م ن ن 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 14 ayette 16 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 11 ayet / 11 kelime Medenî: 3 ayet / 5 kelime
لَقَدْ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَى
الْمُؤْمِن۪ينَ
اِذْ
بَعَثَ
ف۪يهِمْ
رَسُولاً
مِنْ
اَنْفُسِهِمْ
يَتْلُوا
عَلَيْهِمْ
اٰيَاتِه۪
وَيُزَكّ۪يهِمْ
وَيُعَلِّمُهُمُ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَۚ
وَاِنْ
كَانُوا
مِنْ
قَبْلُ
لَف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.[164]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُٓوا
اِذَا
ضَرَبْتُمْ
ف۪ي
سَب۪يلِ
اللّٰهِ
فَتَبَيَّنُوا
وَلَا
تَقُولُوا
لِمَنْ
اَلْقٰٓى
اِلَيْكُمُ
السَّلَامَ
لَسْتَ
مُؤْمِناًۚ
تَبْتَغُونَ
عَرَضَ
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَاۘ
فَعِنْدَ
اللّٰهِ
مَغَانِمُ
كَث۪يرَةٌۜ
كَذٰلِكَ
كُنْتُمْ
مِنْ
قَبْلُ
فَمَنَّ
اللّٰهُ
عَلَيْكُمْ
فَتَبَيَّنُواۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
كَانَ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
خَب۪يراً
Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: «Sen mümin değilsin» demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.[94]
وَكَذٰلِكَ
فَتَنَّا
بَعْضَهُمْ
بِبَعْضٍ
لِيَقُولُٓوا
اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَيْهِمْ
مِنْ
بَيْنِنَاۜ
اَلَيْسَ
اللّٰهُ
بِاَعْلَمَ
بِالشَّاكِر۪ينَ
Böylece, «Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?» demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?[53]
قَالُٓوا
ءَاِنَّكَ
لَاَنْتَ
يُوسُفُۜ
قَالَ
اَنَا۬
يُوسُفُ
وَهٰذَٓا
اَخ۪يۘ
قَدْ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَيْنَاۜ
اِنَّهُ
مَنْ
يَتَّقِ
وَيَصْبِرْ
فَاِنَّ
اللّٰهَ
لَا
يُض۪يعُ
اَجْرَ
الْمُحْسِن۪ينَ
«Yoksa sen Yusuf musun?» dediler. «Ben Yusuf’um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez» dedi. .[90]
قَالَتْ
لَهُمْ
رُسُلُهُمْ
اِنْ
نَحْنُ
اِلَّا
بَشَرٌ
مِثْلُكُمْ
وَلٰكِنَّ
اللّٰهَ
يَمُنُّ
عَلٰى
مَنْ
يَشَٓاءُ
مِنْ
عِبَادِه۪ۜ
وَمَا
كَانَ
لَـنَٓا
اَنْ
نَأْتِيَكُمْ
بِسُلْطَانٍ
اِلَّا
بِاِذْنِ
اللّٰهِۜ
وَعَلَى
اللّٰهِ
فَلْيَتَوَكَّلِ
الْمُؤْمِنُونَ
Peygamberleri onlara şöyle dedi: «Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah’ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah’a güvensin.»[11]
وَلَقَدْ
مَنَنَّا
عَلَيْكَ
مَرَّةً
اُخْرٰىۙ
Allah: «Ey Musa! İstediğin sana verildi» dedi, «Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa’yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım.»[36-39]
وَتِلْكَ
نِعْمَةٌ
تَمُنُّهَا
عَلَيَّ
اَنْ
عَبَّدْتَ
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَۜ
Musa: «O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür» dedi.[20-22]
وَنُر۪يدُ
اَنْ
نَمُنَّ
عَلَى
الَّذ۪ينَ
اسْتُضْعِفُوا
فِي
الْاَرْضِ
وَنَجْعَلَهُمْ
اَئِمَّةً
وَنَجْعَلَهُمُ
الْوَارِث۪ينَۙ
Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.[5-6]
وَاَصْبَحَ
الَّذ۪ينَ
تَمَنَّوْا
مَكَانَهُ
بِالْاَمْسِ
يَقُولُونَ
وَيْكَاَنَّ
اللّٰهَ
يَبْسُطُ
الرِّزْقَ
لِمَنْ
يَشَٓاءُ
مِنْ
عِبَادِه۪
وَيَقْدِرُۚ
لَوْلَٓا
اَنْ
مَنَّ
اللّٰهُ
عَلَيْنَا
لَخَسَفَ
بِنَاۜ
وَيْكَاَنَّهُ
لَا
يُفْلِحُ
الْكَافِرُونَ۟
Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler: «Demek Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkarcılar başarıya eremezler» demeye başladılar.[82]
وَلَقَدْ
مَنَنَّا
عَلٰى
مُوسٰى
وَهٰرُونَۚ
And olsun ki Musa ve Harun’a da iyilikte bulunmuştuk.[114]
هٰذَا
عَطَٓاؤُ۬نَا
فَامْنُنْ
اَوْ
اَمْسِكْ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
«İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır.» dedik.[39]
يَمُنُّونَ
عَلَيْكَ
اَنْ
اَسْلَمُواۜ
قُلْ
لَا
تَمُنُّوا
عَلَيَّ
اِسْلَامَكُمْۚ
بَلِ
اللّٰهُ
يَمُنُّ
عَلَيْكُمْ
اَنْ
هَدٰيكُمْ
لِلْا۪يمَانِ
اِنْ
كُنْتُمْ
صَادِق۪ينَ
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: «Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır.»[17]
فَمَنَّ
اللّٰهُ
عَلَيْنَا
وَوَقٰينَا
عَذَابَ
السَّمُومِ
«Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O’na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır» derler.[26-28]
وَلَا
تَمْنُنْ
تَسْتَكْثِرُۙ
Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.[6]
Yükleniyor...