ه 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 2111 ayette 3.363 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 1504 ayet / 2.310 kelime Medenî: 607 ayet / 1.053 kelime
هُوَ
يُحْـي۪
وَيُم۪يتُ
وَاِلَيْهِ
تُرْجَعُونَ
Dirilten ve öldüren O’dur. O’na döneceksiniz.[56]
قُلْ
بِفَضْلِ
اللّٰهِ
وَبِرَحْمَتِه۪
فَبِذٰلِكَ
فَلْيَفْرَحُواۜ
هُوَ
خَيْرٌ
مِمَّا
يَجْمَعُونَ
De ki: «Bunlar, Allah’ın bol nimeti ve rahmetiyledir.» Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.[58]
قُلْ
اَرَاَيْتُمْ
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
لَكُمْ
مِنْ
رِزْقٍ
فَجَعَلْتُمْ
مِنْهُ
حَرَاماً
وَحَلَالاًۜ
قُلْ
آٰللّٰهُ
اَذِنَ
لَكُمْ
اَمْ
عَلَى
اللّٰهِ
تَفْتَرُونَ
De ki: «Allah’ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?» De ki: «Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah’a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?»[59]
وَمَا
تَكُونُ
ف۪ي
شَأْنٍ
وَمَا
تَتْلُوا
مِنْهُ
مِنْ
قُرْاٰنٍ
وَلَا
تَعْمَلُونَ
مِنْ
عَمَلٍ
اِلَّا
كُنَّا
عَلَيْكُمْ
شُهُوداً
اِذْ
تُف۪يضُونَ
ف۪يهِۜ
وَمَا
يَعْزُبُ
عَنْ
رَبِّكَ
مِنْ
مِثْقَالِ
ذَرَّةٍ
فِي
الْاَرْضِ
وَلَا
فِي
السَّمَٓاءِ
وَلَٓا
اَصْغَرَ
مِنْ
ذٰلِكَ
وَلَٓا
اَكْبَرَ
اِلَّا
ف۪ي
كِتَابٍ
مُب۪ينٍ
Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran’dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap’dadır.[61]
هُوَ
الَّذ۪ي
جَعَلَ
لَـكُمُ
الَّيْلَ
لِتَسْكُنُوا
ف۪يهِ
وَالنَّهَارَ
مُبْصِراًۜ
اِنَّ
ف۪ي
ذٰلِكَ
لَاٰيَاتٍ
لِقَوْمٍ
يَسْمَعُونَ
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.[67]
قَالُوا
اتَّخَذَ
اللّٰهُ
وَلَداً
سُبْحَانَهُۜ
هُوَ
الْغَنِيُّۜ
لَهُ
مَا
فِي
السَّمٰوَاتِ
وَمَا
فِي
الْاَرْضِۜ
اِنْ
عِنْدَكُمْ
مِنْ
سُلْطَانٍ
بِهٰذَاۜ
اَتَقُولُونَ
عَلَى
اللّٰهِ
مَا
لَا
تَعْلَمُونَ
«Allah çocuk edindi» dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah’a karşı nasıl söylüyorsunuz?[68]
وَاتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَاَ
نُوحٍۢ
اِذْ
قَالَ
لِقَوْمِه۪
يَا قَوْمِ
اِنْ
كَانَ
كَبُرَ
عَلَيْكُمْ
مَقَام۪ي
وَتَذْك۪ير۪ي
بِاٰيَاتِ
اللّٰهِ
فَعَلَى
اللّٰهِ
تَوَكَّلْتُ
فَاَجْمِعُٓوا
اَمْرَكُمْ
وَشُرَكَٓاءَكُمْ
ثُمَّ
لَا
يَكُنْ
اَمْرُكُمْ
عَلَيْكُمْ
غُمَّةً
ثُمَّ
اقْضُٓوا
اِلَيَّ
وَلَا
تُنْظِرُونِ
Onlara Nuh’un başından geçenleri anlat: Milletine, «Ey milletim! Eğer durumum, Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah’a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin» demişti.[71]
فَكَذَّبُوهُ
فَنَجَّيْنَاهُ
وَمَنْ
مَعَهُ
فِي
الْفُلْكِ
وَجَعَلْنَاهُمْ
خَلَٓائِفَ
وَاَغْرَقْنَا
الَّذ۪ينَ
كَذَّبُوا
بِاٰيَاتِنَاۚ
فَانْظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَاقِبَةُ
الْمُنْذَر۪ينَ
Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.[73]
ثُمَّ
بَعَثْنَا
مِنْ
بَعْدِه۪
رُسُلاً
اِلٰى
قَوْمِهِمْ
فَجَٓاؤُ۫هُمْ
بِالْبَيِّنَاتِ
فَمَا
كَانُوا
لِيُؤْمِنُوا
بِمَا
كَذَّبُوا
بِه۪
مِنْ
قَبْلُۜ
كَذٰلِكَ
نَطْبَعُ
عَلٰى
قُلُوبِ
الْمُعْتَد۪ينَ
Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.[74]
ثُمَّ
بَعَثْنَا
مِنْ
بَعْدِهِمْ
مُوسٰى
وَهٰرُونَ
اِلٰى
فِرْعَوْنَ
وَمَلَا۬ئِه۪
بِاٰيَاتِنَا
فَاسْتَكْبَرُوا
وَكَانُوا
قَوْماً
مُجْرِم۪ينَ
Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun’u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.[75]
قَالُٓوا
اَجِئْتَنَا
لِتَلْفِتَنَا
عَمَّا
وَجَدْنَا
عَلَيْهِ
اٰبَٓاءَنَا
وَتَكُونَ
لَكُمَا
الْكِبْرِيَٓاءُ
فِي
الْاَرْضِۜ
وَمَا
نَحْنُ
لَكُمَا
بِمُؤْمِن۪ينَ
«Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz» dediler.[78]
فَلَمَّٓا
اَلْقَوْا
قَالَ
مُوسٰى
مَا
جِئْتُمْ
بِهِ
السِّحْرُۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
سَيُبْطِلُهُۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
لَا
يُصْلِحُ
عَمَلَ
الْمُفْسِد۪ينَ
Attıklarında, Musa: «Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir» dedi.[81-82]
وَيُحِقُّ
اللّٰهُ
الْحَقَّ
بِكَلِمَاتِه۪
وَلَوْ
كَرِهَ
الْمُجْرِمُونَ۟
Attıklarında, Musa: «Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir» dedi.[81-82]
فَمَٓا
اٰمَنَ
لِمُوسٰٓى
اِلَّا
ذُرِّيَّةٌ
مِنْ
قَوْمِه۪
عَلٰى
خَوْفٍ
مِنْ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَا۬ئِهِمْ
اَنْ
يَفْتِنَهُمْۜ
وَاِنَّ
فِرْعَوْنَ
لَعَالٍ
فِي
الْاَرْضِۚ
وَاِنَّهُ
لَمِنَ
الْمُسْرِف۪ينَ
Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa’ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.[83]
وَقَالَ
مُوسٰى
يَا قَوْمِ
اِنْ
كُنْتُمْ
اٰمَنْتُمْ
بِاللّٰهِ
فَعَلَيْهِ
تَوَكَّلُٓوا
اِنْ
كُنْتُمْ
مُسْلِم۪ينَ
Musa: «Ey milletim! Allah’a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O’na güvenin» dedi.[84]
وَاَوْحَيْنَٓا
اِلٰى
مُوسٰى
وَاَخ۪يهِ
اَنْ
تَبَوَّاٰ
لِقَوْمِكُمَا
بِمِصْرَ
بُيُوتاً
وَاجْعَلُوا
بُيُوتَكُمْ
قِبْلَةً
وَاَق۪يمُوا
الصَّلٰوةَۜ
وَبَشِّرِ
الْمُؤْمِن۪ينَ
Musa ve kardeşine: «Mısır’da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın» diye vahyettik, «İnananlara müjde et.»[87]
وَقَالَ
مُوسٰى
رَبَّـنَٓا
اِنَّكَ
اٰتَيْتَ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَاَهُ
ز۪ينَةً
وَاَمْوَالاً
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَاۙ
رَبَّـنَا
لِيُضِلُّوا
عَنْ
سَب۪يلِكَۚ
رَبَّـنَا
اطْمِسْ
عَلٰٓى
اَمْوَالِهِمْ
وَاشْدُدْ
عَلٰى
قُلُوبِهِمْ
فَلَا
يُؤْمِنُوا
حَتّٰى
يَرَوُا
الْعَذَابَ
الْاَل۪يمَ
Musa: «Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun’a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar» dedi.[88]
وَجَاوَزْنَا
بِبَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
الْبَحْرَ
فَاَتْبَعَهُمْ
فِرْعَوْنُ
وَجُنُودُهُ
بَغْياً
وَعَدْواًۜ
حَتّٰٓى
اِذَٓا
اَدْرَكَهُ
الْغَرَقُۙ
قَالَ
اٰمَنْتُ
اَنَّهُ
لَٓا
اِلٰهَ
اِلَّا
الَّـذ۪ٓي
اٰمَنَتْ
بِه۪
بَنُٓوا
اِسْرَٓائ۪لَ
وَاَنَا۬
مِنَ
الْمُسْلِم۪ينَ
İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: «İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O’na teslim olanlardanım» dedi.[90]
وَلَقَدْ
بَوَّأْنَا
بَن۪ٓي
اِسْرَٓائ۪لَ
مُبَوَّاَ
صِدْقٍ
وَرَزَقْنَاهُمْ
مِنَ
الطَّيِّبَاتِۚ
فَمَا
اخْتَلَفُوا
حَتّٰى
جَٓاءَهُمُ
الْعِلْمُۜ
اِنَّ
رَبَّكَ
يَقْض۪ي
بَيْنَهُمْ
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
ف۪يمَا
كَانُوا
ف۪يهِ
يَخْتَلِفُونَ
And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.[93]
وَاِنْ
يَمْسَسْكَ
اللّٰهُ
بِضُرٍّ
فَلَا
كَاشِفَ
لَهُٓ
اِلَّا
هُوَۚ
وَاِنْ
يُرِدْكَ
بِخَيْرٍ
فَلَا
رَٓادَّ
لِفَضْلِه۪ۜ
يُص۪يبُ
بِه۪
مَنْ
يَشَٓاءُ
مِنْ
عِبَادِه۪ۜ
وَهُوَ
الْغَفُورُ
الرَّح۪يمُ
Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O’nun nimetini engelleyecek yoktur. O’nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.[107]
Yükleniyor...