Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ
59
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ
60
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ
61
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
62
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ
63
Meal ve Tefsiri
59- Onların ardından öyle (kötü) bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler ve nefsi arzuların peşine düştüler. İşte onlar azgınlıklarının cezasını çekeceklerdir. 60- Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler hariç. İşte onlar, cennete girecek ve hiçbir şekilde zulme uğramayacaklardır. 61- (Girecekleri o cennet) Rahmân’ın kullarına gıyaben vaat ettiği Adn cennetleridir. O’nun vaadi muhakkak gerçekleşecektir. 62- Orada boş sözler işitmezler, ancak “selâm” sözleri işitirler. Rızıkları da onlar için orada sabah-akşam hazırdır. 63- İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara miras olarak vereceğimiz cennet, budur.
59. Allah ihlâs sahibi, Rablerini razı edecek şeylere uyan ve O’na yönelen peygamberleri söz konusu ettikten sonra onların ardından gelerek emrolundukları şeyleri değiştirenleri zikretmektedir. Bunlar, peygamberlerden sonra gelen birtakım nesiller olup gerisingeri döndüler. Korumakla ve dosdoğru kılmakla emrolundukları namazı zayi ettiler; gevşek davranıp onu önemsemediler ve yitirdiler. Dinin direği, âlemlerin Rabbi olan Allah’a ihlâs ve imanın ölçüsü, ameller içinde en ısrarla emredileni ve hasletlerin en faziletlisi olan namazı yitirdiler mi artık dinlerinin diğer emir ve hükümlerini haydi haydi yitirirler ve onları daha çok reddederler. Bunun sebebi ise nefislerinin arzu ve iradesine tâbi olmalarıdır. Bütün gayretleri bu hedefe yönelmiş ve onu Allah’ın haklarının önüne geçirmişlerdir. Bunun sonucunda da Allah’ın haklarına riâyet edilmez oldular, nefislerinin arzularına yöneldiler. Her fırsatta ve her ne suretle olursa olsun arzularını gerçekleştirmeye çalıştılar. İşte böyleleri “azgınlıklarının cezasını çekeceklerdir.” Yani oldukça şiddetli ve kat kat azap göreceklerdir.
60. Daha sonra Yüce Allah, bunların istisnalarının da bulunduğunu şöylece belirtmektedir: Şirkten, bidatlerden ve masiyetlerden “tevbe eden” bunlardan vazgeçip pişman olan, bir daha bunlara dönmemek üzere kesin karar veren, ayrıca Allah’a, meleklerine, kitaplara, peygamberlerine, âhiret gününe “iman eden ve salih amel işleyenler” Allah’ın peygamberleri vasıtasıyla teşri’ buyurduğu şekilde ve Allah rızasını gözetmek maksadıyla amelde bulunanlar “hariç. İşte onlar” yani tevbe, iman ve salih ameli birlikte gerçekleştirenler, ebedi nimetleri, esenlikli hayatı ve alemlerin Rabbine komşuluğu ihtiva eden “cennete girecek ve hiçbir şekilde” amelleri hususunda “zulme uğramayacaklardır.” Bilakis amellerinin mükâfatını eksiksiz, hatta sayı itibariyle katlanmış olarak bulacaklardır.
61. Daha sonra Allah onlara gireceklerini vaat ettiği cennetin, diğer cennetlere benzemediğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“(Girecekleri o cennet)… Adn cennetleridir.” herhangi bir şekilde ayrılmanın, başka bir yere göçmenin, son bulmanın söz konusu olmadığı, ebedi kalınacak cennetlerdir. Çünkü bu cennetler oldukça geniş, bunlardaki hayırlar, sevinçler, göz kamaştırıcı güzellikler, rahat ve sevinç pek çoktur. “Rahmân’ın kullarına gıyaben vaat ettiği” yani bu cennetler, Rahmân olan Allah’ın vaat ettiği cennetlerdir. Bunların “Rahmân” ismine izafe edilmesi, bu cennetlerdeki rahmet ve ihsanın hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından geçirmediği türde oluşlarından dolayıdır. Nitekim Yüce Allah cennetten, rahmet diye bahsederek şöyle buyurmaktadır: “Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler ve orada ebediyyen kalacaklardır.”(Al-i İmran, 3/107) Aynı şekilde bu cennetlerin Allah’ın rahmetine izafe edilmesi, bu cennetlerdeki mutluluğun devamlılığına ve bu cennetlerin -ilâhi rahmetin bir eseri ve bir tecellisi olması hasebiyle- rahmetin baki kaldığı sürece baki kalacaklarına delildir. u âyet-i kerimede sözü edilen “kullar”dan kasıt, O’na gereği gibi ibadet eden ve şeriatinin hükümlerine uyan uluhiyet kullarıdır ki ubudiyet onların ayrılmaz sıfatları olmuştur. Tıpkı Yüce Allah’ın “Rahmân’ın kulları” buyruğunda ve benzerlerinde olduğu gibi. Sadece Allah'ın mülkü olma anlamında “kul” olanlar ise böyle değildir. Zira bunlar, her ne kadar Allah tarafından yaratıldıkları, rızıklandırılıp idare edildikleri için Allah’ın rubûbiyet kulları olsalar da Allah’ın ulûhiyet kulları kapsamına girmezler. Çünkü kulun övülmesini gerektiren kulluk, kulun kendi iradesiyle yaptığı ulûhiyete yönelik kulluktur. Öbürlerinin Allah’ın rubûbiyetine yönelik olan kullukları ise zorunlu ve kaçınılmaz bir kulluktur ve bundan dolayı övülmelerini gerektiren bir şey yoktur. (Zira bu anlamda, canlı-cansız var olan her bir varlık Allah'ın kuludur.) “Gıyaben” buyruğunun “Rahmân’ın... vaat ettiği” buyruğuna yönelik olma ihtimali vardır. Bu takdirde anlam şöyle olur: Yüce Allah, bu kullarına Adn cennetlerini, onların görmedikleri ve tanık olmadıkları bir surette gıyaben vaat etmiştir. Onlar da bu cennete iman etmiş, gayb olmakla birlikte onu tasdik etmiş ve onu görmedikleri halde ona ulaşmak için çalışmışlardır. Görecek olsalardı elbette ki o cenneti isteyişleri daha ileri derecede olacak, ona rağbetleri daha büyük ve onun için çalışmaları da daha ileri derecede olacaktı! Bu manaya göre bu ifadede gayba imanları dolayısıyla övülmeleri söz konusudur ki fayda sağlayacak iman da budur. “Gıyaben” buyruğunun Yüce Allah’ın kullarına yönelik olma ihtimali de vardır. Yani Yüce Allah’a O’nu görmeksizin, gayb halinde ibadet eden kimseler, demektir. O’nu görmedikleri halde O’na ibadetleri bu şekilde olduğuna göre O’nu görecek olsalar elbette ki O’na ibadetleri daha çok olurdu. O’na yönelişleri daha büyük, sevgileri daha fazla, şevkleri daha ileri oludu. Yine anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: Rahmân olan Allah’ın kullarına vaat etmiş olduğu bu cennetler, vasfedilerek anlatılamayacak ve Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilemeyeceği hususlar (gayb) arasındadır. Bunda da bu cennetlere teşvik, bu şekilde güzelce tanıtılmaları ile ruhların harekete geçirilmesi ve hareketsiz duran kimseleri bu cennete talip olmak için gayrete getirme söz konusudur. Buna göre buyruk, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzer: “Kendilerine o işlediklerine mükâfaat olmak üzere gözleri aydınlatan ne nimetler saklandığını hiç kimse bilmez.”(es-Secde, 32/17) Bütün bu anlamlar doğrudur ve hepsi de geçerlidir. Ancak birinci ihtimal daha uygundur. Buna delil ise Yüce Allah’ın devamla şöyle buyurmasıdır:“O’nun vaadi muhakkak gerçekleşecektir.” Gerçekleşmesi kaçınılmazdır; zira Yüce Allah vaadinden caymaz ve O, sözleri en doğru olandır.
62. “Orada boş sözler işitmezler.” Faydasız, anlamsız söz işitmeyecekleri gibi, günaha sokacak söz de işitmezler. Orada ne sayıp sövmek, ne ayıplamak, ne Allah’a isyan olan bir söz, ne de kederlendirecek bir söz işiteceklerdir. “Ancak “selâm” sözleri işitirler.” Her türlü kusurdan uzak, Allah’ı, zikri, selâmlaşmayı, sevinç ve müjdeyi ihtiva eden sözler, kardeşler arasında karşılıklı güzel konuşmalar, Rahmân olan Allah’ın hitabını işitmek, hurilerden, meleklerden, vildândan neşe verici sesler, coşturucu nağmeler, tatlı ve nazik sözler gibi her türlü kusurdan uzak (selametli) sözler işiteceklerdir. Çünkü orası esenlik (selâmet) yurdudur. Orada bütün yönleriyle tam esenlikten (selâmdan) başka hiçbir şey yoktur. “Rızıkları da onlar için orada sabah-akşam hazırdır.” Onların yiyecek, içecek, çeşitli lezzetlerden oluşan rızıkları süreklidir. Ne zaman isterlerse, ne vakit arzu ederlerse bu rızıkları onlara verilir. Bu rızıkların bu belli vakitlerde özellikle verilmesi ise bunların güzelliklerinin, lezzet ve mükemmelliklerinin bir parçasıdır. “Sabah-akşam” rızıklarının hazır olması ise bunların etkilerinin büyük, faydalarının da tamam olması içindir.
63. “İşte” sözü geçen şekilde vasıflarını belirttiğimiz ve “kullarımızdan takva sahibi olanlara miras olarak vereceğimiz cennet, budur.” Biz, bu cenneti muttakilere miras olarak vereceğiz ve oraları, onların sürekli kalacakları ve hiçbir şekilde ayrılıp gitmeyecekleri konaklar yapacağız. Onlar da oradan başka yere ayrılmak da istemeyeceklerdir. Nitekim Allah, şöyle buyurmaktadır:“Rabbinizden bir mağfiret ve takvâ sahipleri için hazırlanmış, eni göklerle yer kadar olan cennete koşuşun.”(Âli İmran, 3/133)