م ل ك 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 151 ayette 162 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 95 ayet / 98 kelime Medenî: 56 ayet / 64 kelime
وَهُوَ
الَّذ۪ي
خَلَقَ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضَ
بِالْحَقِّۜ
وَيَوْمَ
يَقُولُ
كُنْ
فَيَكُونُۜ
قَوْلُهُ
الْحَقُّۜ
وَلَهُ
الْمُلْكُ
يَوْمَ
يُنْفَخُ
فِي
الصُّورِۜ
عَالِمُ
الْغَيْبِ
وَالشَّهَادَةِۜ
وَهُوَ
الْحَك۪يمُ
الْخَب۪يرُ
Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O’dur ki «Ol» dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O’nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O Hakim’dir, haberdardır.[73]
وَكَذٰلِكَ
نُر۪ٓي
اِبْرٰه۪يمَ
مَلَكُوتَ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
وَلِيَكُونَ
مِنَ
الْمُوقِن۪ينَ
Yakinen bilenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk:[75]
وَمَنْ
اَظْلَمُ
مِمَّنِ
افْتَرٰى
عَلَى
اللّٰهِ
كَذِباً
اَوْ
قَالَ
اُو۫حِيَ
اِلَيَّ
وَلَمْ
يُوحَ
اِلَيْهِ
شَيْءٌ
وَمَنْ
قَالَ
سَاُنْزِلُ
مِثْلَ
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُۜ
وَلَوْ
تَرٰٓى
اِذِ
الظَّالِمُونَ
ف۪ي
غَمَرَاتِ
الْمَوْتِ
وَالْمَلٰٓئِكَةُ
بَاسِطُٓوا
اَيْد۪يهِمْۚ
اَخْرِجُٓوا
اَنْفُسَكُمْۜ
اَلْيَوْمَ
تُجْزَوْنَ
عَذَابَ
الْهُونِ
بِمَا
كُنْتُمْ
تَقُولُونَ
عَلَى
اللّٰهِ
غَيْرَ
الْحَقِّ
وَكُنْتُمْ
عَنْ
اٰيَاتِه۪
تَسْتَكْبِرُونَ
Allah’a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken «Bana vahyolundu, Allah’ın indirdiği gibi ben de indireceğim» diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, «Canlarınızı verin, bugün Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden, O’nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız» derken bir görsen![93]
وَلَوْ
اَنَّـنَا
نَزَّلْـنَٓا
اِلَيْهِمُ
الْمَلٰٓئِكَةَ
وَكَلَّمَهُمُ
الْمَوْتٰى
وَحَشَرْنَا
عَلَيْهِمْ
كُلَّ
شَيْءٍ
قُبُلاً
مَا
كَانُوا
لِيُؤْمِنُٓوا
اِلَّٓا
اَنْ
يَشَٓاءَ
اللّٰهُ
وَلٰكِنَّ
اَكْثَرَهُمْ
يَجْهَلُونَ
Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar.[111]
هَلْ
يَنْظُرُونَ
اِلَّٓا
اَنْ
تَأْتِيَهُمُ
الْمَلٰٓئِكَةُ
اَوْ
يَأْتِيَ
رَبُّكَ
اَوْ
يَأْتِيَ
بَعْضُ
اٰيَاتِ
رَبِّكَۜ
يَوْمَ
يَأْت۪ي
بَعْضُ
اٰيَاتِ
رَبِّكَ
لَا
يَنْفَعُ
نَفْساً
ا۪يمَانُهَا
لَمْ
تَكُنْ
اٰمَنَتْ
مِنْ
قَبْلُ
اَوْ
كَسَبَتْ
ف۪ٓي
ا۪يمَانِهَا
خَيْراًۜ
قُلِ
انْتَظِرُٓوا
اِنَّا
مُنْتَظِرُونَ
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.[158]
وَلَقَدْ
خَلَقْنَاكُمْ
ثُمَّ
صَوَّرْنَاكُمْ
ثُمَّ
قُلْنَا
لِلْمَلٰٓئِكَةِ
اسْجُدُوا
لِاٰدَمَۗ
فَسَجَدُٓوا
اِلَّٓا
اِبْل۪يسَۜ
لَمْ
يَكُنْ
مِنَ
السَّاجِد۪ينَ
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, «Adem’e secde edin» dedik; İblis’ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.[11]
فَوَسْوَسَ
لَهُمَا
الشَّيْطَانُ
لِيُبْدِيَ
لَهُمَا
مَا
وُ۫رِيَ
عَنْهُمَا
مِنْ
سَوْاٰتِهِمَا
وَقَالَ
مَا
نَهٰيكُمَا
رَبُّكُمَا
عَنْ
هٰذِهِ
الشَّجَرَةِ
اِلَّٓا
اَنْ
تَكُونَا
مَلَكَيْنِ
اَوْ
تَكُونَا
مِنَ
الْخَالِد۪ينَ
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: «Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir.»[20]
قُلْ
يَٓا اَيُّهَا
النَّاسُ
اِنّ۪ي
رَسُولُ
اللّٰهِ
اِلَيْكُمْ
جَم۪يعاًۨ
الَّذ۪ي
لَهُ
مُلْكُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۚ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
هُوَ
يُحْـي۪
وَيُم۪يتُۖ
فَاٰمِنُوا
بِاللّٰهِ
وَرَسُولِهِ
النَّبِيِّ
الْاُمِّيِّ
الَّذ۪ي
يُؤْمِنُ
بِاللّٰهِ
وَكَلِمَاتِه۪
وَاتَّبِعُوهُ
لَعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
De ki: «Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O’ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah’a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah’a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»[158]
اَوَلَمْ
يَنْظُرُوا
ف۪ي
مَلَكُوتِ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِ
وَمَا
خَلَقَ
اللّٰهُ
مِنْ
شَيْءٍۙ
وَاَنْ
عَسٰٓى
اَنْ
يَكُونَ
قَدِ
اقْتَرَبَ
اَجَلُهُمْۚ
فَبِاَيِّ
حَد۪يثٍ
بَعْدَهُ
يُؤْمِنُونَ
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah’ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?[185]
اِذْ
تَسْتَغ۪يثُونَ
رَبَّكُمْ
فَاسْتَجَابَ
لَكُمْ
اَنّ۪ي
مُمِدُّكُمْ
بِاَلْفٍ
مِنَ
الْمَلٰٓئِكَةِ
مُرْدِف۪ينَ
Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, «Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim» diye cevap vermişti.[9]
اِذْ
يُوح۪ي
رَبُّكَ
اِلَى
الْمَلٰٓئِكَةِ
اَنّ۪ي
مَعَكُمْ
فَثَبِّتُوا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُواۜ
سَاُلْق۪ي
ف۪ي
قُلُوبِ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
الرُّعْبَ
فَاضْرِبُوا
فَوْقَ
الْاَعْنَاقِ
وَاضْرِبُوا
مِنْهُمْ
كُلَّ
بَنَانٍۜ
Rabbin meleklere, «Ben sizinleyim, inananları destekleyin» diye vahyetti. «Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına» dedi.[12]
وَلَوْ
تَرٰٓى
اِذْ
يَتَوَفَّى
الَّذ۪ينَ
كَفَرُواۙ
الْمَلٰٓئِكَةُ
يَضْرِبُونَ
وُجُوهَهُمْ
وَاَدْبَارَهُمْۚ
وَذُوقُوا
عَذَابَ
الْحَر۪يقِ
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, «Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır» diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.[50-51]
اِنَّ
اللّٰهَ
لَهُ
مُلْكُ
السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۜ
يُحْـي۪
وَيُم۪يتُۜ
وَمَا
لَكُمْ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
مِنْ
وَلِيٍّ
وَلَا
نَص۪يرٍ
Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka dost ve yardımcınız yoktur.[116]
فَلَعَلَّكَ
تَارِكٌ
بَعْضَ
مَا
يُوحٰٓى
اِلَيْكَ
وَضَٓائِقٌ
بِه۪
صَدْرُكَ
اَنْ
يَقُولُوا
لَوْلَٓا
اُنْزِلَ
عَلَيْهِ
كَنْزٌ
اَوْ
جَٓاءَ
مَعَهُ
مَلَكٌۜ
اِنَّـمَٓا
اَنْتَ
نَذ۪يرٌۜ
وَاللّٰهُ
عَلٰى
كُلِّ
شَيْءٍ
وَك۪يلٌۜ
Putperestlerin: «Ona bir hazine indirilmeli veya yanında bir melek gelmeli değil miydi?» demelerinden senin kalbin daralır ve belki de sana vahyolunanın bir kısmını terkedecek olursun. Sen ancak bir uyarıcısın, Allah her şeye vekildir.[12]
وَلَٓا
اَقُولُ
لَكُمْ
عِنْد۪ي
خَزَٓائِنُ
اللّٰهِ
وَلَٓا
اَعْلَمُ
الْغَيْبَ
وَلَٓا
اَقُولُ
اِنّ۪ي
مَلَكٌ
وَلَٓا
اَقُولُ
لِلَّذ۪ينَ
تَزْدَر۪ٓي
اَعْيُنُكُمْ
لَنْ
يُؤْتِيَهُمُ
اللّٰهُ
خَيْراًۜ
اَللّٰهُ
اَعْلَمُ
بِمَا
ف۪ٓي
اَنْفُسِهِمْۚ
اِنّ۪ٓي
اِذاً
لَمِنَ
الظَّالِم۪ينَ
«Size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum; küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem; içlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz haksızlık edenlerden olurum.»[31]
فَلَمَّا
سَمِعَتْ
بِمَكْرِهِنَّ
اَرْسَلَتْ
اِلَيْهِنَّ
وَاَعْتَدَتْ
لَهُنَّ
مُتَّكَـٔاً
وَاٰتَتْ
كُلَّ
وَاحِدَةٍ
مِنْهُنَّ
سِكّ۪يناً
وَقَالَتِ
اخْرُجْ
عَلَيْهِنَّۚ
فَلَمَّا
رَاَيْنَهُٓ
اَكْبَرْنَهُ
وَقَطَّعْنَ
اَيْدِيَهُنَّ
وَقُلْنَ
حَاشَ
لِلّٰهِ
مَا
هٰذَا
بَشَراًۜ
اِنْ
هٰذَٓا
اِلَّا
مَلَكٌ
كَر۪يمٌ
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf’a: «Yanlarına çık» dedi. Kadınlar Yusuf’u görünce şaşıp ellerini kestiler ve «Allah’ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir» dediler.[31]
وَقَالَ
الْمَلِكُ
اِنّ۪ٓي
اَرٰى
سَبْعَ
بَقَرَاتٍ
سِمَانٍ
يَأْكُلُهُنَّ
سَبْعٌ
عِجَافٌ
وَسَبْعَ
سُنْبُلَاتٍ
خُضْرٍ
وَاُخَرَ
يَابِسَاتٍۜ
يَٓا اَيُّهَا
الْمَلَأُ
اَفْتُون۪ي
ف۪ي
رُءْيَايَ
اِنْ
كُنْتُمْ
لِلرُّءْيَا
تَعْبُرُونَ
Hükümdar: «Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz.» dedi.[43]
وَقَالَ
الْمَلِكُ
ائْتُون۪ي
بِه۪ۚ
فَلَمَّا
جَٓاءَهُ
الرَّسُولُ
قَالَ
ارْجِعْ
اِلٰى
رَبِّكَ
فَسْـَٔلْهُ
مَا
بَالُ
النِّسْوَةِ
الّٰت۪ي
قَطَّعْنَ
اَيْدِيَهُنَّۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
بِكَيْدِهِنَّ
عَل۪يمٌ
Hükümdar: «Onu bana getirin» dedi. Yusuf’a elçi gelince, «Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir» dedi.[50]
وَقَالَ
الْمَلِكُ
ائْتُون۪ي
بِه۪ٓ
اَسْتَخْلِصْهُ
لِنَفْس۪يۚ
فَلَمَّا
كَلَّمَهُ
قَالَ
اِنَّكَ
الْيَوْمَ
لَدَيْنَا
مَك۪ينٌ
اَم۪ينٌ
Hükümdar: «Onu bana getirin, yanıma alayım» dedi. Onunla konuşunca: «Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır.» dedi.[54]
قَالُوا
نَفْقِدُ
صُوَاعَ
الْمَلِكِ
وَلِمَنْ
جَٓاءَ
بِه۪
حِمْلُ
بَع۪يرٍ
وَاَنَا۬
بِه۪
زَع۪يمٌ
«Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek, buna ben kefil oluyorum» dediler.[72]
Yükleniyor...