AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
رَبَّنَا
وَاَدْخِلْهُمْ
جَنَّاتِ
عَدْنٍۨ
الَّت۪ي
وَعَدْتَهُمْ
وَمَنْ
صَلَحَ
مِنْ
اٰبَٓائِهِمْ
وَاَزْوَاجِهِمْ
وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ
اِنَّكَ
اَنْتَ
الْعَز۪يزُ
الْحَك۪يمُۚ
Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin![8]
وَقِهِمُ
السَّيِّـَٔاتِۜ
وَمَنْ
تَقِ
السَّيِّـَٔاتِ
يَوْمَئِذٍ
فَقَدْ
رَحِمْتَهُۜ
وَذٰلِكَ
هُوَ
الْفَوْزُ
الْعَظ۪يمُ۟
Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.[9]
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
يُنَادَوْنَ
لَمَقْتُ
اللّٰهِ
اَكْبَرُ
مِنْ
مَقْتِكُمْ
اَنْفُسَكُمْ
اِذْ
تُدْعَوْنَ
اِلَى
الْا۪يمَانِ
فَتَكْفُرُونَ
İnkâr edenlere şöyle seslenilir: Allah’ın gazabı, sizin kendinize olan kızgınlıktan elbette daha ağırdır. Zira siz imana davet ediliyor, fakat inkâr ediyordunuz.[10]
قَالُوا
رَبَّنَٓا
اَمَتَّنَا
اثْنَتَيْنِ
وَاَحْيَيْتَنَا
اثْنَتَيْنِ
فَاعْتَرَفْنَا
بِذُنُوبِنَا
فَهَلْ
اِلٰى
خُرُوجٍ
مِنْ
سَب۪يلٍ
Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.[11]
ذٰلِكُمْ
بِاَنَّـهُٓ
اِذَا
دُعِيَ
اللّٰهُ
وَحْدَهُ
كَفَرْتُمْۚ
وَاِنْ
يُشْرَكْ
بِه۪
تُؤْمِنُواۜ
فَالْحُكْمُ
لِلّٰهِ
الْعَلِيِّ
الْكَب۪يرِ
(Onlara denir ki:) İşte bunun sebebi şudur: Tek Allah’a ibadete çağrıldığı zaman inkâr edersiniz. O’na ortak koşulunca (bunu) tasdik edersiniz. Artık hüküm, yücelerin yücesi Allah’ındır.[12]
هُوَ
الَّذ۪ي
يُر۪يكُمْ
اٰيَاتِه۪
وَيُنَزِّلُ
لَكُمْ
مِنَ
السَّمَٓاءِ
رِزْقاًۜ
وَمَا
يَتَذَكَّرُ
اِلَّا
مَنْ
يُن۪يبُ
Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O’dur. Allah’a yönelenden başkası ibret almaz.[13]
فَادْعُوا
اللّٰهَ
مُخْلِص۪ينَ
لَهُ
الدّ۪ينَ
وَلَوْ
كَرِهَ
الْكَافِرُونَ
Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah’a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua edin![14]
رَف۪يعُ
الدَّرَجَاتِ
ذُو
الْعَرْشِۚ
يُلْقِي
الرُّوحَ
مِنْ
اَمْرِه۪
عَلٰى
مَنْ
يَشَٓاءُ
مِنْ
عِبَادِه۪
لِيُنْذِرَ
يَوْمَ
التَّلَاقِۙ
Dereceleri yükselten, Arş’ın sahibi Allah, kavuşma günüyle korkutmak için kullarından dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.[15]
يَوْمَ
هُمْ
بَارِزُونَۚ
لَا
يَخْفٰى
عَلَى
اللّٰهِ
مِنْهُمْ
شَيْءٌۜ
لِمَنِ
الْمُلْكُ
الْيَوْمَۜ
لِلّٰهِ
الْوَاحِدِ
الْقَهَّارِ
O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek Allah’ındır.[16]
اَلْيَوْمَ
تُجْزٰى
كُلُّ
نَفْسٍ
بِمَا
كَسَبَتْۜ
لَا
ظُلْمَ
الْيَوْمَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
سَر۪يعُ
الْحِسَابِ
Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çarçabuk görendir.[17]
وَاَنْذِرْهُمْ
يَوْمَ
الْاٰزِفَةِ
اِذِ
الْقُلُوبُ
لَدَى
الْحَنَاجِرِ
كَاظِم۪ينَۜ
مَا
لِلظَّالِم۪ينَ
مِنْ
حَم۪يمٍ
وَلَا
شَف۪يعٍ
يُطَاعُۜ
Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir şefaatçısı vardır.[18]
يَعْلَمُ
خَٓائِنَةَ
الْاَعْيُنِ
وَمَا
تُخْفِي
الصُّدُورُ
Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.[19]
وَاللّٰهُ
يَقْض۪ي
بِالْحَقِّۜ
وَالَّذ۪ينَ
يَدْعُونَ
مِنْ
دُونِه۪
لَا
يَقْضُونَ
بِشَيْءٍۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
هُوَ
السَّم۪يعُ
الْبَص۪يرُ۟
Allah, adaletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.[20]
اَوَلَمْ
يَس۪يرُوا
فِي
الْاَرْضِ
فَيَنْظُرُوا
كَيْفَ
كَانَ
عَاقِبَةُ
الَّذ۪ينَ
كَانُوا
مِنْ
قَبْلِهِمْۜ
كَانُوا
هُمْ
اَشَدَّ
مِنْهُمْ
قُوَّةً
وَاٰثَاراً
فِي
الْاَرْضِ
فَاَخَذَهُمُ
اللّٰهُ
بِذُنُوبِهِمْ
وَمَا
كَانَ
لَهُمْ
مِنَ
اللّٰهِ
مِنْ
وَاقٍ
Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğunu görsünler! Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri yönünden bunlardan daha da üstündüler. Böyleyken Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah’ın gazabından koruyan da olmadı.[21]
ذٰلِكَ
بِاَنَّهُمْ
كَانَتْ
تَأْت۪يهِمْ
رُسُلُهُمْ
بِالْبَيِّنَاتِ
فَكَفَرُوا
فَاَخَذَهُمُ
اللّٰهُۜ
اِنَّهُ
قَوِيٌّ
شَد۪يدُ
الْعِقَابِ
Bunun sebebi, peygamberleri kendilerine apaçık mucizeler getirdikleri halde, inkâr etmeleri idi. Allah da kendilerini tutup yakalayıverdi. Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir.[22]
وَلَقَدْ
اَرْسَلْنَا
مُوسٰى
بِاٰيَاتِنَا
وَسُلْطَانٍ
مُب۪ينٍۙ
Andolsun ki biz Musa’yı mucizelerimiz ve apaçık hüccetle, Firavun, Hâmân ve Karun’a gönderdik. Onlar: Bu, çok yalancı bir sihirbazdır! dediler.[23-24]
اِلٰى
فِرْعَوْنَ
وَهَامَانَ
وَقَارُونَ
فَقَالُوا
سَاحِرٌ
كَذَّابٌ
Andolsun ki biz Musa’yı mucizelerimiz ve apaçık hüccetle, Firavun, Hâmân ve Karun’a gönderdik. Onlar: Bu, çok yalancı bir sihirbazdır! dediler.[23-24]
فَلَمَّا
جَٓاءَهُمْ
بِالْحَقِّ
مِنْ
عِنْدِنَا
قَالُوا
اقْتُلُٓوا
اَبْنَٓاءَ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
مَعَهُ
وَاسْتَحْيُوا
نِسَٓاءَهُمْۜ
وَمَا
كَيْدُ
الْكَافِر۪ينَ
اِلَّا
ف۪ي
ضَلَالٍ
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.[25]
وَقَالَ
فِرْعَوْنُ
ذَرُون۪ٓي
اَقْتُلْ
مُوسٰى
وَلْيَدْعُ
رَبَّهُۚ
اِنّ۪ٓي
اَخَافُ
اَنْ
يُبَدِّلَ
د۪ينَكُمْ
اَوْ
اَنْ
يُظْهِرَ
فِي
الْاَرْضِ
الْفَسَادَ
Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa’yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.[26]
وَقَالَ
مُوسٰٓى
اِنّ۪ي
عُذْتُ
بِرَبّ۪ي
وَرَبِّكُمْ
مِنْ
كُلِّ
مُتَكَبِّرٍ
لَا
يُؤْمِنُ
بِيَوْمِ
الْحِسَابِ۟
Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi.[27]
Yükleniyor...