Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
17
Meal ve Tefsiri
17- Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu da kendi katından gelen bir şahidin izlediği, öncesinde de Mûsâ’nın bir rehber ve rahmet olan Kitabı (ile doğrulanmış) bulunan kimse, hiç ötekilerle bir olur mu? İşte bunlar, ona iman ederler. Artık o gruplardan kim onu inkar ederse (bilsin ki) ona vaat edilen yer ateştir. O halde sakın o (Kur'ân’dan) yana şüpheye düşme. Çünkü o, Rabbinden gelen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
17. Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun dinini ve getirdiği delilleri kesin bir inanç ile ayakta tutan mirasçıları içinden onun yerini tutanların durumunu söz konusu etmekte, başkalarının bu şekilde nitelendirilmeyeceğini ve hiçbir kimsenin de onlar gibi olamayacağını da belirterek şöyle buyurmaktadır:“Rabbinden” Allah’ın önemli meseleler ile bunlara dair açık delilleri indirmiş olduğu vahiy aracılığı ile “apaçık bir delil üzerinde bulunan” bu apaçık delile kesin olarak inanan “onu da” yani bu apaçık delili “kendi katından gelen bir şahidin” yani ikinci bir delil olan dosdoğru fıtrat ve sağlam aklın “izlediği” böylece Allah’ın vahyinin ve şeriatının hak olduğuna tanıklık eden, akılları ile de onların güzelliğini bilen ve bu sayede imanlarına iman katan “öncesinde de” üçüncü bir delil olarak “Musa’nın” insanlara “bir rehber ve” onlara “rahmet olan” Allah’ın bu vasıfta indirmiş olduğu “Kitabı” olan Tevrat “bulunan kimse, hiç ötekilerle bir olur mu?” Yani bu Kur’ân-ı Kerim’in doğru oluşuna Tevrat da tanıklık etmekte ve onun getirdiği hakka uygun olarak hakikatleri dile getirmektedir. O halde bu vasfa sahip olan, kendisine imanın tanıklarının peşpeşe geldiği ve kesin delillere sahip olan kimse, hiç içinden çıkamayacağı karanlıklarda ve cehaletler içinde bulunan kimse gibi olur mu? Asla! Bunlar, Allah nezdinde de Allah’ın kulları nezdinde de kesinlikle bir olmazlar. “İşte bunlar” yani bu delillere sahip olma tevfikine mazhar olanlar “ona” Kur’ân-ı Kerim’e gerçekten “iman ederler.” Onların sahip oldukları bu iman da hem dünyada hem de âhirette onlara fayda verir. “Artık o gruplardan” hakkı reddetmek üzere birleşmiş olan yeryüzünün değişik kesimlerinden “kim onu” Kur'ân’ı “inkar ederse (bilsin ki) ona vaat edilen yer” varılması kaçınılmaz olan “ateştir. O halde sakın o (Kur'ân’dan) yana şüpheye düşme!” En ufak bir tereddüdün olmasın. “Çünkü o, Rabbinden gelen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.” Ya cahilliklerinden, ya sapıklıklarından yahut da zulüm, inat ve azgınlıklarından dolayı inanmazlar. Yoksa niyeti gerçekten güzel, anlayışı dosdoğru olan kimsenin ona iman etmesi kaçınılmaz bir şeydir. Çünkü o, her bakımdan kendisini iman etmeye iten sebepleri görür.