و ج د
107 kelime · i'rab ağacında: 107
Cümledeki kullanımı
Kökün kelimeleri cümlede hangi konumda geçiyor ve orada kimlerle ilişki kuruyor? Sayılar, kökün o ilişkide geçtiği kelime sayısıdır. Kelimeler, aynı kökten gelen bütün biçimleri temsil eder (gösterilen, en sık geçen biçimdir). Bir öğeye dokununca ayetler listelenir; o kelimenin kökünün haritasına geçer.
Fiil 106 ayetler
Fâil 103 ayetler
Mef'ûlun bih 100 ayetler
آبَاءَ
9
↗
نَصِيرًا
8
↗
مَا
7
وَلِيًّا
7
↗
هُ
zamir 5
قَوْمًا
4
↗
هَا
zamir 4
الَّذِينَ
3
تَبْدِيلًا
3
↗
اللَّهَ
3
↗
كَ
zamir 3
هُمْ
zamir 3
+49 daha (daha az geçenler)
ي
zamir 3
كَاتِبًا
2
↗
أَكْثَرَ
2
↗
مُلْتَحَدًا
2
↗
امْرَأَةً
2
↗
مَاءً
2
↗
تَحْوِيلًا
2
↗
سَبِيلًا
2
↗
نَا
zamir 2
(شَيْئًا)
gizli 1
عَبْدًا
1
↗
عَزْمًا
1
↗
الْإِنْجِيلِ
1
↗
عَهْدٍ
1
↗
غِلْظَةً
1
↗
مَغَارَاتٍ
1
↗
غَيْرَ
1
↗
فَاسِقِينَ
1
↗
أَقْرَبَ
1
↗
مَلْجَأً
1
↗
مَتَاعَ
1
↗
نِكَاحًا
1
↗
هُدًى
1
↗
بِضَاعَةَ
1
↗
مَوْئِلًا
1
↗
سَعَةً
1
↗
وَكِيلًا
1
↗
الْيَهُودَ
1
↗
أَحَدًا
1
↗
آخَرِينَ
1
↗
تَبِيعًا
1
↗
التَّوْرَاةِ
1
↗
جِدَارًا
1
↗
حَرَجًا
1
↗
مُحَرَّمًا
1
↗
حَاجَةً
1
↗
مَحِيصًا
1
↗
اخْتِلَافًا
1
↗
خَيْرًا
1
↗
مُدَّخَلًا
1
↗
أُمَّةً
1
↗
رَجُلَيْنِ
1
↗
رِزْقًا
1
↗
مُرَاغَمًا
1
↗
رِيحَ
1
↗
أَشَدَّ
1
↗
شَاكِرِينَ
1
↗
شِهَابًا
1
↗
مَصْرِفًا
1
↗
Mef'ûlun bih (2.) 73 ayetler
هُ
zamir 13
(مُسْتَقِرًّا)
gizli 10
هُمْ
zamir 6
سُنَّةِ
5
↗
هَا
zamir 4
دُونِ
3
↗
(مُسْتَقِرَّةٌ)
gizli 2
حَقًّا
2
↗
أُمَّةٍ
2
↗
رَحِيمًا
2
↗
كَ
zamir 2
كُمْ
zamir 2
+27 daha (daha az geçenler)
إِلَّا
1
مَا
1
مُسْتَقِرَّتَيْنِ
1
(مُسْتَقِرِّينَ)
gizli 1
ضَالًّا
1
↗
تَطْلُعُ
1
↗
أَعْظَمَ
1
↗
عَائِلًا
1
↗
تَغْرُبُ
1
↗
غَفُورًا
1
↗
يَفْعَلُونَ
1
↗
مُلِئَتْ
1
↗
أَنْفُسِ
1
↗
النَّارِ
1
↗
يُوَادُّونَ
1
↗
يَتِيمًا
1
↗
تَوَّابًا
1
↗
أَحْرَصَ
1
↗
حَاضِرًا
1
↗
خَيْرًا
1
↗
رُدَّتْ
1
↗
يُرِيدُونَ
1
↗
زَيَّنَ
1
↗
يَسْجُدُونَ
1
↗
شَيْئًا
1
↗
صَابِرًا
1
↗
صَدَّ
1
↗
Mef'ûlun fîh 5 ayetler
Temyiz 2 ayetler
Hâl 1 ayetler
Fiil Mef'ûlun bih (2.)
68 ayet · و ج د kelimesi koyu, ilişkili kelime açık tonda (renkler türü gösterir: isim, fiil, harf)
وَلَقَدْ
عَهِدْنَٓا
اِلٰٓى
اٰدَمَ
مِنْ
قَبْلُ
فَنَسِيَ
وَلَمْ
نَجِدْ
لَهُ
عَزْماً۟
And olsun ki daha önce Adem’e ahd vermiştik, fakat unuttu; onu azimli bulmadık.[115]
قَالُوا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
لَهَا
عَابِد۪ينَ
«Babalarımızı onlara tapar bulduk» demişlerdi.[53]
فَاِنْ
لَمْ
تَجِدُوا
ف۪يهَٓا
اَحَداً
فَلَا
تَدْخُلُوهَا
حَتّٰى
يُؤْذَنَ
لَكُمْۚ
وَاِنْ
ق۪يلَ
لَكُمُ
ارْجِعُوا
فَارْجِعُوا
هُوَ
اَزْكٰى
لَكُمْۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
عَل۪يمٌ
Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size «Dönün» denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı bilir.[28]
وَالَّذ۪ينَ
كَفَرُٓوا
اَعْمَالُهُمْ
كَسَرَابٍ
بِق۪يعَةٍ
يَحْسَبُهُ
الظَّمْاٰنُ
مَٓاءًۜ
حَتّٰٓى
اِذَا
جَٓاءَهُ
لَمْ
يَجِدْهُ
شَيْـٔاً
وَوَجَدَ
اللّٰهَ
عِنْدَهُ
فَوَفّٰيهُ
حِسَابَهُۜ
وَاللّٰهُ
سَر۪يعُ
الْحِسَابِۙ
İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah’ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.[39]
قَالُوا
بَلْ
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
كَذٰلِكَ
يَفْعَلُونَ
«Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk» demişlerdi.[74]
وَجَدْتُهَا
وَقَوْمَهَا
يَسْجُدُونَ
لِلشَّمْسِ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
وَزَيَّنَ
لَهُمُ
الشَّيْطَانُ
اَعْمَالَهُمْ
فَصَدَّهُمْ
عَنِ
السَّب۪يلِ
فَهُمْ
لَا
يَهْتَدُونَۙ
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman’a: «Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe’den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah’a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah’tan başka tanrı yoktur» dedi.[22-26]
وَدَخَلَ
الْمَد۪ينَةَ
عَلٰى
ح۪ينِ
غَفْلَةٍ
مِنْ
اَهْلِهَا
فَوَجَدَ
ف۪يهَا
رَجُلَيْنِ
يَقْتَتِلَانِۘ
هٰذَا
مِنْ
ش۪يعَتِه۪
وَهٰذَا
مِنْ
عَدُوِّه۪ۚ
فَاسْتَغَاثَهُ
الَّذ۪ي
مِنْ
ش۪يعَتِه۪
عَلَى
الَّذ۪ي
مِنْ
عَدُوِّه۪ۙ
فَوَكَزَهُ
مُوسٰى
فَقَضٰى
عَلَيْهِۘ
قَالَ
هٰذَا
مِنْ
عَمَلِ
الشَّيْطَانِۜ
اِنَّهُ
عَدُوٌّ
مُضِلٌّ
مُب۪ينٌ
Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı döğüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. «Bu şeytanin işidir; çünkü o apaçık, saptıran bir düşmandır» dedi.[15]
وَلَمَّا
وَرَدَ
مَٓاءَ
مَدْيَنَ
وَجَدَ
عَلَيْهِ
اُمَّةً
مِنَ
النَّاسِ
يَسْقُونَۘ
وَوَجَدَ
مِنْ
دُونِهِمُ
امْرَاَتَيْنِ
تَذُودَانِۚ
قَالَ
مَا
خَطْبُكُمَاۜ
قَالَتَا
لَا
نَسْق۪ي
حَتّٰى
يُصْدِرَ
الرِّعَٓاءُ
وَاَبُونَا
شَيْخٌ
كَب۪يرٌ
Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: «Derdiniz nedir?» dedi. «Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz» dediler.[23]
وَاِذَا
ق۪يلَ
لَهُمُ
اتَّبِعُوا
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
قَالُوا
بَلْ
نَتَّبِعُ
مَا
وَجَدْنَا
عَلَيْهِ
اٰبَٓاءَنَاۜ
اَوَلَوْ
كَانَ
الشَّيْطَانُ
يَدْعُوهُمْ
اِلٰى
عَذَابِ
السَّع۪يرِ
Onlara, «Allah’ın indirdiğine uyun» denince: «Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» derler. Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?[21]
قُلْ
مَنْ
ذَا
الَّذ۪ي
يَعْصِمُكُمْ
مِنَ
اللّٰهِ
اِنْ
اَرَادَ
بِكُمْ
سُٓوءاً
اَوْ
اَرَادَ
بِكُمْ
رَحْمَةًۜ
وَلَا
يَجِدُونَ
لَهُمْ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
وَلِياًّ
وَلَا
نَص۪يراً
De ki: «Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O’na karşı kim sizi koruyabilir? Allah’tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız.»[17]
سُنَّةَ
اللّٰهِ
فِي
الَّذ۪ينَ
خَلَوْا
مِنْ
قَبْلُۚ
وَلَنْ
تَجِدَ
لِسُنَّةِ
اللّٰهِ
تَبْد۪يلاً
Allah’ın geçmişlere uyguladığı yasası budur ve Allah’ın yasasında bir değişme bulamazsın.[62]
اِسْتِكْبَاراً
فِي
الْاَرْضِ
وَمَكْرَ
السَّيِّئِۜ
وَلَا
يَح۪يقُ
الْمَكْرُ
السَّيِّئُ
اِلَّا
بِاَهْلِه۪ۜ
فَهَلْ
يَنْظُرُونَ
اِلَّا
سُنَّتَ
الْاَوَّل۪ينَۚ
فَلَنْ
تَجِدَ
لِسُنَّتِ
اللّٰهِ
تَبْد۪يلاًۚ
وَلَنْ
تَجِدَ
لِسُنَّتِ
اللّٰهِ
تَحْو۪يلاً
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.[42-43]
وَخُذْ
بِيَدِكَ
ضِغْثاً
فَاضْرِبْ
بِه۪
وَلَا
تَحْنَثْۜ
اِنَّا
وَجَدْنَاهُ
صَابِراًۜ
نِعْمَ
الْعَبْدُۜ
اِنَّهُٓ
اَوَّابٌ
«Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma» demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah’a yönelirdi.[44]
بَلْ
قَالُٓوا
اِنَّا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
عَلٰٓى
اُمَّةٍ
وَاِنَّا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
مُهْتَدُونَ
Hayır; «Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz» derler.[22]
وَكَذٰلِكَ
مَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
قَبْلِكَ
ف۪ي
قَرْيَةٍ
مِنْ
نَذ۪يرٍ
اِلَّا
قَالَ
مُتْرَفُوهَٓاۙ
اِنَّا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
عَلٰٓى
اُمَّةٍ
وَاِنَّا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
مُقْتَدُونَ
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: «Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz» dediler.[23]
قَالَ
اَوَلَوْ
جِئْتُكُمْ
بِاَهْدٰى
مِمَّا
وَجَدْتُمْ
عَلَيْهِ
اٰبَٓاءَكُمْۜ
قَالُٓوا
اِنَّا
بِمَٓا
اُرْسِلْتُمْ
بِه۪
كَافِرُونَ
Gönderilen uyarıcı: «Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?» dedi. Onlar: «Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz» dediler.[24]
سُنَّةَ
اللّٰهِ
الَّت۪ي
قَدْ
خَلَتْ
مِنْ
قَبْلُۚ
وَلَنْ
تَجِدَ
لِسُنَّةِ
اللّٰهِ
تَبْد۪يلاً
Allah’ın önceden gelip geçmişlere uyguladığı yasası budur. Allah’ın yasasında değişme bulamazsın.[23]
فَمَا
وَجَدْنَا
ف۪يهَا
غَيْرَ
بَيْتٍ
مِنَ
الْمُسْلِم۪ينَۚ
Zaten orada, kendini Allah’a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.[36]
لَا
تَجِدُ
قَوْماً
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِ
يُوَٓادُّونَ
مَنْ
حَٓادَّ
اللّٰهَ
وَرَسُولَهُ
وَلَوْ
كَانُٓوا
اٰبَٓاءَهُمْ
اَوْ
اَبْنَٓاءَهُمْ
اَوْ
اِخْوَانَهُمْ
اَوْ
عَش۪يرَتَهُمْۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
كَتَبَ
ف۪ي
قُلُوبِهِمُ
الْا۪يمَانَ
وَاَيَّدَهُمْ
بِرُوحٍ
مِنْهُۜ
وَيُدْخِلُهُمْ
جَنَّاتٍ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُ
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَاۜ
رَضِيَ
اللّٰهُ
عَنْهُمْ
وَرَضُوا
عَنْهُۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
حِزْبُ
اللّٰهِۜ
اَلَٓا
اِنَّ
حِزْبَ
اللّٰهِ
هُمُ
الْمُفْلِحُونَ
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah’a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah’tan yana olanlardır.[22]
وَالَّذ۪ينَ
تَبَوَّؤُ
الدَّارَ
وَالْا۪يمَانَ
مِنْ
قَبْلِهِمْ
يُحِبُّونَ
مَنْ
هَاجَرَ
اِلَيْهِمْ
وَلَا
يَجِدُونَ
ف۪ي
صُدُورِهِمْ
حَاجَةً
مِمَّٓا
اُو۫تُوا
وَيُؤْثِرُونَ
عَلٰٓى
اَنْفُسِهِمْ
وَلَوْ
كَانَ
بِهِمْ
خَصَاصَةٌۜ
وَمَنْ
يُوقَ
شُحَّ
نَفْسِه۪
فَاُو۬لٰٓئِكَ
هُمُ
الْمُفْلِحُونَۚ
Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.[9]
Yükleniyor...