AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِنَّ
اللّٰهَ
لَا
يَغْفِرُ
اَنْ
يُشْرَكَ
بِه۪
وَيَغْفِرُ
مَا
دُونَ
ذٰلِكَ
لِمَنْ
يَشَٓاءُۚ
وَمَنْ
يُشْرِكْ
بِاللّٰهِ
فَقَدِ
افْتَرٰٓى
اِثْماً
عَظ۪يماً
Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.[48]
اَلَمْ
تَرَ
اِلَى
الَّذ۪ينَ
يُزَكُّونَ
اَنْفُسَهُمْۜ
بَلِ
اللّٰهُ
يُزَكّ۪ي
مَنْ
يَشَٓاءُ
وَلَا
يُظْلَمُونَ
فَت۪يلاً
Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.[49]
اُنْظُرْ
كَيْفَ
يَفْتَرُونَ
عَلَى
اللّٰهِ
الْكَذِبَۜ
وَكَفٰى
بِه۪ٓ
اِثْماً
مُب۪يناً۟
Bak, nasıl da Allah üzerine yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu (onlara) yeter![50]
اَلَمْ
تَرَ
اِلَى
الَّذ۪ينَ
اُو۫تُوا
نَص۪يباً
مِنَ
الْكِتَابِ
يُؤْمِنُونَ
بِالْجِبْتِ
وَالطَّاغُوتِ
وَيَقُولُونَ
لِلَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
اَهْدٰى
مِنَ
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
سَب۪يلاً
Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla (tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: «Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır» diyorlar![51]
اُو۬لٰٓئِكَ
الَّذ۪ينَ
لَعَنَهُمُ
اللّٰهُۜ
وَمَنْ
يَلْعَنِ
اللّٰهُ
فَلَنْ
تَجِدَ
لَهُ
نَص۪يراًۜ
Bunlar, Allah’ın lânetlediği kimselerdir; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın.[52]
اَمْ
لَهُمْ
نَص۪يبٌ
مِنَ
الْمُلْكِ
فَاِذاً
لَا
يُؤْتُونَ
النَّاسَ
نَق۪يراًۙ
Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir nasipleri mi var? Öyle olsaydı insanlara çekirdek filizi (kadar bir şey bile) vermezlerdi.[53]
اَمْ
يَحْسُدُونَ
النَّاسَ
عَلٰى
مَٓا
اٰتٰيهُمُ
اللّٰهُ
مِنْ
فَضْلِه۪ۚ
فَقَدْ
اٰتَيْنَٓا
اٰلَ
اِبْرٰه۪يمَ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَ
وَاٰتَيْنَاهُمْ
مُلْكاً
عَظ۪يماً
Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab’ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.[54]
فَمِنْهُمْ
مَنْ
اٰمَنَ
بِه۪
وَمِنْهُمْ
مَنْ
صَدَّ
عَنْهُۜ
وَكَفٰى
بِجَهَنَّمَ
سَع۪يراً
Onlardan bir kısmı İbrahim’e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara) kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.[55]
اِنَّ
الَّذ۪ينَ
كَفَرُوا
بِاٰيَاتِنَا
سَوْفَ
نُصْل۪يهِمْ
نَاراًۜ
كُلَّمَا
نَضِجَتْ
جُلُودُهُمْ
بَدَّلْنَاهُمْ
جُلُوداً
غَيْرَهَا
لِيَذُوقُوا
الْعَذَابَۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
كَانَ
عَز۪يزاً
حَك۪يماً
Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.[56]
وَالَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ
سَنُدْخِلُهُمْ
جَنَّاتٍ
تَجْر۪ي
مِنْ
تَحْتِهَا
الْاَنْهَارُ
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَٓا
اَبَداًۜ
لَهُمْ
ف۪يهَٓا
اَزْوَاجٌ
مُطَهَّرَةٌۘ
وَنُدْخِلُهُمْ
ظِلاًّ
ظَل۪يلاً
İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.[57]
اِنَّ
اللّٰهَ
يَأْمُرُكُمْ
اَنْ
تُؤَدُّوا
الْاَمَانَاتِ
اِلٰٓى
اَهْلِهَاۙ
وَاِذَا
حَكَمْتُمْ
بَيْنَ
النَّاسِ
اَنْ
تَحْكُمُوا
بِالْعَدْلِۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
نِعِمَّا
يَعِظُـكُمْ
بِه۪ۜ
اِنَّ
اللّٰهَ
كَانَ
سَم۪يعاً
بَص۪يراً
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.[58]
يَٓا اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ
اٰمَنُٓوا
اَط۪يعُوا
اللّٰهَ
وَاَط۪يعُوا
الرَّسُولَ
وَاُو۬لِي
الْاَمْرِ
مِنْكُمْۚ
فَاِنْ
تَنَازَعْتُمْ
ف۪ي
شَيْءٍ
فَرُدُّوهُ
اِلَى
اللّٰهِ
وَالرَّسُولِ
اِنْ
كُنْتُمْ
تُؤْمِنُونَ
بِاللّٰهِ
وَالْيَوْمِ
الْاٰخِرِۜ
ذٰلِكَ
خَيْرٌ
وَاَحْسَنُ
تَأْو۪يلاً۟
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.[59]
اَلَمْ
تَرَ
اِلَى
الَّذ۪ينَ
يَزْعُمُونَ
اَنَّهُمْ
اٰمَنُوا
بِمَٓا
اُنْزِلَ
اِلَيْكَ
وَمَٓا
اُنْزِلَ
مِنْ
قَبْلِكَ
يُر۪يدُونَ
اَنْ
يَتَحَاكَمُٓوا
اِلَى
الطَّاغُوتِ
وَقَدْ
اُمِرُٓوا
اَنْ
يَكْفُرُوا
بِه۪ۜ
وَيُر۪يدُ
الشَّيْطَانُ
اَنْ
يُضِلَّهُمْ
ضَلَالاً
بَع۪يداً
Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut’a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.[60]
وَاِذَا
ق۪يلَ
لَهُمْ
تَعَالَوْا
اِلٰى
مَٓا
اَنْزَلَ
اللّٰهُ
وَاِلَى
الرَّسُولِ
رَاَيْتَ
الْمُنَافِق۪ينَ
يَصُدُّونَ
عَنْكَ
صُدُوداًۚ
Onlara: Allah’ın indirdiğine (Kitab’a) ve Resûl’e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.[61]
فَكَيْفَ
اِذَٓا
اَصَابَتْهُمْ
مُص۪يبَةٌ
بِمَا
قَدَّمَتْ
اَيْد۪يهِمْ
ثُمَّ
جَٓاؤُ۫كَ
يَحْلِفُونَ
بِاللّٰهِ
اِنْ
اَرَدْنَٓا
اِلَّٓا
اِحْسَاناً
وَتَوْف۪يقاً
Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler![62]
اُو۬لٰٓئِكَ
الَّذ۪ينَ
يَعْلَمُ
اللّٰهُ
مَا
ف۪ي
قُلُوبِهِمْ
فَاَعْرِضْ
عَنْهُمْ
وَعِظْهُمْ
وَقُلْ
لَهُمْ
ف۪ٓي
اَنْفُسِهِمْ
قَوْلاً
بَل۪يغاً
Onlar Allah’ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.[63]
وَمَٓا
اَرْسَلْنَا
مِنْ
رَسُولٍ
اِلَّا
لِيُطَاعَ
بِاِذْنِ
اللّٰهِۜ
وَلَوْ
اَنَّهُمْ
اِذْ
ظَلَمُٓوا
اَنْفُسَهُمْ
جَٓاؤُ۫كَ
فَاسْتَغْفَرُوا
اللّٰهَ
وَاسْتَغْفَرَ
لَهُمُ
الرَّسُولُ
لَوَجَدُوا
اللّٰهَ
تَـوَّاباً
رَح۪يماً
Biz her peygamberi -Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.[64]
فَلَا
وَرَبِّكَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
حَتّٰى
يُحَكِّمُوكَ
ف۪يمَا
شَجَرَ
بَيْنَهُمْۙ
ثُمَّ
لَا
يَجِدُوا
ف۪ٓي
اَنْفُسِهِمْ
حَرَجاً
مِمَّا
قَضَيْتَ
وَيُسَلِّمُوا
تَسْل۪يماً
Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.[65]
وَلَوْ
اَنَّا
كَتَبْنَا
عَلَيْهِمْ
اَنِ
اقْتُلُٓوا
اَنْفُسَكُمْ
اَوِ
اخْرُجُوا
مِنْ
دِيَارِكُمْ
مَا
فَعَلُوهُ
اِلَّا
قَل۪يلٌ
مِنْهُمْۜ
وَلَوْ
اَنَّهُمْ
فَعَلُوا
مَا
يُوعَظُونَ
بِه۪
لَكَانَ
خَيْراً
لَهُمْ
وَاَشَدَّ
تَثْب۪يتاًۙ
Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.[66]
وَاِذاً
لَاٰتَيْنَاهُمْ
مِنْ
لَدُنَّٓا
اَجْراً
عَظ۪يـماًۙ
O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.[67]
Yükleniyor...