AYET LİSTE
بِسْمِ ٱللّٰهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَاَيْتُمْ
اِنْ
كُنْتُ
عَلٰى
بَيِّنَةٍ
مِنْ
رَبّ۪ي
وَرَزَقَن۪ي
مِنْهُ
رِزْقاً
حَسَناًۜ
وَمَٓا
اُر۪يدُ
اَنْ
اُخَالِفَكُمْ
اِلٰى
مَٓا
اَنْهٰيكُمْ
عَنْهُۜ
اِنْ
اُر۪يدُ
اِلَّا
الْاِصْلَاحَ
مَا
اسْتَطَعْتُۜ
وَمَا
تَوْف۪يق۪ٓي
اِلَّا
بِاللّٰهِۜ
عَلَيْهِ
تَوَكَّلْتُ
وَاِلَيْهِ
اُن۪يبُ
Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.[88]
وَيَا قَوْمِ
لَا
يَجْرِمَنَّكُمْ
شِقَاق۪ٓي
اَنْ
يُص۪يبَكُمْ
مِثْلُ
مَٓا
اَصَابَ
قَوْمَ
نُوحٍ
اَوْ
قَوْمَ
هُودٍ
اَوْ
قَوْمَ
صَالِحٍۜ
وَمَا
قَوْمُ
لُوطٍ
مِنْكُمْ
بِبَع۪يدٍ
Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.[89]
وَاسْتَغْفِرُوا
رَبَّكُمْ
ثُمَّ
تُوبُٓوا
اِلَيْهِۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
رَح۪يمٌ
وَدُودٌ
Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.[90]
قَالُوا
يَا شُعَيْبُ
مَا
نَفْقَهُ۬
كَث۪يراً
مِمَّا
تَقُولُ
وَاِنَّا
لَنَرٰيكَ
ف۪ينَا
ضَع۪يفاًۚ
وَلَوْلَا
رَهْطُكَ
لَرَجَمْنَاكَۘ
وَمَٓا
اَنْتَ
عَلَيْنَا
بِعَز۪يزٍ
Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.[91]
قَالَ
يَا قَوْمِ
اَرَهْط۪ٓي
اَعَزُّ
عَلَيْكُمْ
مِنَ
اللّٰهِۜ
وَاتَّخَذْتُمُوهُ
وَرَٓاءَكُمْ
ظِهْرِياًّۜ
اِنَّ
رَبّ۪ي
بِمَا
تَعْمَلُونَ
مُح۪يطٌ
(Şuayb:) «Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah’ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.[92]
وَيَا قَوْمِ
اعْمَلُوا
عَلٰى
مَكَانَتِكُمْ
اِنّ۪ي
عَامِلٌۜ
سَوْفَ
تَعْلَمُونَۙ
مَنْ
يَأْت۪يهِ
عَذَابٌ
يُخْز۪يهِ
وَمَنْ
هُوَ
كَاذِبٌۜ
وَارْتَقِبُٓوا
اِنّ۪ي
مَعَكُمْ
رَق۪يبٌ
Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim.»[93]
وَلَمَّا
جَٓاءَ
اَمْرُنَا
نَجَّيْنَا
شُعَيْباً
وَالَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا
مَعَهُ
بِرَحْمَةٍ
مِنَّا
وَاَخَذَتِ
الَّذ۪ينَ
ظَلَمُوا
الصَّيْحَةُ
فَاَصْبَحُوا
ف۪ي
دِيَارِهِمْ
جَاثِم۪ينَۙ
Emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.[94]
كَاَنْ
لَمْ
يَغْنَوْا
ف۪يهَاۜ
اَلَا
بُعْداً
لِمَدْيَنَ
كَمَا
بَعِدَتْ
ثَمُودُ۟
Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah’ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.[95]
وَلَقَدْ
اَرْسَلْنَا
مُوسٰى
بِاٰيَاتِنَا
وَسُلْطَانٍ
مُب۪ينٍۙ
Andolsun ki Musa’yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri doğru değildi.[96-97]
اِلٰى
فِرْعَوْنَ
وَمَلَا۬ئِه۪
فَاتَّـبَعُٓوا
اَمْرَ
فِرْعَوْنَۚ
وَمَٓا
اَمْرُ
فِرْعَوْنَ
بِرَش۪يدٍ
Andolsun ki Musa’yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri doğru değildi.[96-97]
يَقْدُمُ
قَوْمَهُ
يَوْمَ
الْقِيٰمَةِ
فَاَوْرَدَهُمُ
النَّارَۜ
وَبِئْسَ
الْوِرْدُ
الْمَوْرُودُ
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip) ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir![98]
وَاُتْبِعُوا
ف۪ي
هٰذِه۪
لَعْنَةً
وَيَوْمَ
الْقِيٰمَةِۜ
بِئْسَ
الرِّفْدُ
الْمَرْفُودُ
Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır![99]
ذٰلِكَ
مِنْ
اَنْـبَٓاءِ
الْقُرٰى
نَقُصُّهُ
عَلَيْكَ
مِنْهَا
قَٓائِمٌ
وَحَص۪يدٌ
(Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.[100]
وَمَا
ظَلَمْنَاهُمْ
وَلٰكِنْ
ظَلَمُٓوا
اَنْفُسَهُمْ
فَـمَٓا
اَغْنَتْ
عَنْهُمْ
اٰلِهَتُهُمُ
الَّت۪ي
يَدْعُونَ
مِنْ
دُونِ
اللّٰهِ
مِنْ
شَيْءٍ
لَمَّا
جَٓاءَ
اَمْرُ
رَبِّكَۜ
وَمَا
زَادُوهُمْ
غَيْرَ
تَتْب۪يبٍ
Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.[101]
وَكَذٰلِكَ
اَخْذُ
رَبِّكَ
اِذَٓا
اَخَذَ
الْقُرٰى
وَهِيَ
ظَالِمَةٌۜ
اِنَّ
اَخْذَهُٓ
اَل۪يمٌ
شَد۪يدٌ
Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir![102]
اِنَّ
ف۪ي
ذٰلِكَ
لَاٰيَةً
لِمَنْ
خَافَ
عَذَابَ
الْاٰخِرَةِۜ
ذٰلِكَ
يَوْمٌ
مَجْمُوعٌۙ
لَهُ
النَّاسُ
وَذٰلِكَ
يَوْمٌ
مَشْهُودٌ
İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür.[103]
وَمَا
نُؤَخِّرُهُٓ
اِلَّا
لِاَجَلٍ
مَعْدُودٍۜ
Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.[104]
يَوْمَ
يَأْتِ
لَا
تَكَلَّمُ
نَفْسٌ
اِلَّا
بِـاِذْنِه۪ۚ
فَمِنْهُمْ
شَقِيٌّ
وَسَع۪يدٌ
O geldiği gün Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.[105]
فَاَمَّا
الَّذ۪ينَ
شَقُوا
فَفِي
النَّارِ
لَهُمْ
ف۪يهَا
زَف۪يرٌ
وَشَه۪يقٌۙ
Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.[106]
خَالِد۪ينَ
ف۪يهَا
مَا
دَامَتِ
السَّمٰوَاتُ
وَالْاَرْضُ
اِلَّا
مَا
شَٓاءَ
رَبُّكَۜ
اِنَّ
رَبَّكَ
فَعَّالٌ
لِمَا
يُر۪يدُ
Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.[107]
Yükleniyor...