Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

17 — İsrâ Suresi (الإسراء) • Ayet 73
وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُۗ وَاِذاً لَاتَّخَذُوكَ خَل۪يلاً 73 وَلَوْلَٓا اَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ اِلَيْهِمْ شَيْـٔاً قَل۪يلاًۗ 74 اِذاً لَاَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيٰوةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَص۪يراً 75 وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الْاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذاً لَا يَلْبَثُونَ خِلَافَكَ اِلَّا قَل۪يلاً 76 سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْو۪يلاً۟ 77
Meal ve Tefsiri

73- (Müşrikler) neredeyse sana vahyettiğimizden başkasını uydurup bize isnat edesin diye seni vahyimizden saptırıp fitneye düşüreceklerdi. (Eğer bunu yapsaydın) o takdirde seni dost edineceklerdi. 74- Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık az kalsın onlara biraz da olsa meyledecektin. 75- (Eğer bunu yapsaydın) o zaman biz de sana hayatın da ölümün de azabını kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı hiçbir yardımcı da bulamazdın. 76- Seni sıkıştırıp neredeyse yurdundan çıkaracaklardı. (Eğer çıkarsalardı) o zaman kendileri de senin ardında ancak çok az bir süre kalırlardı. 77- Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki sünnet/kanun da budur. Sen bizim sünnetimizde/kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın.

73. Yüce Allah, rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e lütuf ve ihsanını, onu her yolla fitneye düşürmeyi şiddetle arzu eden düşmanlarına karşı koruduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:(Müşrikler) neredeyse sana vahyettiğimizden başkasını uydurup bize isnat edesin diye seni vahyimizden saptırıp fitneye düşüreceklerdi.” Yani onlar, gerçekleştiremedikleri bir tuzak kurmuşlardı. Sana indirdiğimizden başkasını uydurup Allah’a iftira edesin diye hileler hazırlamışlardı. Böylelikle sen onların hevâlarına uyacak şeyleri getirecek ve Allah’ın sana indirdiklerini terk edecektin. “O taktirde” onların arzularını yerine getirmiş olsaydın “seni dost edineceklerdi.” Sen, o zaman onların candan sevdikleri, seçkin bir kimse olurdun. Onlar için en sevdiklerinden bile daha değerli olurdun. Allah’ın sana ihsan etmiş olduğu üstün ahlâkî değerler, yakından da uzaktan da, dost tarafından da düşman tarafından da sevilen güzel edebin dolayısıyla onların kalbinde yer ederdin. Fakat şunu bil ki sana bu şekilde düşmanlık etmeleri ve karşı çıkmaları, bizatihi sen sen olduğun için değil, getirdiğin haktan dolayıdır. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Ancak onların yalanladığı sen değilsin. Bilakis o zalimler bile bile Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.”(el-En’âm, 6/33)
74. Bununla beraber “eğer biz sana” hak üzere “sebat vermemiş” ve sana onların çağrılarını reddetmeyi ihsan etmemiş “olsaydık” çokça ısrarları ve senin onların hidâyet bulmalarını arzulaman dolayısı ile “az kalsın onlara biraz da olsa meyledecektin.”
75. Eğer onların arzularına meyletmiş olsaydın “o zaman biz de sana hayatın da ölümün de azabını kat kat” dünyada da âhirette de azabı kat kat fazlasıyla “tattırırdık.” Bunun sebebi, Yüce Allah’ın senin üzerindeki kemal derecesindeki nimeti ve senin bilginin kemal derecesinde oluşudur. “Sonra bize karşı” başına gelecek olan bu azaptan seni kurtaracak “hiçbir yardımcı da bulamazdın.” Fakat Yüce Allah, seni şerre götüren sebeplere karşı korumuş ve şerden muhafaza etmiştir. Sana sebat vermiş ve seni dosdoğru yola iletmiştir. Böylece hiçbir şekilde onlara meyletmedin. O’nun senin üzerindeki nimeti mükemmeldir, sana olan ihsanı en ileri derecededir.
76-77. “Seni sıkıştırıp neredeyse yurdundan çıkaracaklardı.” Yani aralarında kalmanı istemediklerinden dolayı seni az kalsın yurdundan (Mekke’den) çıkartma ve oradan sürme noktasına geldiler. Eğer bunu yapacak olsalardı, senden sonra aradan fazla bir zaman geçmeden ilâhi ceza gelip onları bulurdu. Nitekim Yüce Allah’ın, bütün ümmetler hakkında geçerli, hiçbir şekilde değiştirilemeyen ve yürürlükten kaldırılamayan sünneti/kanunu budur: Bir ümmet rasûlünü yalanlayıp onu arasından çıkartmışsa Allah onları dünyada mutlaka cezalandırmıştır. Kâfirler de Peygamber’e tuzak hazırlayıp O’nu yurdundan çıkarınca aradan kısa bir süre geçmişti ki Allah, Bedir’de onları bozguna uğrattı, ileri gelenleri katledildi ve güçleri darmadağın oldu. Allah’a hamd-u senâlar olsun. u âyet-i kerimelerde kulun, Allah’ın sebatına çok ileri derecede muhtaç olduğuna delil vardır. O nedenle kulun, kendisine iman üzere sebat vermesi için Rabbine çokça yalvarıp yakarması, bunu gerçekleştirecek her bir sebebe sarılması ve bu uğurda gayretini ortaya koyması gerekir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanların en mükemmeli olduğu halde Allah kendisine:“Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık az kalsın onlara biraz da olsa meyledecektin” buyurduğuna göre, onun dışındakilerin durumunu var sen düşün! ine bu buyruklarda Yüce Allah, Rasûlüne, ona olan lütuf ve ihsanını, onu kötülükten korumasını hatırlatmaktadır. Bu da Allah’ın, kötülüğün sebepleri hazır iken kendi lütfuyla kullarını koruması ve iman üzere onlara sebat vermesi şeklindeki lütuf ve ihsanının onlar tarafından farkına varılmasından hoşnut olduğuna delildir. Yine bu buyruklarda şuna da delil vardır: Kulun mertebesi ne kadar yüksek olur ve Yüce Allah’ın onun üzerindeki ardı arkası kesilmeyen nimetleri ne kadar çok olursa -o, kınanmayı gerektirecek bir iş yaptığı taldirde- günahı da o oranda büyük olur ve suçu da kat kat fazla olur. Çünkü Yüce Allah, Rasûlüne şâyet böyle bir iş yapacak olsa idi -hâşâ- ona azabın kat kat tattırılacağını bildirmiştir. Bu buyruklardaki diğer bir husus da şudur: Allah bir ümmeti helâk etmeyi murad etti mi o ümmetin suçları artar, büyür ve çoğalır. Bundan dolayı Allah’ın o ümmet hakkındaki azap sözü hak olur ve o ümmete azabını gönderir. Nitekim peygamberini aralarından çıkaran ümmetler hakkında uygulayageldiği sünneti/kanunu da bu şekildedir.