Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

13 — Ra’d Suresi (الرعد) • Ayet 27
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ 27 اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ 28 اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ 29
Meal ve Tefsiri

27- Kâfir olanlar:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki:“Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.” 28- (Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur. 29- İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır.

27. Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin, Allah Rasûlüne karşı inatlaşarak birtakım mucize taleplerinde bulunup şöyle dediklerini haber vermektedir:“Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Onlar böyle bir mucize görecek olursa iman edeceklerini iddia ediyorlardı. Yüce Allah da onlara şöylece cevap vermektedir:“De ki: Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri” O’nun rızasını isteyenleri “de doğru yola iletir.” Hidâyet bulmak ve sapıklık, kulların ellerinde değildir, o halde nasıl onlar bunu, gösterilmesini istedikleri mucizelere bağlı kabul ediyorlar? Bununla birlikte onlar, bu iddialarında da yalancıdırlar. Zira “Eğer biz (istedikleri gibi) onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık onlar yine de -Allah dilemedikçe- iman etmezlerdi. Fakat onların çoğu bilmezler.”(el-Enâm, 6/111) Diğer taraftan Allah Rasûlünün de onların teklif ettikleri mucizeleri getirme yükümlülüğü yoktur. Aksine onlara herhangi bir mucize getirip de getirdiği dinin hak olduğu açıkça ortaya çıkacak olursa bu kadarı yeterlidir ve bununla maksat hasıl olur. Üstelik bu, onların tayin ederek mucize istemelerinden onlar için daha faydalıdır. Çünkü teklif ettikleri şekilde mucize gelecek olur da ona inanmazlarsa bu sefer azap derhal gelip onları bulur.
28. Daha sonra Yüce Allah, iman edenlerin alametini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:(Kendisine yönelen) bu kimseler, iman eden ve gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır.” Kalplerinden huzursuzluğun, rahatsızlığın ve ızdırabın kaybolduğu, onların yerini sevinç ve neşenin aldığı kimselerdir. “Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ın zikri ile huzur bulur.” Allah’ı anmanın dışında herhangi bir şey ile huzur bulmaması da hakkıdır, öyle olmalıdır. Çünkü kalpler için yaratıcılarını sevmekten, O’nunla huzur bulmaktan, O’nu bilmekten daha daha tatlı bir şey yoktur. Kalpler, Allah’ı tanımaları ve O’nu sevmeleri oranında Allah’ı anarlar. Bu açıklama, “Allah’ın zikri”nin, kulun Rabbini tesbih, tehlil, tekbir ve buna benzer şekillerde anmak olduğu görüşüne göredir. “Allah’ın zikri”, O’nun mü’minlere bir hatırlatma ve öğüt olmak üzere indirmiş olduğu Kitabıdır, diye de açıklanmıştır. Buna göre ise kalplerin Allah’ın zikri ile huzura kavuşması şu anlama gelir: Kalpler, Kur’an-ı Kerim’in anlamlarını ve hükümlerini bildiği zaman bunlarda huzur bulur. Çünkü bu hüküm ve anlamlar, delil ve belgelerle desteklenmiş apaçık hakkı gösterir. Böylelikle kalpler de huzur bulur. Çünkü kalpler, ancak yakîn ve ilim ile huzur bulur. Bu ise Allah’ın Kitabında en mükemmel şekli ile ve en üstün hali ile bulunmaktadır. Bu kitabı esas almayan diğer kitaplara gelince kalpler, onlarla huzur bulmaz. Aksine delillerin çatışması ve hükümlerin çelişmesinden ötürü sürekli huzursuzluk içerisinde bulunurlar:“Eğer o, Allah’tan başkasından gelseydi elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı.”(en-Nisâ, 4/82) Bu gerçeği hem Allah’ın Kitabını inceleyip onun üzerinde düşünen, hem de onun dışındaki diğer çeşitli ilimler üzerinde düşünen kimseler anlar. İşte kul bu şekilde düşündü mü Allah’ın Kitabı ve bu kitabı esas alanlar ile diğer kitaplar arasında çok büyük bir fark görecektir.
29. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edip salih amel işleyenlere” Yani kalpleri ile Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman edip bu imanı salih amellerle; yani hem de Allah’ı sevmek, Allah’tan korkmak, O’nun mükâfatını ve O’na kavuşmayı ummak gibi kalbi amellerle hem de namaz gibi azaların amelleri ile tasdik edenlere “ne mutlu! Güzel bir dönüş yeri de onlarındır.” Onlar için hem güzel bir hal, hem de güzel bir dönüş söz konusudur. Bu ise onların, dünya ve âhirette Allah’ın rızasına ve lütuflarına nail olmaları, mükemmel derecedeki rahat ve huzura kavuşmaları ile olur. Cennette bulunan ve -sahih hadislerde varid olduğu üzere- binekli kimsenin gölgesinde yüz yıl yürüdüğü halde katedemeyeceği Tûbâ ağacı[36] da bu nimetler arasındadır.