أ ذ ن 📊 Kök haritası
Bu kök toplamda 38 ayette 42 kelime olarak geçmektedir.
Mekkî: 20 ayet / 20 kelime Medenî: 18 ayet / 22 kelime
فَاِنْ
لَمْ
تَفْعَلُوا
فَأْذَنُوا
بِحَرْبٍ
مِنَ
اللّٰهِ
وَرَسُولِه۪ۚ
وَاِنْ
تُبْتُمْ
فَلَكُمْ
رُؤُ۫سُ
اَمْوَالِكُمْۚ
لَا
تَظْلِمُونَ
وَلَا
تُظْلَمُونَ
Böyle yapmazsanız, bunun Allah’a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.[279]
وَنَادٰٓى
اَصْحَابُ
الْجَنَّةِ
اَصْحَابَ
النَّارِ
اَنْ
قَدْ
وَجَدْنَا
مَا
وَعَدَنَا
رَبُّنَا
حَقاًّ
فَهَلْ
وَجَدْتُمْ
مَا
وَعَدَ
رَبُّكُمْ
حَقاًّۜ
قَالُوا
نَعَمْۚ
فَاَذَّنَ
مُؤَذِّنٌ
بَيْنَهُمْ
اَنْ
لَعْنَةُ
اللّٰهِ
عَلَى
الظَّالِم۪ينَۙ
Cennetlikler, cehennemliklere: «Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?» diye seslenirler, «Evet» derler. Aralarında bir münadi, «Allah’ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir» diye seslenir.[44-45]
قَالَ
فِرْعَوْنُ
اٰمَنْتُمْ
بِه۪
قَبْلَ
اَنْ
اٰذَنَ
لَكُمْۚ
اِنَّ
هٰذَا
لَمَكْرٌ
مَكَرْتُمُوهُ
فِي
الْمَد۪ينَةِ
لِتُخْرِجُوا
مِنْهَٓا
اَهْلَهَاۚ
فَسَوْفَ
تَعْلَمُونَ
Firavun: «Ben size izin vermeden mi O’na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım» dedi.[123-124]
وَاِذْ
تَاَذَّنَ
رَبُّكَ
لَيَبْعَثَنَّ
عَلَيْهِمْ
اِلٰى
يَوْمِ
الْقِيٰمَةِ
مَنْ
يَسُومُهُمْ
سُٓوءَ
الْعَذَابِۜ
اِنَّ
رَبَّكَ
لَسَر۪يعُ
الْعِقَابِۚ
وَاِنَّهُ
لَغَفُورٌ
رَح۪يمٌ
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.[167]
عَفَا
اللّٰهُ
عَنْكَۚ
لِمَ
اَذِنْتَ
لَهُمْ
حَتّٰى
يَتَبَيَّنَ
لَكَ
الَّذ۪ينَ
صَدَقُوا
وَتَعْلَمَ
الْكَاذِب۪ينَ
Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?[43]
لَا
يَسْتَأْذِنُكَ
الَّذ۪ينَ
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِ
اَنْ
يُجَاهِدُوا
بِاَمْوَالِهِمْ
وَاَنْفُسِهِمْۜ
وَاللّٰهُ
عَل۪يمٌ
بِالْمُتَّق۪ينَ
Allah’a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir.[44]
اِنَّمَا
يَسْتَأْذِنُكَ
الَّذ۪ينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِ
وَارْتَابَتْ
قُلُوبُهُمْ
فَهُمْ
ف۪ي
رَيْبِهِمْ
يَتَرَدَّدُونَ
Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.[45]
وَمِنْهُمْ
مَنْ
يَقُولُ
ائْذَنْ
ل۪ي
وَلَا
تَفْتِنّ۪يۜ
اَلَا
فِي
الْفِتْنَةِ
سَقَطُواۜ
وَاِنَّ
جَهَنَّمَ
لَمُح۪يطَةٌ
بِالْكَافِر۪ينَ
Onlardan, «Bana izin ver, beni fitneye düşürme» diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır.[49]
فَاِنْ
رَجَعَكَ
اللّٰهُ
اِلٰى
طَٓائِفَةٍ
مِنْهُمْ
فَاسْتَأْذَنُوكَ
لِلْخُرُوجِ
فَقُلْ
لَنْ
تَخْرُجُوا
مَعِيَ
اَبَداً
وَلَنْ
تُقَاتِلُوا
مَعِيَ
عَدُواًّۜ
اِنَّكُمْ
رَض۪يتُمْ
بِالْقُعُودِ
اَوَّلَ
مَرَّةٍ
فَاقْعُدُوا
مَعَ
الْخَالِف۪ينَ
Allah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse, de ki: «Benimle asla çıkamayacaksınız, benim yanımda hiçbir düşmanla savaşmıyacaksınız; çünkü baştan, oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun.»[83]
وَاِذَٓا
اُنْزِلَتْ
سُورَةٌ
اَنْ
اٰمِنُوا
بِاللّٰهِ
وَجَاهِدُوا
مَعَ
رَسُولِهِ
اسْتَأْذَنَكَ
اُو۬لُوا
الطَّوْلِ
مِنْهُمْ
وَقَالُوا
ذَرْنَا
نَكُنْ
مَعَ
الْقَاعِد۪ينَ
«Allah’a inanın ve Peygamberinin yanında savaşın» diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve «Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım» derler.[86]
وَجَٓاءَ
الْمُعَذِّرُونَ
مِنَ
الْاَعْرَابِ
لِيُؤْذَنَ
لَهُمْ
وَقَعَدَ
الَّذ۪ينَ
كَذَبُوا
اللّٰهَ
وَرَسُولَهُۜ
سَيُص۪يبُ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
مِنْهُمْ
عَذَابٌ
اَل۪يمٌ
Bedevilerden, izin almak üzere, özür beyan eden kimseler geldiler. Allah’a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeksizin geri kaldılar. Onlardan kafir olanlar can yakıcı azaba uğrayacaktır.[90]
اِنَّمَا
السَّب۪يلُ
عَلَى
الَّذ۪ينَ
يَسْتَأْذِنُونَكَ
وَهُمْ
اَغْنِيَٓاءُۚ
رَضُوا
بِاَنْ
يَكُونُوا
مَعَ
الْخَوَالِفِۙ
وَطَبَعَ
اللّٰهُ
عَلٰى
قُلُوبِهِمْ
فَهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.[93]
قُلْ
اَرَاَيْتُمْ
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
لَكُمْ
مِنْ
رِزْقٍ
فَجَعَلْتُمْ
مِنْهُ
حَرَاماً
وَحَلَالاًۜ
قُلْ
آٰللّٰهُ
اَذِنَ
لَكُمْ
اَمْ
عَلَى
اللّٰهِ
تَفْتَرُونَ
De ki: «Allah’ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?» De ki: «Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah’a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?»[59]
فَلَمَّا
جَهَّزَهُمْ
بِجَهَازِهِمْ
جَعَلَ
السِّقَايَةَ
ف۪ي
رَحْلِ
اَخ۪يهِ
ثُمَّ
اَذَّنَ
مُؤَذِّنٌ
اَيَّتُهَا
الْع۪يرُ
اِنَّكُمْ
لَسَارِقُونَ
Yusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münadi şöyle bağırdı: «Ey kervancılar, siz hırsızsınız!»[70]
فَلَمَّا
اسْتَيْـَٔسُوا
مِنْهُ
خَلَصُوا
نَجِياًّۜ
قَالَ
كَب۪يرُهُمْ
اَلَمْ
تَعْلَمُٓوا
اَنَّ
اَبَاكُمْ
قَدْ
اَخَذَ
عَلَيْكُمْ
مَوْثِقاً
مِنَ
اللّٰهِ
وَمِنْ
قَبْلُ
مَا
فَرَّطْتُمْ
ف۪ي
يُوسُفَۚ
فَلَنْ
اَبْرَحَ
الْاَرْضَ
حَتّٰى
يَأْذَنَ
ل۪ٓي
اَب۪ٓي
اَوْ
يَحْكُمَ
اللّٰهُ
ل۪يۚ
وَهُوَ
خَيْرُ
الْحَاكِم۪ينَ
Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: «Babanızın Allah’a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz.»[80-82]
وَاِذْ
تَاَذَّنَ
رَبُّكُمْ
لَئِنْ
شَكَرْتُمْ
لَاَز۪يدَنَّكُمْ
وَلَئِنْ
كَفَرْتُمْ
اِنَّ
عَذَاب۪ي
لَشَد۪يدٌ
Rabbiniz: «Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir» diye bildirmişti.[7]
وَيَوْمَ
نَبْعَثُ
مِنْ
كُلِّ
اُمَّةٍ
شَه۪يداً
ثُمَّ
لَا
يُؤْذَنُ
لِلَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
وَلَا
هُمْ
يُسْتَعْتَبُونَ
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.[84]
قَالَ
اٰمَنْتُمْ
لَهُ
قَبْلَ
اَنْ
اٰذَنَ
لَكُمْۜ
اِنَّهُ
لَكَب۪يرُكُمُ
الَّذ۪ي
عَلَّمَكُمُ
السِّحْرَۚ
فَلَاُقَطِّعَنَّ
اَيْدِيَكُمْ
وَاَرْجُلَكُمْ
مِنْ
خِلَافٍ
وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ
ف۪ي
جُذُوعِ
النَّخْلِۘ
وَلَتَعْلَمُنَّ
اَيُّـنَٓا
اَشَدُّ
عَذَاباً
وَاَبْقٰى
Firavun «Ben size izin vermeden mi O’na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz» dedi.[71]
يَوْمَئِذٍ
لَا
تَنْفَعُ
الشَّفَاعَةُ
اِلَّا
مَنْ
اَذِنَ
لَهُ
الرَّحْمٰنُ
وَرَضِيَ
لَهُ
قَوْلاً
O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.[109]
فَاِنْ
تَوَلَّوْا
فَقُلْ
اٰذَنْتُكُمْ
عَلٰى
سَوَٓاءٍۜ
وَاِنْ
اَدْر۪ٓي
اَقَر۪يبٌ
اَمْ
بَع۪يدٌ
مَا
تُوعَدُونَ
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: «Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem.»[109]
Yükleniyor...