KONU FİHRİST
← Listeye DönSüleyman Aleyhisselâm
Kıssalar / Peygamberlik
16 ayet
وَاتَّـبَعُوا
مَا
تَتْلُوا
الشَّيَاط۪ينُ
عَلٰى
مُلْكِ
سُلَيْمٰنَۚ
وَمَا
كَفَرَ
سُلَيْمٰنُ
وَلٰكِنَّ
الشَّيَاط۪ينَ
كَفَرُوا
يُعَلِّمُونَ
النَّاسَ
السِّحْرَۗ
وَمَٓا
اُنْزِلَ
عَلَى
الْمَلَكَيْنِ
بِبَابِلَ
هَارُوتَ
وَمَارُوتَۜ
وَمَا
يُعَلِّمَانِ
مِنْ
اَحَدٍ
حَتّٰى
يَقُولَٓا
اِنَّمَا
نَحْنُ
فِتْنَةٌ
فَلَا
تَكْفُرْۜ
فَيَتَعَلَّمُونَ
مِنْهُمَا
مَا
يُفَرِّقُونَ
بِه۪
بَيْنَ
الْمَرْءِ
وَزَوْجِه۪ۜ
وَمَا
هُمْ
بِضَٓارّ۪ينَ
بِه۪
مِنْ
اَحَدٍ
اِلَّا
بِاِذْنِ
اللّٰهِۜ
وَيَتَعَلَّمُونَ
مَا
يَضُرُّهُمْ
وَلَا
يَنْفَعُهُمْۜ
وَلَقَدْ
عَلِمُوا
لَمَنِ
اشْتَرٰيهُ
مَا
لَهُ
فِي
الْاٰخِرَةِ
مِنْ
خَلَاقٍ۠
وَلَبِئْسَ
مَا
شَرَوْا
بِه۪ٓ
اَنْفُسَهُمْۜ
لَوْ
كَانُوا
يَعْلَمُونَ
Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı![102]
اِنَّٓا
اَوْحَيْنَٓا
اِلَيْكَ
كَمَٓا
اَوْحَيْنَٓا
اِلٰى
نُوحٍ
وَالنَّبِيّ۪نَ
مِنْ
بَعْدِه۪ۚ
وَاَوْحَيْنَٓا
اِلٰٓى
اِبْرٰه۪يمَ
وَاِسْمٰع۪يلَ
وَاِسْحٰقَ
وَيَعْقُوبَ
وَالْاَسْبَاطِ
وَع۪يسٰى
وَاَيُّوبَ
وَيُونُسَ
وَهٰرُونَ
وَسُلَيْمٰنَۚ
وَاٰتَيْنَا
دَاوُ۫دَ
زَبُوراًۚ
Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, esbâta (torunlara), İsa’ya, Eyyûb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebûr’u verdik.[163]
وَوَهَبْنَا
لَهُٓ
اِسْحٰقَ
وَيَعْقُوبَۜ
كُلاًّ
هَدَيْنَاۚ
وَنُوحاً
هَدَيْنَا
مِنْ
قَبْلُ
وَمِنْ
ذُرِّيَّتِه۪
دَاوُ۫دَ
وَسُلَيْمٰنَ
وَاَيُّوبَ
وَيُوسُفَ
وَمُوسٰى
وَهٰرُونَۜ
وَكَذٰلِكَ
نَجْزِي
الْمُحْسِن۪ينَۙ
Biz O’na İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh’u ve O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.[84]
وَدَاوُ۫دَ
وَسُلَيْمٰنَ
اِذْ
يَحْكُمَانِ
فِي
الْحَرْثِ
اِذْ
نَفَشَتْ
ف۪يهِ
غَنَمُ
الْقَوْمِۚ
وَكُنَّا
لِحُكْمِهِمْ
شَاهِد۪ينَۙ
Davud ve Süleyman’ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.[78]
فَفَهَّمْنَاهَا
سُلَيْمٰنَۚ
وَكُلاًّ
اٰتَيْنَا
حُكْماً
وَعِلْماًۘ
وَسَخَّرْنَا
مَعَ
دَاوُ۫دَ
الْجِبَالَ
يُسَبِّحْنَ
وَالطَّيْرَۜ
وَكُنَّا
فَاعِل۪ينَ
Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.[79]
وَلِسُلَيْمٰنَ
الرّ۪يحَ
عَاصِفَةً
تَجْر۪ي
بِاَمْرِه۪ٓ
اِلَى
الْاَرْضِ
الَّت۪ي
بَارَكْنَا
ف۪يهَاۜ
وَكُنَّا
بِكُلِّ
شَيْءٍ
عَالِم۪ينَ
Süleyman’ın emrine de kasırga (gibi esen) rüzgârı verdik; onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz herşeyi biliriz.[81]
وَلَقَدْ
اٰتَيْنَا
دَاوُ۫دَ
وَسُلَيْمٰنَ
عِلْماًۚ
وَقَالَا
الْحَمْدُ
لِلّٰهِ
الَّذ۪ي
فَضَّلَنَا
عَلٰى
كَث۪يرٍ
مِنْ
عِبَادِهِ
الْمُؤْمِن۪ينَ
Andolsun ki biz, Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun, dediler.[15]
وَوَرِثَ
سُلَيْمٰنُ
دَاوُ۫دَ
وَقَالَ
يَٓا اَيُّهَا
النَّاسُ
عُلِّمْنَا
مَنْطِقَ
الطَّيْرِ
وَاُو۫ت۪ينَا
مِنْ
كُلِّ
شَيْءٍۜ
اِنَّ
هٰذَا
لَهُوَ
الْفَضْلُ
الْمُب۪ينُ
Süleyman Davud’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.[16]
وَحُشِرَ
لِسُلَيْمٰنَ
جُنُودُهُ
مِنَ
الْجِنِّ
وَالْاِنْسِ
وَالطَّيْرِ
فَهُمْ
يُوزَعُونَ
Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.[17]
حَتّٰٓى
اِذَٓا
اَتَوْا
عَلٰى
وَادِ
النَّمْلِۙ
قَالَتْ
نَمْلَةٌ
يَٓا اَيُّهَا
النَّمْلُ
ادْخُلُوا
مَسَاكِنَكُمْۚ
لَا
يَحْطِمَنَّكُمْ
سُلَيْمٰنُ
وَجُنُودُهُۙ
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.[18]
اِنَّهُ
مِنْ
سُلَيْمٰنَ
وَاِنَّهُ
بِسْمِ
اللّٰهِ
الرَّحْمٰنِ
الرَّح۪يمِۙ
«Mektup Süleyman’dandır, rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla (başlamakta) dır.[30]
فَلَمَّا
جَٓاءَ
سُلَيْمٰنَ
قَالَ
اَتُمِدُّونَنِ
بِمَالٍۘ
فَمَٓا
اٰتٰينِيَ
اللّٰهُ
خَيْرٌ
مِمَّٓا
اٰتٰيكُمْۚ
بَلْ
اَنْتُمْ
بِهَدِيَّتِكُمْ
تَفْرَحُونَ
(Elçiler, hediyelerle) Süleyman’a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.[36]
ق۪يلَ
لَهَا
ادْخُلِي
الصَّرْحَۚ
فَلَمَّا
رَاَتْهُ
حَسِبَتْهُ
لُجَّةً
وَكَشَفَتْ
عَنْ
سَاقَيْهَاۜ
قَالَ
اِنَّهُ
صَرْحٌ
مُمَرَّدٌ
مِنْ
قَوَار۪يرَۜ
قَالَتْ
رَبِّ
اِنّ۪ي
ظَلَمْتُ
نَفْس۪ي
وَاَسْلَمْتُ
مَعَ
سُلَيْمٰنَ
لِلّٰهِ
رَبِّ
الْعَالَم۪ينَ۟
Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.[44]
وَلِسُلَيْمٰنَ
الرّ۪يحَ
غُدُوُّهَا
شَهْرٌ
وَرَوَاحُهَا
شَهْرٌۚ
وَاَسَلْنَا
لَهُ
عَيْنَ
الْقِطْرِۜ
وَمِنَ
الْجِنِّ
مَنْ
يَعْمَلُ
بَيْنَ
يَدَيْهِ
بِاِذْنِ
رَبِّه۪ۜ
وَمَنْ
يَزِغْ
مِنْهُمْ
عَنْ
اَمْرِنَا
نُذِقْهُ
مِنْ
عَذَابِ
السَّع۪يرِ
Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman’a (onun emrine) verdik ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık.[12]
وَوَهَبْنَا
لِدَاوُ۫دَ
سُلَيْمٰنَۜ
نِعْمَ
الْعَبْدُۜ
اِنَّهُٓ
اَوَّابٌۜ
Biz Davud’a Süleyman’ı verdik. Süleyman ne güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi.[30]
وَلَقَدْ
فَتَنَّا
سُلَيْمٰنَ
وَاَلْقَيْنَا
عَلٰى
كُرْسِيِّه۪
جَسَداً
ثُمَّ
اَنَابَ
Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.[34]
Yükleniyor...