AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِذْ
عُرِضَ
عَلَيْهِ
بِالْعَشِيِّ
الصَّافِنَاتُ
الْجِيَادُۙ
Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.[31]
فَقَالَ
اِنّ۪ٓي
اَحْبَبْتُ
حُبَّ
الْخَيْرِ
عَنْ
ذِكْرِ
رَبّ۪يۚ
حَتّٰى
تَوَارَتْ
بِالْحِجَابِ۠
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.[32-33]
رُدُّوهَا
عَلَيَّۜ
فَطَفِقَ
مَسْحاً
بِالسُّوقِ
وَالْاَعْنَاقِ
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.[32-33]
وَلَقَدْ
فَتَنَّا
سُلَيْمٰنَ
وَاَلْقَيْنَا
عَلٰى
كُرْسِيِّه۪
جَسَداً
ثُمَّ
اَنَابَ
Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.[34]
قَالَ
رَبِّ
اغْفِرْ
ل۪ي
وَهَبْ
ل۪ي
مُلْكاً
لَا
يَنْبَغ۪ي
لِاَحَدٍ
مِنْ
بَعْد۪يۚ
اِنَّكَ
اَنْتَ
الْوَهَّابُ
Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.[35]
فَسَخَّرْنَا
لَهُ
الرّ۪يحَ
تَجْر۪ي
بِاَمْرِه۪
رُخَٓاءً
حَيْثُ
اَصَابَۙ
Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik.[36-38]
وَالشَّيَاط۪ينَ
كُلَّ
بَنَّٓاءٍ
وَغَوَّاصٍۙ
Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik.[36-38]
وَاٰخَر۪ينَ
مُقَرَّن۪ينَ
فِي
الْاَصْفَادِ
Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik.[36-38]
هٰذَا
عَطَٓاؤُ۬نَا
فَامْنُنْ
اَوْ
اَمْسِكْ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
«İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister (elinde) tut; hesapsızdır» dedik.[39]
وَاِنَّ
لَهُ
عِنْدَنَا
لَزُلْفٰى
وَحُسْنَ
مَاٰبٍ۟
Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri vardır.[40]
وَاذْكُرْ
عَبْدَنَٓا
اَيُّوبَۢ
اِذْ
نَادٰى
رَبَّهُٓ
اَنّ۪ي
مَسَّنِيَ
الشَّيْطَانُ
بِنُصْبٍ
وَعَذَابٍۜ
(Resûlüm!) Kulumuz Eyyub’u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.[41]
اُرْكُضْ
بِرِجْلِكَۚ
هٰذَا
مُغْتَسَلٌ
بَارِدٌ
وَشَرَابٌ
Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su (dedik).[42]
وَوَهَبْنَا
لَهُٓ
اَهْلَهُ
وَمِثْلَهُمْ
مَعَهُمْ
رَحْمَةً
مِنَّا
وَذِكْرٰى
لِاُو۬لِي
الْاَلْبَابِ
Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.[43]
وَخُذْ
بِيَدِكَ
ضِغْثاً
فَاضْرِبْ
بِه۪
وَلَا
تَحْنَثْۜ
اِنَّا
وَجَدْنَاهُ
صَابِراًۜ
نِعْمَ
الْعَبْدُۜ
اِنَّهُٓ
اَوَّابٌ
Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyub’u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi.[44]
وَاذْكُرْ
عِبَادَنَٓا
اِبْرٰه۪يمَ
وَاِسْحٰقَ
وَيَعْقُوبَ
اُو۬لِي
الْاَيْد۪ي
وَالْاَبْصَارِ
(Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Ya’kub’u da an.[45]
اِنَّٓا
اَخْلَصْنَاهُمْ
بِخَالِصَةٍ
ذِكْرَى
الدَّارِۚ
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık.[46]
وَاِنَّهُمْ
عِنْدَنَا
لَمِنَ
الْمُصْطَفَيْنَ
الْاَخْيَارِ
Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi kimselerdendir.[47]
وَاذْكُرْ
اِسْمٰع۪يلَ
وَالْيَسَعَ
وَذَا
الْـكِفْلِۜ
وَكُلٌّ
مِنَ
İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de an. Hepsi de iyilerdendir.[48]
هٰذَا
ذِكْرٌۜ
وَاِنَّ
لِلْمُتَّق۪ينَ
لَحُسْنَ
مَاٰبٍۙ
İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.[49]
جَنَّاتِ
عَدْنٍ
مُفَتَّحَةً
لَهُمُ
الْاَبْوَابُۚ
Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.[50]
Yükleniyor...