ق و ل 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 100 ayette 102 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 66 ayet / 66 kelime Medenî: 34 ayet / 36 kelime
ذٰلِكَ
ع۪يسَى
ابْنُ
مَرْيَمَۚ
قَوْلَ
الْحَقِّ
الَّذ۪ي
ف۪يهِ
يَمْتَرُونَ
İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.[34]
وَاِنْ
تَجْهَرْ
بِالْقَوْلِ
فَاِنَّهُ
يَعْلَمُ
السِّرَّ
وَاَخْفٰى
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.[7]
يَفْقَهُوا
قَوْل۪يۖ
Musa: «Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin» dedi.[25-35]
فَقُولَا
لَهُ
قَوْلاً
لَيِّناً
لَعَلَّهُ
يَتَذَكَّرُ
اَوْ
يَخْشٰى
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.[44]
اَفَلَا
يَرَوْنَ
اَلَّا
يَرْجِعُ
اِلَيْهِمْ
قَوْلاًۙ
وَلَا
يَمْلِكُ
لَهُمْ
ضَراًّ
وَلَا
نَفْعاً۟
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?[89]
قَالَ
يَبْنَؤُ۬مَّ
لَا
تَأْخُذْ
بِلِحْيَت۪ي
وَلَا
بِرَأْس۪يۚ
اِنّ۪ي
خَش۪يتُ
اَنْ
تَقُولَ
فَرَّقْتَ
بَيْنَ
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
وَلَمْ
تَرْقُبْ
قَوْل۪ي
Harun: «Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum» dedi.[94]
يَوْمَئِذٍ
لَا
تَنْفَعُ
الشَّفَاعَةُ
اِلَّا
مَنْ
اَذِنَ
لَهُ
الرَّحْمٰنُ
وَرَضِيَ
لَهُ
قَوْلاً
O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.[109]
قَالَ
رَبّ۪ي
يَعْلَمُ
الْقَوْلَ
فِي
السَّمَٓاءِ
وَالْاَرْضِۘ
وَهُوَ
السَّم۪يعُ
الْعَل۪يمُ
Peygamber: «Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir» dedi.[4]
لَا
يَسْبِقُونَهُ
بِالْقَوْلِ
وَهُمْ
بِاَمْرِه۪
يَعْمَلُونَ
Allah’tan önce söz söyleyemezler; ancak O’nun emri üzerine iş işlerler.[27]
اِنَّهُ
يَعْلَمُ
الْجَهْرَ
مِنَ
الْقَوْلِ
وَيَعْلَمُ
مَا
تَكْتُمُونَ
«Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir.»[110]
وَهُدُٓوا
اِلَى
الطَّيِّبِ
مِنَ
الْقَوْلِۗ
وَهُدُٓوا
اِلٰى
صِرَاطِ
الْحَم۪يدِ
Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah’ın yoluna eriştirilmişlerdir.[24]
ذٰلِكَۗ
وَمَنْ
يُعَظِّمْ
حُرُمَاتِ
اللّٰهِ
فَهُوَ
خَيْرٌ
لَهُ
عِنْدَ
رَبِّه۪ۜ
وَاُحِلَّتْ
لَكُمُ
الْاَنْعَامُ
اِلَّا
مَا
يُتْلٰى
عَلَيْكُمْ
فَاجْتَنِبُوا
الرِّجْسَ
مِنَ
الْاَوْثَانِ
وَاجْتَنِبُوا
قَوْلَ
الزُّورِۙ
İşte böyle. Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.[30]
فَاَوْحَيْنَٓا
اِلَيْهِ
اَنِ
اصْنَعِ
الْفُلْكَ
بِاَعْيُنِنَا
وَوَحْيِنَا
فَاِذَا
جَٓاءَ
اَمْرُنَا
وَفَارَ
التَّنُّورُۙ
فَاسْلُكْ
ف۪يهَا
مِنْ
كُلٍّ
زَوْجَيْنِ
اثْنَيْنِ
وَاَهْلَكَ
اِلَّا
مَنْ
سَبَقَ
عَلَيْهِ
الْقَوْلُ
مِنْهُمْۚ
وَلَا
تُخَاطِبْن۪ي
فِي
الَّذ۪ينَ
ظَلَمُواۚ
اِنَّهُمْ
مُغْرَقُونَ
Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: «Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır.»[27]
اَفَلَمْ
يَدَّبَّرُوا
الْقَوْلَ
اَمْ
جَٓاءَهُمْ
مَا
لَمْ
يَأْتِ
اٰبَٓاءَهُمُ
الْاَوَّل۪ينَۘ
Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?[68]
لَعَلّ۪ٓي
اَعْمَلُ
صَالِحاً
ف۪يمَا
تَرَكْتُ
كَلَّاۜ
اِنَّهَا
كَلِمَةٌ
هُوَ
قَٓائِلُهَاۜ
وَمِنْ
وَرَٓائِهِمْ
بَرْزَخٌ
اِلٰى
يَوْمِ
يُبْعَثُونَ
Onlardan birine ölüm gelince: «Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim» der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.[99-100]
اِنَّمَا
كَانَ
قَوْلَ
الْمُؤْمِن۪ينَ
اِذَا
دُعُٓوا
اِلَى
اللّٰهِ
وَرَسُولِه۪
لِيَحْكُمَ
بَيْنَهُمْ
اَنْ
يَقُولُوا
سَمِعْنَا
وَاَطَعْنَاۜ
وَاُو۬لٰٓئِكَ
هُمُ
الْمُفْلِحُونَ
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: «İşittik, itaat ettik» demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.[51]
فَتَبَسَّمَ
ضَاحِكاً
مِنْ
قَوْلِهَا
وَقَالَ
رَبِّ
اَوْزِعْن۪ٓي
اَنْ
اَشْكُرَ
نِعْمَتَكَ
الَّت۪ٓي
اَنْعَمْتَ
عَلَيَّ
وَعَلٰى
وَالِدَيَّ
وَاَنْ
اَعْمَلَ
صَالِحاً
تَرْضٰيهُ
وَاَدْخِلْن۪ي
بِرَحْمَتِكَ
ف۪ي
عِبَادِكَ
الصَّالِح۪ينَ
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: «Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy» dedi.[19]
وَاِذَا
وَقَعَ
الْقَوْلُ
عَلَيْهِمْ
اَخْرَجْنَا
لَهُمْ
دَٓابَّةً
مِنَ
الْاَرْضِ
تُكَلِّمُهُمْۙ
اَنَّ
النَّاسَ
كَانُوا
بِاٰيَاتِنَا
لَا
يُوقِنُونَ۟
Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.[82]
وَوَقَعَ
الْقَوْلُ
عَلَيْهِمْ
بِمَا
ظَلَمُوا
فَهُمْ
لَا
يَنْطِقُونَ
Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.[85]
وَلَقَدْ
وَصَّلْنَا
لَهُمُ
الْقَوْلَ
لَعَلَّهُمْ
يَتَذَكَّرُونَۜ۟
And olsun ki, Biz vahyi onlara ard arda yetiştirdik; belki düşünürler.[51]
Yükleniyor...