Kuranda geçen { س ج د } kökünden türemiş olan secde kelimesi sözlüklerde “itaat etme, boyun eğme, saygı gösterme, başı öne eğme, selamlama, alnı yere koyma, ibadet kastıyla eğilme, teslim olma, bir kimsenin hükümranlığı altına girme” gibi anlamlara gelmektedir.
Araplar, meyvesinin bolluğundan dolayı dalları yerlere eğilen hurma ağacına, ''nahletün sacidetün'' (secde eden / sarkan hurma ağacı) derler. (Lisanül arab)
Yine onlar, rüzgârdan dolayı yalpalayan geminin durumunu anlatırken de bu kökü kullanarak ''es-sefinetü tescüdü lir-riyah'' (gemi rüzgâr yönüne meyletti) derler. Sahibinin binmesi için deve başını eğdiğinde yine onlar, ''secede''l-bair'' (deve başını eğdi) ifadesini kullanırlar. (Lisanül Arab)
Ayrıca İnbül Manzur (711/1311), Tera ''l-hükme fiha sücceden li''l-havafir (Orada tepelerin atların tırnaklarına boyun eğdiğini görürsün) beytinde geçen sücceden kelimesinin, boyun eğmek, Melikün tedinü lehü''l-mulukü ve tescüdü beytinde geçen tescüdü fiilinin, selam vermek, selamlamak anlamına geldiğini söylemektedir. (Lisanül Arab)
Rağıb el-lsfehani (502/1108), secde kelimesinin lügatte; eğilmek, kendini küçük görmek, son derece itaatkâr olmak anlamlarına geldiğini söyleyerek, söz konusu bu kelimenin Allah karşısında kendini küçük görerek (tezellül), O''na boyun eğip, ibadet etmeyi, kulluk yapmayı ifade etmek için kullanıldığını belirtmektedir. (Rağıb el-lsfehani)
Fıkıh literatüründe ise secde terimi; namazda alın, burun, el ayaları, dizler ve ayak parmakları zemine değecek şekilde yere kapanmak şeklinde geçmektedir.