م ن Kavram bilgisi için tıklayınız. 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 2558 ayette 4.061 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 1694 ayet / 2.504 kelime Medenî: 864 ayet / 1.557 kelime
وَالْقَوَاعِدُ
مِنَ
النِّسَٓاءِ
الّٰت۪ي
لَا
يَرْجُونَ
نِكَاحاً
فَلَيْسَ
عَلَيْهِنَّ
جُنَاحٌ
اَنْ
يَضَعْنَ
ثِيَابَهُنَّ
غَيْرَ
مُتَبَرِّجَاتٍ
بِز۪ينَةٍۜ
وَاَنْ
يَسْتَعْفِفْنَ
خَيْرٌ
لَهُنَّۜ
وَاللّٰهُ
سَم۪يعٌ
عَل۪يمٌ
Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.[60]
لَيْسَ
عَلَى
الْاَعْمٰى
حَرَجٌ
وَلَا
عَلَى
الْاَعْرَجِ
حَرَجٌ
وَلَا
عَلَى
الْمَر۪يضِ
حَرَجٌ
وَلَا
عَلٰٓى
اَنْفُسِكُمْ
اَنْ
تَأْكُلُوا
مِنْ
بُيُوتِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اٰبَٓائِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اُمَّهَاتِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اِخْوَانِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اَخَوَاتِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اَعْمَامِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
عَمَّاتِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
اَخْوَالِكُمْ
اَوْ
بُيُوتِ
خَالَاتِكُمْ
اَوْ
مَا
مَلَكْتُمْ
مَفَاتِحَهُٓ
اَوْ
صَد۪يقِكُمْۜ
لَيْسَ
عَلَيْكُمْ
جُنَاحٌ
اَنْ
تَأْكُلُوا
جَم۪يعاً
اَوْ
اَشْتَاتاًۜ
فَاِذَا
دَخَلْتُمْ
بُيُوتاً
فَسَلِّمُوا
عَلٰٓى
اَنْفُسِكُمْ
تَحِيَّةً
مِنْ
عِنْدِ
اللّٰهِ
مُبَارَكَةً
طَيِّبَةًۜ
كَذٰلِكَ
يُبَيِّنُ
اللّٰهُ
لَكُمُ
الْاٰيَاتِ
لَعَلَّكُمْ
تَعْقِلُونَ۟
Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarları elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.[61]
اِنَّمَا
الْمُؤْمِنُونَ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
بِاللّٰهِ
وَرَسُولِه۪
وَاِذَا
كَانُوا
مَعَهُ
عَلٰٓى
اَمْرٍ
جَامِعٍ
لَمْ
يَذْهَبُوا
حَتّٰى
يَسْتَأْذِنُوهُۜ
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
يَسْتَأْذِنُونَكَ
اُو۬لٰٓئِكَ
الَّذ۪ينَ
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَرَسُولِه۪ۚ
فَاِذَا
اسْتَأْذَنُوكَ
لِبَعْضِ
شَأْنِهِمْ
فَأْذَنْ
لِمَنْ
شِئْتَ
مِنْهُمْ
وَاسْتَغْفِرْ
لَهُمُ
اللّٰهَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
غَفُورٌ
رَح۪يمٌ
Doğrusu Allah’a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah’tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.[62]
لَا
تَجْعَلُوا
دُعَٓاءَ
الرَّسُولِ
بَيْنَكُمْ
كَدُعَٓاءِ
بَعْضِكُمْ
بَعْضاًۜ
قَدْ
يَعْلَمُ
اللّٰهُ
الَّذ۪ينَ
يَتَسَلَّلُونَ
مِنْكُمْ
لِوَاذاًۚ
فَلْيَحْذَرِ
الَّذ۪ينَ
يُخَالِفُونَ
عَنْ
اَمْرِه۪ٓ
اَنْ
تُص۪يبَهُمْ
فِتْنَةٌ
اَوْ
يُص۪يبَهُمْ
عَذَابٌ
اَل۪يمٌ
Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O’nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.[63]
وَاتَّخَذُوا
مِنْ
دُونِه۪ٓ
اٰلِهَةً
لَا
يَخْلُقُونَ
شَيْـٔاً
وَهُمْ
يُخْلَقُونَ
وَلَا
يَمْلِكُونَ
لِاَنْفُسِهِمْ
ضَراًّ
وَلَا
نَفْعاً
وَلَا
يَمْلِكُونَ
مَوْتاً
وَلَا
حَيٰوةً
وَلَا
نُشُوراً
Kafirler, O’nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.[3]
اَوْ
يُلْقٰٓى
اِلَيْهِ
كَنْزٌ
اَوْ
تَكُونُ
لَهُ
جَنَّةٌ
يَأْكُلُ
مِنْهَاۜ
وَقَالَ
الظَّالِمُونَ
اِنْ
تَتَّبِعُونَ
اِلَّا
رَجُلاً
مَسْحُوراً
Şöyle dediler: «Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!» Bu zalimler, inananlara: «Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz» dediler.[7-8]
تَبَارَكَ
الَّـذ۪ٓي
اِنْ
شَٓاءَ
جَعَلَ
لَكَ
خَيْراً
مِنْ
ذٰلِكَ
جَنَّاتٍ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُۙ
وَيَجْعَلْ
لَكَ
قُصُوراً
Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.[10]
بَلْ
كَذَّبُوا
بِالسَّاعَةِ
وَاَعْتَدْنَا
لِمَنْ
كَذَّبَ
بِالسَّاعَةِ
سَع۪يراًۚ
Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.[11]
اِذَا
رَاَتْهُمْ
مِنْ
مَكَانٍ
بَع۪يدٍ
سَمِعُوا
لَهَا
تَغَيُّظاً
وَزَف۪يراً
Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.[12]
وَاِذَٓا
اُلْقُوا
مِنْهَا
مَكَاناً
ضَيِّقاً
مُقَرَّن۪ينَ
دَعَوْا
هُنَالِكَ
ثُبُوراًۜ
Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.[13]
وَيَوْمَ
يَحْشُرُهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
فَيَقُولُ
ءَاَنْتُمْ
اَضْلَلْتُمْ
عِبَاد۪ي
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
اَمْ
هُمْ
ضَلُّوا
السَّب۪يلَۜ
O gün Rabbin onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: «Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?» der.[17]
قَالُوا
سُبْحَانَكَ
مَا
كَانَ
يَنْبَغ۪ي
لَـنَٓا
اَنْ
نَتَّخِذَ
مِنْ
دُونِكَ
مِنْ
اَوْلِيَٓاءَ
وَلٰكِنْ
مَتَّعْتَهُمْ
وَاٰبَٓاءَهُمْ
حَتّٰى
نَسُوا
الذِّكْرَۚ
وَكَانُوا
قَوْماً
بُوراً
Onlar: «Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular» derler.[18]
فَقَدْ
كَذَّبُوكُمْ
بِمَا
تَقُولُونَۙ
فَمَا
تَسْتَط۪يعُونَ
صَرْفاً
وَلَا
نَصْراًۚ
وَمَنْ
يَظْلِمْ
مِنْكُمْ
نُذِقْهُ
عَذَاباً
كَب۪يراً
«Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız» denir.[19]
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
قَبْلَكَ
مِنَ
الْمُرْسَل۪ينَ
اِلَّٓا
اِنَّهُمْ
لَيَأْكُلُونَ
الطَّعَامَ
وَيَمْشُونَ
فِي
الْاَسْوَاقِۜ
وَجَعَلْنَا
بَعْضَكُمْ
لِبَعْضٍ
فِتْنَةًۜ
اَتَصْبِرُونَۚ
وَكَانَ
رَبُّكَ
بَص۪يراً۟
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.[20]
وَقَدِمْنَٓا
اِلٰى
مَا
عَمِلُوا
مِنْ
عَمَلٍ
فَجَعَلْنَاهُ
هَبَٓاءً
مَنْثُوراً
Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.[23]
وَكَذٰلِكَ
جَعَلْنَا
لِكُلِّ
نَبِيٍّ
عَدُواًّ
مِنَ
الْمُجْرِم۪ينَۜ
وَكَفٰى
بِرَبِّكَ
هَادِياً
وَنَص۪يراً
Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.[31]
اِنْ
كَادَ
لَيُضِلُّنَا
عَنْ
اٰلِهَتِنَا
لَوْلَٓا
اَنْ
صَبَرْنَا
عَلَيْهَاۜ
وَسَوْفَ
يَعْلَمُونَ
ح۪ينَ
يَرَوْنَ
الْعَذَابَ
مَنْ
اَضَلُّ
سَب۪يلاً
«Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı» derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.[42]
اَرَاَيْتَ
مَنِ
اتَّخَذَ
اِلٰهَهُ
هَوٰيهُۜ
اَفَاَنْتَ
تَكُونُ
عَلَيْهِ
وَك۪يلاًۙ
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?[43]
وَهُوَ
الَّـذ۪ٓي
اَرْسَلَ
الرِّيَاحَ
بُشْراً
بَيْنَ
يَدَيْ
رَحْمَتِه۪ۚ
وَاَنْزَلْنَا
مِنَ
السَّمَٓاءِ
مَٓاءً
طَهُوراًۙ
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O’dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.[48-49]
لِنُحْيِيَ
بِه۪
بَلْدَةً
مَيْتاً
وَنُسْقِيَهُ
مِمَّا
خَلَقْنَٓا
اَنْعَاماً
وَاَنَاسِيَّ
كَث۪يراً
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O’dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.[48-49]
Yükleniyor...