AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اَمْ
اٰتَيْنَاهُمْ
كِتَاباً
مِنْ
قَبْلِه۪
فَهُمْ
بِه۪
مُسْتَمْسِكُونَ
Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar?[21]
بَلْ
قَالُٓوا
اِنَّا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
عَلٰٓى
اُمَّةٍ
وَاِنَّا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
مُهْتَدُونَ
Hayır! «Sadece, biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz» derler.[22]
وَكَذٰلِكَ
مَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
قَبْلِكَ
ف۪ي
قَرْيَةٍ
مِنْ
نَذ۪يرٍ
اِلَّا
قَالَ
مُتْرَفُوهَٓاۙ
اِنَّا
وَجَدْنَٓا
اٰبَٓاءَنَا
عَلٰٓى
اُمَّةٍ
وَاِنَّا
عَلٰٓى
اٰثَارِهِمْ
مُقْتَدُونَ
Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi.[23]
قَالَ
اَوَلَوْ
جِئْتُكُمْ
بِاَهْدٰى
مِمَّا
وَجَدْتُمْ
عَلَيْهِ
اٰبَٓاءَكُمْۜ
قَالُٓوا
اِنَّا
بِمَٓا
اُرْسِلْتُمْ
بِه۪
كَافِرُونَ
Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine mi bana uymazsınız)? deyince, dediler ki: Doğrusu biz sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.[24]
فَانْتَقَمْنَا
مِنْهُمْ
فَانْظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَاقِبَةُ
الْمُكَذِّب۪ينَ۟
Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?[25]
وَاِذْ
قَالَ
اِبْرٰه۪يمُ
لِاَب۪يهِ
وَقَوْمِه۪ٓ
اِنَّن۪ي
بَرَٓاءٌ
مِمَّا
تَعْبُدُونَۙ
Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.[26]
اِلَّا
الَّذ۪ي
فَطَرَن۪ي
فَاِنَّهُ
سَيَهْد۪ينِ
Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir.[27]
وَجَعَلَهَا
كَلِمَةً
بَاقِيَةً
ف۪ي
عَقِبِه۪
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, insanlar (onun dinine) dönsünler.[28]
بَلْ
مَتَّعْتُ
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
وَاٰبَٓاءَهُمْ
حَتّٰى
جَٓاءَهُمُ
الْحَقُّ
وَرَسُولٌ
مُب۪ينٌ
Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.[29]
وَلَمَّا
جَٓاءَهُمُ
الْحَقُّ
قَالُوا
هٰذَا
سِحْرٌ
وَاِنَّا
بِه۪
كَافِرُونَ
Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.[30]
وَقَالُوا
لَوْلَا
نُزِّلَ
هٰذَا
الْقُرْاٰنُ
عَلٰى
رَجُلٍ
مِنَ
الْقَرْيَتَيْنِ
عَظ۪يمٍ
Ve dediler ki: Bu Kur’an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?[31]
اَهُمْ
يَقْسِمُونَ
رَحْمَتَ
رَبِّكَۜ
نَحْنُ
قَسَمْنَا
بَيْنَهُمْ
مَع۪يشَتَهُمْ
فِي
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَا
وَرَفَعْنَا
بَعْضَهُمْ
فَوْقَ
بَعْضٍ
دَرَجَاتٍ
لِيَتَّخِذَ
بَعْضُهُمْ
بَعْضاً
سُخْرِياًّۜ
وَرَحْمَتُ
رَبِّكَ
خَيْرٌ
مِمَّا
يَجْمَعُونَ
Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.[32]
وَلَوْلَٓا
اَنْ
يَكُونَ
النَّاسُ
اُمَّةً
وَاحِدَةً
لَجَعَلْنَا
لِمَنْ
يَكْفُرُ
بِالرَّحْمٰنِ
لِبُيُوتِهِمْ
سُقُفاً
مِنْ
فِضَّةٍ
وَمَعَارِجَ
عَلَيْهَا
يَظْهَرُونَۙ
Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.[33]
وَلِبُيُوتِهِمْ
اَبْوَاباً
وَسُرُراً
عَلَيْهَا
يَتَّكِؤُ۫نَۙ
Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).[34]
وَزُخْرُفاًۜ
وَاِنْ
كُلُّ
ذٰلِكَ
لَمَّا
مَتَاعُ
الْحَيٰوةِ
الدُّنْيَاۜ
وَالْاٰخِرَةُ
عِنْدَ
رَبِّكَ
لِلْمُتَّق۪ينَ۟
Ve onları zinetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin katında, Allah’ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.[35]
وَمَنْ
يَعْشُ
عَنْ
ذِكْرِ
الرَّحْمٰنِ
نُقَيِّضْ
لَهُ
شَيْطَاناً
فَهُوَ
لَهُ
قَر۪ينٌ
Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.[36]
وَاِنَّهُمْ
لَيَصُدُّونَهُمْ
عَنِ
السَّب۪يلِ
وَيَحْسَبُونَ
اَنَّهُمْ
مُهْتَدُونَ
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.[37]
حَتّٰٓى
اِذَا
جَٓاءَنَا
قَالَ
يَا لَيْتَ
بَيْن۪ي
وَبَيْنَكَ
بُعْدَ
الْمَشْرِقَيْنِ
فَبِئْسَ
الْقَر۪ينُ
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.[38]
وَلَنْ
يَنْفَعَكُمُ
الْيَوْمَ
اِذْ
ظَلَمْتُمْ
اَنَّكُمْ
فِي
الْعَذَابِ
مُشْتَرِكُونَ
Zulmettiğiniz için bugün (nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.[39]
اَفَاَنْتَ
تُسْمِــعُ
الصُّمَّ
اَوْ
تَهْدِي
الْعُمْيَ
وَمَنْ
كَانَ
ف۪ي
ضَلَالٍ
مُب۪ينٍ
(Resûlüm!) Sağırlara sen mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?[40]
Yükleniyor...