ف ى 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 1364 ayette 1.701 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 908 ayet / 1.086 kelime Medenî: 456 ayet / 615 kelime
يُولِجُ
الَّيْلَ
فِي
النَّهَارِ
وَيُولِجُ
النَّهَارَ
فِي
الَّيْلِۜ
وَهُوَ
عَل۪يمٌ
بِذَاتِ
الصُّدُورِ
Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.[6]
اٰمِنُوا
بِاللّٰهِ
وَرَسُولِه۪
وَاَنْفِقُوا
مِمَّا
جَعَلَكُمْ
مُسْتَخْلَف۪ينَ
ف۪يهِۜ
فَالَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
مِنْكُمْ
وَاَنْفَقُوا
لَهُمْ
اَجْرٌ
كَب۪يرٌ
Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır[7]
وَمَا
لَكُمْ
اَلَّا
تُنْفِقُوا
ف۪ي
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
وَلِلّٰهِ
م۪يرَاثُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۜ
لَا
يَسْتَو۪ي
مِنْكُمْ
مَنْ
اَنْفَقَ
مِنْ
قَبْلِ
الْفَتْحِ
وَقَاتَلَۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
اَعْظَمُ
دَرَجَةً
مِنَ
الَّذ۪ينَ
اَنْفَقُوا
مِنْ
بَعْدُ
وَقَاتَلُواۜ
وَكُلاًّ
وَعَدَ
اللّٰهُ
الْحُسْنٰىۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
خَب۪يرٌ۟
Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke’nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.[10]
يَوْمَ
تَرَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
وَالْمُؤْمِنَاتِ
يَسْعٰى
نُورُهُمْ
بَيْنَ
اَيْد۪يهِمْ
وَبِاَيْمَانِهِمْ
بُشْرٰيكُمُ
الْيَوْمَ
جَنَّاتٌ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُ
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَاۜ
ذٰلِكَ
هُوَ
الْفَوْزُ
الْعَظ۪يمُۚ
İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: «Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir.» İşte bu büyük kurtuluştur.[12]
يَوْمَ
يَقُولُ
الْمُنَافِقُونَ
وَالْمُنَافِقَاتُ
لِلَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
انْظُرُونَا
نَقْتَبِسْ
مِنْ
نُورِكُمْ
ق۪يلَ
ارْجِعُوا
وَرَٓاءَكُمْ
فَالْتَمِسُوا
نُوراًۜ
فَضُرِبَ
بَيْنَهُمْ
بِسُورٍ
لَهُ
بَابٌۜ
بَاطِنُهُ
ف۪يهِ
الرَّحْمَةُ
وَظَاهِرُهُ
مِنْ
قِبَلِهِ
الْعَذَابُۜ
İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: «Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım» dedikleri gün, onlara: «Ardınıza dönün de ışık arayın» denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir.[13]
اِعْلَمُٓوا
اَنَّمَا
الْحَيٰوةُ
الدُّنْيَا
لَعِبٌ
وَلَهْوٌ
وَز۪ينَةٌ
وَتَفَاخُرٌ
بَيْنَكُمْ
وَتَكَاثُرٌ
فِي
الْاَمْوَالِ
وَالْاَوْلَادِۜ
كَمَثَلِ
غَيْثٍ
اَعْجَبَ
الْكُفَّارَ
نَبَاتُهُ
ثُمَّ
يَه۪يجُ
فَتَرٰيهُ
مُصْفَراًّ
ثُمَّ
يَكُونُ
حُطَاماًۜ
وَفِي
الْاٰخِرَةِ
عَذَابٌ
شَد۪يدٌۙ
وَمَغْفِرَةٌ
مِنَ
اللّٰهِ
وَرِضْوَانٌۜ
وَمَا
الْحَيٰوةُ
الدُّنْيَٓا
اِلَّا
مَتَاعُ
الْغُرُورِ
Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnudluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.[20]
مَٓا
اَصَابَ
مِنْ
مُص۪يبَةٍ
فِي
الْاَرْضِ
وَلَا
ف۪ٓي
اَنْفُسِكُمْ
اِلَّا
ف۪ي
كِتَابٍ
مِنْ
قَبْلِ
اَنْ
نَبْرَاَهَاۜ
اِنَّ
ذٰلِكَ
عَلَى
اللّٰهِ
يَس۪يرٌۚ
Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap’da bulunmasın. Doğrusu bu Allah’a kolaydır.[22]
لَقَدْ
اَرْسَلْنَا
رُسُلَنَا
بِالْبَيِّنَاتِ
وَاَنْزَلْنَا
مَعَهُمُ
الْكِتَابَ
وَالْم۪يزَانَ
لِيَقُومَ
النَّاسُ
بِالْقِسْطِۚ
وَاَنْزَلْنَا
الْحَد۪يدَ
ف۪يهِ
بَأْسٌ
شَد۪يدٌ
وَمَنَافِعُ
لِلنَّاسِ
وَلِيَعْلَمَ
اللّٰهُ
مَنْ
يَنْصُرُهُ
وَرُسُلَهُ
بِالْغَيْبِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
قَوِيٌّ
عَز۪يزٌ۟
And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.[25]
وَلَقَدْ
اَرْسَلْنَا
نُوحاً
وَاِبْرٰه۪يمَ
وَجَعَلْنَا
ف۪ي
ذُرِّيَّتِهِمَا
النُّبُوَّةَ
وَالْكِتَابَ
فَمِنْهُمْ
مُهْتَدٍۚ
وَكَث۪يرٌ
مِنْهُمْ
فَاسِقُونَ
And olsun ki Nuh’u ve İbrahim’i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.[26]
ثُمَّ
قَفَّيْنَا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
بِرُسُلِنَا
وَقَفَّيْنَا
بِع۪يسَى
ابْنِ
مَرْيَمَ
وَاٰتَيْنَاهُ
الْاِنْج۪يلَ
وَجَعَلْنَا
ف۪ي
قُلُوبِ
الَّذ۪ينَ
اتَّبَعُوهُ
رَأْفَةً
وَرَحْمَةًۜ
وَرَهْبَانِيَّةًۨ
ابْتَدَعُوهَا
مَا
كَتَبْنَاهَا
عَلَيْهِمْ
اِلَّا
ابْتِغَٓاءَ
رِضْوَانِ
اللّٰهِ
فَمَا
رَعَوْهَا
حَقَّ
رِعَايَـتِهَاۚ
فَاٰتَيْنَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
مِنْهُمْ
اَجْرَهُمْۚ
وَكَث۪يرٌ
مِنْهُمْ
فَاسِقُونَ
Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa’yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil’i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.[27]
قَدْ
سَمِعَ
اللّٰهُ
قَوْلَ
الَّت۪ي
تُجَادِلُكَ
ف۪ي
زَوْجِهَا
وَتَشْتَك۪ٓي
اِلَى
اللّٰهِۗ
وَاللّٰهُ
يَسْمَعُ
تَحَاوُرَكُمَاۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
سَم۪يعٌ
بَص۪يرٌ
Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir; esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.[1]
اَلَمْ
تَرَ
اَنَّ
اللّٰهَ
يَعْلَمُ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۜ
مَا
يَكُونُ
مِنْ
نَجْوٰى
ثَلٰثَةٍ
اِلَّا
هُوَ
رَابِعُهُمْ
وَلَا
خَمْسَةٍ
اِلَّا
هُوَ
سَادِسُهُمْ
وَلَٓا
اَدْنٰى
مِنْ
ذٰلِكَ
وَلَٓا
اَكْثَرَ
اِلَّا
هُوَ
مَعَهُمْ
اَيْنَ
مَا
كَانُواۚ
ثُمَّ
يُنَبِّئُهُمْ
بِمَا
عَمِلُوا
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَل۪يمٌ
Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah’ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O’dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O’dur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlak onlarla beraberdir. Sonra, kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.[7]
اَلَمْ
تَرَ
اِلَى
الَّذ۪ينَ
نُهُوا
عَنِ
النَّجْوٰى
ثُمَّ
يَعُودُونَ
لِمَا
نُهُوا
عَنْهُ
وَيَتَنَاجَوْنَ
بِالْاِثْمِ
وَالْعُدْوَانِ
وَمَعْصِيَتِ
الرَّسُولِۘ
وَاِذَا
جَٓاؤُ۫كَ
حَيَّوْكَ
بِمَا
لَمْ
يُحَيِّكَ
بِهِ
اللّٰهُۙ
وَيَقُولُونَ
ف۪ٓي
اَنْفُسِهِمْ
لَوْلَا
يُعَذِّبُنَا
اللّٰهُ
بِمَا
نَقُولُۜ
حَسْبُهُمْ
جَهَنَّمُۚ
يَصْلَوْنَهَاۚ
فَبِئْسَ
الْمَص۪يرُ
Gizli toplantıdan menedilen, sonra menolundukları şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, Allah’ın seni selamlamadığı bir şekilde seni selamlarlar; içlerinden, «Gerçekten peygamber olsaydı Allah’ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?» derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür![8]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُٓوا
اِذَا
ق۪يلَ
لَكُمْ
تَفَسَّحُوا
فِي
الْمَجَالِسِ
فَافْسَحُوا
يَفْسَحِ
اللّٰهُ
لَكُمْۚ
وَاِذَا
ق۪يلَ
انْشُزُوا
فَانْشُزُوا
يَرْفَعِ
اللّٰهُ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
مِنْكُمْۙ
وَالَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
الْعِلْمَ
دَرَجَاتٍۜ
وَاللّٰهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
خَب۪يرٌ
Ey inananlar! Toplantılarda, size, «Yer açın» denince yer açın ki Allah da size genişlik versin; «Kalkın» denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.[11]
لَنْ
تُغْنِيَ
عَنْهُمْ
اَمْوَالُهُمْ
وَلَٓا
اَوْلَادُهُمْ
مِنَ
اللّٰهِ
شَيْـٔاًۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
اَصْحَابُ
النَّارِۚ
هُمْ
ف۪يهَا
خَالِدُونَ
Malları ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.[17]
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
يُحَٓادُّونَ
اللّٰهَ
وَرَسُولَهُٓ
اُو۬لٰٓئِكَ
فِي
الْاَذَلّ۪ينَ
Allah’a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.[20]
لَا
تَجِدُ
قَوْماً
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِ
يُوَٓادُّونَ
مَنْ
حَٓادَّ
اللّٰهَ
وَرَسُولَهُ
وَلَوْ
كَانُٓوا
اٰبَٓاءَهُمْ
اَوْ
اَبْنَٓاءَهُمْ
اَوْ
اِخْوَانَهُمْ
اَوْ
عَش۪يرَتَهُمْۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
كَتَبَ
ف۪ي
قُلُوبِهِمُ
الْا۪يمَانَ
وَاَيَّدَهُمْ
بِرُوحٍ
مِنْهُۜ
وَيُدْخِلُهُمْ
جَنَّاتٍ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُ
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَاۜ
رَضِيَ
اللّٰهُ
عَنْهُمْ
وَرَضُوا
عَنْهُۜ
اُو۬لٰٓئِكَ
حِزْبُ
اللّٰهِۜ
اَلَٓا
اِنَّ
حِزْبَ
اللّٰهِ
هُمُ
الْمُفْلِحُونَ
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah’a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah’tan yana olanlardır.[22]
سَبَّحَ
لِلّٰهِ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۚ
وَهُوَ
الْعَز۪يزُ
الْحَك۪يمُ
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim’dir.[1]
هُوَ
الَّـذ۪ٓي
اَخْرَجَ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
مِنْ
اَهْلِ
الْكِتَابِ
مِنْ
دِيَارِهِمْ
لِاَوَّلِ
الْحَشْرِۜ
مَا
ظَنَنْتُمْ
اَنْ
يَخْرُجُوا
وَظَنُّٓوا
اَنَّهُمْ
مَانِعَتُهُمْ
حُصُونُهُمْ
مِنَ
اللّٰهِ
فَاَتٰيهُمُ
اللّٰهُ
مِنْ
حَيْثُ
لَمْ
يَحْتَسِبُوا
وَقَذَفَ
ف۪ي
قُلُوبِهِمُ
الرُّعْبَ
يُخْرِبُونَ
بُيُوتَهُمْ
بِاَيْد۪يهِمْ
وَاَيْدِي
الْمُؤْمِن۪ينَ
فَاعْتَبِرُوا
يَٓا اُو۬لِي
الْاَبْصَارِ
Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.[2]
وَلَوْلَٓا
اَنْ
كَتَبَ
اللّٰهُ
عَلَيْهِمُ
الْجَلَٓاءَ
لَعَذَّبَهُمْ
فِي
الدُّنْيَاۜ
وَلَهُمْ
فِي
الْاٰخِرَةِ
عَذَابُ
النَّارِ
Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şekilde azap verecekti. Ahirette onlara ateş azabı vardır.[3]
Yükleniyor...