AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَف۪ٓي
اَنْفُسِكُمْۜ
اَفَلَا
تُبْصِرُونَ
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?[21]
وَفِي
السَّمَٓاءِ
رِزْقُكُمْ
وَمَا
تُوعَدُونَ
Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.[22]
فَوَرَبِّ
السَّمَٓاءِ
وَالْاَرْضِ
اِنَّهُ
لَحَقٌّ
مِثْلَ
مَٓا
اَنَّكُمْ
تَنْطِقُونَ۟
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.[23]
هَلْ
اَتٰيكَ
حَد۪يثُ
ضَيْفِ
اِبْرٰه۪يمَ
الْمُكْرَم۪ينَۢ
İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)[24]
اِذْ
دَخَلُوا
عَلَيْهِ
فَقَالُوا
سَلَاماًۜ
قَالَ
سَلَامٌۚ
قَوْمٌ
مُنْكَرُونَ
Onlar İbrahim’in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.[25]
فَرَاغَ
اِلٰٓى
اَهْلِه۪
فَجَٓاءَ
بِعِجْلٍ
سَم۪ينٍۙ
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,[26]
فَقَرَّبَهُٓ
اِلَيْهِمْ
قَالَ
اَلَا
تَأْكُلُونَۘ
Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.[27]
فَاَوْجَسَ
مِنْهُمْ
خ۪يفَةًۜ
قَالُوا
لَا
تَخَفْۜ
وَبَشَّرُوهُ
بِغُلَامٍ
عَل۪يمٍ
Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.[28]
فَاَقْبَلَتِ
امْرَاَتُهُ
ف۪ي
صَرَّةٍ
فَصَكَّتْ
وَجْهَهَا
وَقَالَتْ
عَجُوزٌ
عَق۪يمٌ
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.[29]
قَالُوا
كَذٰلِكِۙ
قَالَ
رَبُّكِۜ
اِنَّهُ
هُوَ
الْحَك۪يمُ
الْعَل۪يمُ
Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.[30]
قَالَ
فَمَا
خَطْبُكُمْ
اَيُّهَا
الْمُرْسَلُونَ
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.[31]
قَالُٓوا
اِنَّٓا
اُرْسِلْـنَٓا
اِلٰى
قَوْمٍ
مُجْرِم۪ينَۙ
«Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.»[32]
لِنُرْسِلَ
عَلَيْهِمْ
حِجَارَةً
مِنْ
ط۪ينٍۙ
«Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»[33]
مُسَوَّمَةً
عِنْدَ
رَبِّكَ
لِلْمُسْرِف۪ينَ
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).[34]
فَاَخْرَجْنَا
مَنْ
كَانَ
ف۪يهَا
مِنَ
الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.[35]
فَمَا
وَجَدْنَا
ف۪يهَا
غَيْرَ
بَيْتٍ
مِنَ
الْمُسْلِم۪ينَۚ
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.[36]
وَتَرَكْنَا
ف۪يهَٓا
اٰيَةً
لِلَّذ۪ينَ
يَخَافُونَ
الْعَذَابَ
الْاَل۪يمَۜ
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.[37]
وَف۪ي
مُوسٰٓى
اِذْ
اَرْسَلْنَاهُ
اِلٰى
فِرْعَوْنَ
بِسُلْطَانٍ
مُب۪ينٍ
Musa’da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.[38]
فَتَوَلّٰى
بِرُكْنِه۪
وَقَالَ
سَاحِرٌ
اَوْ
مَجْنُونٌ
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: «O, bir büyücüdür veya bir delidir» demişti.[39]
فَاَخَذْنَاهُ
وَجُنُودَهُ
فَنَبَذْنَاهُمْ
فِي
الْيَمِّ
وَهُوَ
مُل۪يمٌۜ
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.[40]
Yükleniyor...