Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً
23
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ
24
Meal ve Tefsiri
23- Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve ana-babaya da iyi davranmanızı kesin olarak emretmiştir. Eğer onlardan biri veya her ikisi, yanında ihtiyarlığa ulaşırsa onlara “Öf!” (bile) deme ve onları azarlama! Onlara tatlı ve güzel söz söyle! 24- Onlara merhamet dolu tevazu kanadını ger ve de ki: “Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl (merhametle) yetiştirdilerse sen de onlara öyle merhamet et!”
23. Allah Teâlâ, kendisine şirk koşulmasını yasakladıktan sonra tevhidi emrederek şöyle buyurmaktadır:“Rabbin” yerdekilerden olsun, göktekilerden olsun, ölülerden olsun, dirilerden olsun “kendisinden başkasına ibadet etmemenizi…” dinî bir hüküm ve şer’i birer emir olmak üzere “kesin olarak emretmiştir.” Çünkü Vâhid ve Ehad olan, bir tek ve Samed olan O’dur. Bütün kemal sıfatları yalnız O’nundur. Her türlü sıfatın en azametlisi yalnız O’nundur ve bu sıfatları yaratılmışlardan hiç kimseninkine benzemez. Görünen ve görünmeyen bütün nimetleri ihsan eden, her türlü kötülüğü önleyen, yaratan, rızık veren, bütün işleri yöneten O’dur. Bütün bunları tek başına yapan O’dur. O’nun dışındaki hiçbir varlığın bunlarda en ufak bir payı bile yoktur. Yüce Allah kendi hakkından sonra anne-baba hakkını yerine getirmeyi söz konusu ederek:“ana-babaya da iyi davranmanızı…” buyurmaktadır. Yani sözlü ve fiilî bütün iyilik şekilleriyle onlara iyilikte bulunun. Çünkü onlar, kulun varlığının sebebidirler. Onların çocuklarına olan sevgileri, iyilikleri ve yakınlıkları, haklarının daha bir kuvvetli ve onlara karşı iyi davranmanın da farz olmasını gerektirir. “Eğer onlardan biri veya her ikisi yanında ihtiyarlığa ulaşırsa” güçlerinin zayıflayacağı böyle bir yaşa ulaşır da bilinen şekilde lütuf ve ihsana ihtiyaçları bulunursa “onlara “öf”(bile) deme.” Bu, eziyet mertebelerinin en aşağısıdır. Bu ifadeyle onun dışındakilere de dikkat çekilmektedir. Yani onlara en asgari bir şekilde dahi eziyette bulunma! “Onları azarlama!” Onlara sert ve kaba sözlerle konuşma! “Onlara tatlı ve güzel söz söyle!” Sevdikleri lafızlarla, edeplice, kalplerini neşelendirecek ve gönüllerini rahatlatacak ifadelerle konuş! Bu sözler ise durumun, âdetlerin ve zamanın değişmesine göre değişiklik arzedebilir.
24. “Onlara merhamet dolu tevazu kanadını ger.” Onlardan korktuğun yahut onlardan birşeyler umduğun için vb. gibi ecir alınmayacak bir maksat dolayısıyla değil de sevabını umarak onlara karşı alçakgönüllü ol ve onlara merhametinden dolayı bu şekilde davran ve “De ki: Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl (merhametle) yetiştirdilerse sen de onlara öyle merhamet et!” Yani hayattayken de öldükten sonra da onlara rahmete nail olmaları için dua et! Bu da onların seni küçükken terbiye edip büyütmelerinin bir karşılığı olsun. Bundan şu anlaşılmaktadır: Terbiye ve yetiştirme ne kadar ileri derecede olursa hak da o kadar çok olur. Aynı şekilde bir kişinin, din ve dünyası hususunda -anne babası dışında- güzel bir şekilde terbiyesini üstlenen kimselerin de terbiye ettikleri o kişiler üzerinde böyle bir yetiştirme hakkı vardır.