَلَمَّا
اعْتَزَلَهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۙ
وَهَبْنَا
لَـهُٓ
اِسْحٰقَ
وَيَعْقُوبَۜ
وَكُلاًّ
جَعَلْنَا
نَبِياًّ
İbrahim onları Allah’tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub’u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.[49]
اُفٍّ
لَكُمْ
وَلِمَا
تَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۜ
اَفَلَا
تَعْقِلُونَ
İbrahim: «O halde, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah’ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?» dedi.[66-67]
وَيَوْمَ
يَحْشُرُهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
فَيَقُولُ
ءَاَنْتُمْ
اَضْلَلْتُمْ
عِبَاد۪ي
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
اَمْ
هُمْ
ضَلُّوا
السَّب۪يلَۜ
O gün Rabbin onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: «Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?» der.[17]
قَالَ
اَفَرَاَيْتُمْ
مَا
كُنْتُمْ
تَعْبُدُونَۙ
İbrahim: «Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O’dur. Beni yediren de, içiren de O’dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O’dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O’dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.[75-83]
وَق۪يلَ
لَهُمْ
اَيْنَ
مَا
كُنْتُمْ
تَعْبُدُونَۙ
Onlara: «Allah’ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?» denilir.[92-93]
وَصَدَّهَا
مَا
كَانَتْ
تَعْبُدُ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِۜ
اِنَّهَا
كَانَتْ
مِنْ
قَوْمٍ
كَافِر۪ينَ
Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah’tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.[43]
وَاِذَا
تُتْلٰى
عَلَيْهِمْ
اٰيَاتُنَا
بَيِّنَاتٍ
قَالُوا
مَا
هٰذَٓا
اِلَّا
رَجُلٌ
يُر۪يدُ
اَنْ
يَصُدَّكُمْ
عَمَّا
كَانَ
يَعْبُدُ
اٰبَٓاؤُ۬كُمْۚ
وَقَالُوا
مَا
هٰذَٓا
اِلَّٓا
اِفْكٌ
مُفْتَرًىۜ
وَقَالَ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
لِلْحَقِّ
لَمَّا
جَٓاءَهُمْۙ
اِنْ
هٰذَٓا
اِلَّا
سِحْرٌ
مُب۪ينٌ
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman: «Bu adam sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymaktan başka bir şey istemiyor» derlerdi. «Bu Kuran düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir» derlerdi. Hak, inkar edenlere geldiğinde, onun için: «Bu apaçık bir büyüdür» demişlerdi.[43]
اُحْشُرُوا
الَّذ۪ينَ
ظَلَمُوا
وَاَزْوَاجَهُمْ
وَمَا
كَانُوا
يَعْبُدُونَۙ
İlgililere şöyle emredilir: «Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah’ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun.»[22-23]
اِذْ
قَالَ
لِاَب۪يهِ
وَقَوْمِه۪
مَاذَا
تَعْبُدُونَۚ
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: «Nelere kulluk ediyorsunuz?»[85]
فَاِنَّكُمْ
وَمَا
تَعْبُدُونَۙ
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah’a karşı azdırıcı değilsiniz.[161-163]
وَاِذْ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
لِاَب۪يهِ
وَقَوْمِه۪ٓ
اِنَّن۪ي
بَرَٓاءٌ
مِمَّا
تَعْبُدُونَۙ
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: «Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O’dur.»[26-27]
لَٓا
اَعْبُدُ
مَا
تَعْبُدُونَۙ
«Ben sizin taptıklarınıza tapmam.»[2]
وَلَٓا
اَنْتُمْ
عَابِدُونَ
مَٓا
اَعْبُدُۚ
«Benim taptığıma da sizler tapmazsınız.»[3]
وَلَٓا
اَنَا۬
عَابِدٌ
مَا
عَبَدْتُمْۙ
«Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim.»[4]
وَلَٓا
اَنْتُمْ
عَابِدُونَ
مَٓا
اَعْبُدُۜ
«Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz.»[5]
Yükleniyor...