16- Kitapta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. 17- Onlarla kendi arasına bir perde germişti. Derken ona ruhumuzu (Cebrail’i) gönderdik de o, ona kusursuz bir insan suretinde göründü. 18- “Senden Rahmân’a sığınırım, eğer Allah'tan korkan bir kimse isen (benden uzak dur), dedi. 19- O da dedi ki: “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim.” 20- Dedi ki:“Bana hiç erkek eli değmediği ve ben iffetsiz biri de olmadığım halde benim nasıl oğlum olabilir ki?” 21- Dedi ki:“Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu, benim için pek kolaydır. Biz, onu insanlar için bir âyet ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız. Bu, hükme bağlanmış bir iştir.”
16. Allah Teala, hayret verici mucizelerden olan Zekeriyâ ve Yahya kıssasını söz konusu ettikten sonra ondan daha hayret verici olana -aşağı basamaktan yukarısına tedrici olarak intikal eden bir üslup ile- geçerek şöyle buyurmaktadır: Kerim olan o “Kitapta Meryem’i” -selâm olsun ona- “de an.” Yeryüzünün doğusunda ve batısında bütün müslümanların okudukları o yüce Kitapta adının anılması, o faziletli ameline ve mükemmel işlerine mükafat olarak en güzel şekilde ve övgüyle anılması, onun için en büyük faziletlerdendir. Yani Kitapta Meryem’i şu güzel haliyle an ki o, aile halkından uzaklaşıp onların doğu yanlarına düşen “doğu tarafında bir yere çekilmişti.”
17. “Onlarla kendi arasına bir perde germişti.” Yani kendisini onlara karşı örtecek bir örtü, bir engel koymuştu. Meryem’in bu şekilde ailesinden uzaklaşıp bir perde germesi, kendi başına Rabbine ibadet edip uzlete çekilmek maksadına yönelikti. Tam bir ihlâs ve alçak gönüllülükle itaat, Yüce Allah’ın önünde tam bir zillet ile ibadet etmek için bunu yapmıştı. Bu şekilde davranması, Allah’ın şu buyruğuna uymak içindi:“Bir vakit melekler: Ey Meryem, şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarından üstün tuttu, demişlerdi. Ey Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et!”(Âli İmran, 3/42-43)“Derken biz ona ruhumuzu” bu, Cebrail aleyhisselam’dır “gönderdik de o, ona kusursuz bir insan” yani oldukça güzel görünümlü, hiçbir eksiği ve kusuru olmayan bir erkek “suretinde göründü.” Çünkü Meryem, Cebrail’i gerçek suretinde görmeye tahammül edemezdi.
18. İnsanlardan uzakta ve tek başına, kendisi için insanların en değerlileri olan aile halkından ayrı ve onlara karşı bile kendisini perdelemiş vaziyette iken Cebrail’i (bir erkek suretinde) görünce onun kendisine kötülük yapmak isteyen ve bu maksatla gelen bir adam olmasından korktu. Rabbine dayanıp ondan Allah’a sığınarak:“Senden Rahmân’a sığınırım” yani senin bana bir kötülük yapmandan O’na sığınır ve O’nun rahmetine iltica ederim, dedi. “Eğer Allah'tan korkan bir kimse isen (benden uzak dur)” yani Allah’tan korkan, O’nun takvâsı gereğince amel eden bir kişi isen bana ilişmekten uzak dur. Böylelikle hem Rabbine sığındı, hem de onu uyararak takvâya bağlı kalmasını emretti. Meryem tek başına, genç halde ve insanlardan uzakta bulunmasına rağmen, ona görünen adam da bunca güzellik ve mükemmel bir yaratılışa sahip olması rağmen, üstelik Meryem’le konuşmamış ve ona herhangi bir kötülüğe yeltenmemişken Meryem’in ondan çekinmesi, hiç şüphesiz iffetin en ileri derecesi, kötülükten ve kötülüğe götüren yollardan uzaklığın en ileri aşamasıdır. İffet, özellikle ona aykırı bir iş yapmayı gerektiren unsurlar hazır olduğu ve hiçbir engelin de bulunmadığı böyle bir halde iffetli olmak, amellerin en faziletlisidir. Bundan dolayı Allah, kendisinden övgüyle söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Ve namusunu sapasağlam koruyan İmran kızı Meryem’i de… Biz ona ruhumuzdan üfürmüştük.”(et-Tahrîm, 66/12); “Irzını koruyan o (Meryem’i) de (an). Biz, O’na ruhumuzdan üfledik. Onu ve oğlunu âlemlere bir ayet (ibret ve delil) kıldık.”(el-Enbiya, 21/91) İffeti sayesinde Yüce Allah, âyetlerinden bir âyet ve peygamberlerinden bir peygamber olan bir evlât ile ödüllendirdi.
19. Cebrail aleyhisselam onun korkup endişelendiğini görünce:“dedi ki: Ben, ancak Rabbinin elçisiyim.” Yani benim görevim, benim işim, Rabbimin senin ile ilgili olarak bana vermiş olduğu elçiliği yerine getirmekten ibarettir. “Sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim.” Bu, ondan doğacak oğula ve onun tertemiz olacağına dair çok büyük bir müjdedir. Çünkü tertemiz olması, onun yerilmeyi gerektiren hasletlerden uzak, buna karşılık övülmeye değer hasletlere sahip olmasını gerektirir.
20. Meryem ise babasız evladın var olmasına hayret ederek:“Bana hiç erkek eli değmediği ve ben iffetsiz biri de olmadığım halde benim nasıl oğlum olabilir ki?” Zira çocuk ancak bu yollarla olabilir.
21. “Dedi ki: Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu, benim için pek kolaydır. Biz onu insanlar için” Yüce Allah’ın kudretine ve hiçbir sebebin bağımsız olarak etkili olmadığına, sebeplerin etkisinin ancak Allah’ın takdiri ile olduğuna delâlet edecek “bir âyet… kılacağız.” Böylelikle kullar, sıradan birtakım sebeplerdeki olağanüstülükleri görebilsinler de böylece sebeplere takılı kalmasınlar ve bu sebepleri takdir edeni ve onları sebep kılanı göz ardı etmesinler. “ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız” Yani biz, onu tarafımızdan hem ona, hem annesine, hem de bütün insanlara bir rahmet kılacağız. Allah’ın ona olan rahmeti, vahiyde bulunması ve azim sahibi (ulu’l-azm) peygamberlere lütfedip ihsan ettiklerini ona da ihsan etmesidir. Annesine olan rahmeti, bu sebeple onun sahip olduğu büyük gurur, güzel övgü ve pek büyük faydalardır. İnsanlara olan rahmetine gelince onu onlara aralarından kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındırıp onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber olarak göndermesidir. Bu, Allah’ın en büyük nimetidir. Ona iman ve itaat ederler, böylelikle de dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşurlar. “Bu” İsa aleyhisselam’ın bu şekilde var olması “hükme bağlanmış bir iştir.” ezelde verilmiş bir hükümdür. O nedenle bu ilâhi takdir ve kazanın, yerine gelmesi kaçınılmaz bir şeydir. Bundan sonra Cebrail aleyhisselam Meryem’in elbisesinin yakasına üfledi.