Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

1 — Fâtiha Suresi (الفاتحة) • Ayet 1
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 1 مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ 4 اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ 5 اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ 6 صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ 7
Meal ve Tefsiri

1- Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 2, 3, 4- Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm ve karşılık gününün mâliki, Allah’ındır. 5- Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. 6- Hidayet eyle bizi dosdoğru yola; 7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna… Gazaba uğrayanların ve sapıtanlarınkine değil.

(Mekke’de inmiştir, 7 ayettir)
1. “Allah’ın adı ile” yani Yüce Allah’a ait bütün isimleri anarak başlıyorum. Çünkü buradaki “isim” kelimesi müfred/tekil ve muzâf (tamlanan) olarak geçmektedir. Böylece, Yüce Allah’ın bütün güzel isimlerini kapsamına alır. “Allah” O, ma’bud/ibadet edilen ve me’luh/ilah edinilendir. Tek başına ibadete müstahak olandır. Çünkü ilahlığın gerektirdiği bütün sıfatlara -ki onlar kemal sıfatlarıdır- sahiptir. “Rahmân, Rahîm”; Yüce Allah’ın her şeyi kapsayan, her canlıyı kuşatan büyük ve geniş rahmet sahibi olduğuna delâlet eden iki isimdir. Allah o rahmetini nebi ve rasûllerine tâbi olan takvâ sahiplerine yazmıştır. İşte mutlak rahmet onlar içindir. Onların dışındakiler ise rahmetten sadece bir pay alırlar. Şunu bilmek gerekir ki, ümmetin selefinin ve imamlarının ittifakla kabul ettiği kaidelerden birisi, Allah’ın isimlerine, sıfatlarına ve bu sıfatların hükümlerine iman etmenin zorunluluğudur. Buna göre mü’minler, mesela Yüce Allah’ın Rahman ve Rahîm olduğuna, O’nun sahibi olduğu ve kendisine rahmet olunanlar ile ilgili olan rahmet sıfatının sahibi olduğuna inanırlar. Bütün nimetler de onun rahmetinin bir tecellisidir. İşte diğer isimler de böyledir. Mesela “Alîm” ismi ile ilgili olarak şöyle denir: O, Alim’dir, ilim sahibidir, bu sıfatı ile her şeyi bilir. Yine O, Kadirdir, kudret sahibidir ve her şeye kadirdir, güç yetirir.
2. “Hamd... Allah’ındır.” Bu, Yüce Allah’a, her türlü kemal sıfatlara sahip oluşu ve ihsan ile adalet dairesinde cereyan eden fiilleri dolayısıyla övgüde bulunmak demektir. Bütün yönleriyle eksiksiz hamd/övgü, yalnız O’nundur. “Âlemlerin Rabbi” Rab; bütün âlemlerin -ki âlem Allah’ın dışındaki her şeydir- mürebbisi/terbiye edicisidir. O, onları yaratmış, birtakım aletler ile donatmış ve onlara kaybedecek olurlarsa varlıklarının devamına imkân bulamayacakları büyük nimetler bağışlamıştır. Ne kadar nimete sahip iseler hepsi O yüce zatın vergisidir. Yüce Allah’ın yarattıklarını (Rab olarak) terbiye etmesi, genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel terbiye O’nun bütün mahlûkatı yaratmış olması, onlara rızık ihsan etmesi ve onlara dünyada kalmalarını sağlayan maslahat ve menfaatlerinin yolunu göstermesidir. Özel terbiye ise dostlarına yönelik terbiyedir. Onları iman ile terbiye eder, imana muvaffak kılar ve imanlaırnı kemâle erdirir. Kendileri ile imanları arasında engel teşkil eden çeşitli hususları önlerinden kaldırıp bertaraf eder. Terbiyenin gerçek mahiyeti, her türlü hayra ulaşabilme başarısını ihsan etmek ve her türlü şerden korumaktır. Herhalde peygamberlerin Yüce Allah’a çoğunlukla “Rab” adını anarak dua etmelerinin sırrı da bu olsa gerektir. Çünkü onların bütün istekleri, Yüce Allah’ın “Özel Rububiyet”inin kapsamı içerisindedir. Buna göre Yüce Allah’ın; “Âlemlerin Rabbi” buyruğu; yaratıcının, idare edicinin, nimet ihsan edenin ve başka hiçbir varlığa muhtaç olmayanın sadece O olduğunu; buna karşılık bütün âlemlerin her yönden tamamen O’na muhtaç olduklarını ifade etmektedir.
4. “Karşılık gününün mâliki”. Mâlik; mülk (yöneticilik, egemenlik ve sahiplik) sıfatına sahip olan kimse demektir. Bunun sonucu olarak O, hem emir verir, hem yasak koyar, hem mükâfatlandırır, hem cezalandırır ve mülkiyeti/egemenliği altında olanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunur. Burada Allah, mülk sıfatını kıyamet günü demek olan karşılık gününe izafe etmiştir. “Karşılık günü” insanların hayrıyla, şerriyle amellerinin karşılığını görecekleri gün demektir. Çünkü bu günde Yüce Allah’ın mülkü/egemenliği, adâleti, hikmeti ve bütün mahlûkatın malikiyetliklerinin sona erdiği gerçeği, tam anlamıyla ortaya çıkacaktır. Öyle ki o günde hükümdarlarla yönetilenler, kölelerle hürler eşit olurlar. Hepsi Allah’ın azametine zilletle boyun eğerler, izzeti önünde alçalırlar. O’nun amellere vereceği karşılığı beklerler. Sevabını umar, cezasından korkarlar. İşte özellikle bu günün söz konusu edilmesi bundan dolayıdır. Yoksa O, din gününün de diğer bütün günlerin de mutlak mâlikidir.
5. “Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.” Yani ibadeti yalnız Sana tahsis eder, yalnız ve yalnız Senden yardım isteriz. Çünkü ma’mul olan “إياك : Sana” kelimesinin öne gelmesi “hasr” ifade eder. “Hasr” da hükmün sözü geçen kişi hakkında sabit kılınması, onun dışında kalanların ise bu hükmün dışında tutulması demektir. Sanki ifade şöyledir: Biz Sana ibadet ederiz, senden başkasına ibadet etmeyiz; Senden yardım dileriz, Senden başkasından yardım dilemeyiz. Burada ibadetin yardım dilemekten önce söz konusu edilmesi, hem umum ifade eden sözün husus ifade edenden önce zikredilmesi kabilindendir, hem de Yüce Allah’ın hakkının kulunun hakkından öne geçirilmesine gösterilen ihtimamdandır. “İbadet”; Yüce Allah’ın sevdiği ve razı olduğu, zâhir ve bâtın bütün amelleri ve sözleri içine alan kapsamlı bir isimdir. “İstiane/yardım dilemek” ise fayda elde etmek ve zararları önlemek hususunda sadece Allah’a dayanmak ve bunları gerçekleştirme hususunda yalnızca O’na güvenmektir. Yüce Allah’a ibadet etmek ve O’ndan yardım dilemek, ebedi mutluluğun ve her türlü kötülükten kurtulmanın yegane yoludur. Bunları yerine getirmeden kurtulmaya imkân yoktur. İbadetin ibadet olabilmesi için Allah rızası gözetilerek işlenmesi ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptıklarından ve söylediklerinden alınması şarttır. İbadet, ancak bu iki özelliği ile ibadet olur. “Yardım dileme”nin, “ibadet” kapsamına girmekle birlikte daha sonra ayrıca zikredilmesinin sebebi kulun bütün ibadetlerinde Yüce Allah’tan yardım dilemeye muhtaç oluşundan dolayıdır. Çünkü Allah kuluna yardım etmeyecek olursa, kul emirleri yerine getirme ve yasaklardan kaçınma isteğini gerçekleştiremez.
6. Daha sonra Yüce Allah:“Hidayet eyle bizi dosdoğru yola” diye buyurmaktadır. Yani Sen bize dosdoğru yolu göster ve onu izleme başarısını bağışla. “Sırat-ı müstakim=dosdoğru yol”, Yüce Allah’a ve O’nun Cennet’ine ulaştıran açık seçik yoldur. Bu da hakkı bilmek ve hakka uygun amelde bulunmaktır. O bakımdan ey Rabb’imiz, Sen hem bizi bu yola ilet, hem de bu yol üzerinde bize sebat ver. Bu yola iletilmek İslâm dinine bağlanmak ve onun dışında kalan bütün dinleri terk etmek demektir. Bu yolda hidayet üzere sebat etmek ise hem ilmî bakımdan, hem amelî olarak dinin bütün tafsilî hükümlerinde hidâyet üzere olmayı kapsar. Öyleyse bu dua, hem en kapsamlı hem de kul için en faydalı dualardan birisidir. Bundan dolayı insanın namazının her bir rekâtında Yüce Allah’a bu duayı yapması ona olan ihtiyacına binâen vacib kılınmıştır.
7. “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin” yani peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin “yoluna”. “Gazaba uğrayanların” yani yahudiler ve benzeri kimseler gibi hakkı bildiği halde terk edenlerin “ve sapıtanların” hıristiyanlar ve benzerleri gibi bilgisizlikleri ve sapıklıkları dolayısıyla hakkı terk edenlerin yoluna “değil.”
Bu sûre oldukça kısa olmasına rağmen Kur’an sûrelerinden başka herhangi bir sûrenin ihtiva etmediği pek çok hususu kapsamaktadır. Şöyle ki o, üç türü ile tevhidi içermektedir: Rububiyet tevhidi “âlemlerin Rabbi” buyruğundan, Ulûhiyet tevhidi -ki o ibadetler ile Allah’ı birlemektir- “Allah” lafza-i celâli ile “yalnız Sana ibadet ederiz” buyruğundan anlaşılmaktadır. İsim ve sıfat tevhidi de -ki o da Allah’ın kendi zâtı için ve Rasûlünün de O’nun için tesbit etmiş olduğu bütün kemâl sıfatlarını ta’til/iptal etme, temsil/denk tutma ve teşbih/benzetme söz konusu olmaksızın kabul etmektir- önceden de geçtiği gibi “hamd” lafzından anlaşılmaktadır. “Hidayet eyle bizi dosdoğru yola” buyruğu ise nübüvvetin kabulünü ihtiva etmektedir. Çünkü risalet olmaksızın bunun gerçekleşmesine imkân yoktur. Yapılan amellerin karşılığının verileceği ise Yüce Allah’ın:“karşılık gününün maliki” buyruğunda ifade edilmektedir. Ayrıca bu, amellere verilecek karşılığın adaletle olacağını da ifade etmektedir. Çünkü; “الدين : din/karşılık” kelimesi adil bir şekilde karşılık vermek anlamındadır. Ayrıca bu sure, Kaderiye ve Cebriyenin görüşlerine muhalif olarak kaderi tespit etmekte ve kulun gerçek fail olduğunu ortaya koymakta, hatta “hidayet eyle bizi dosdoğru yola” buyruğunda bütün bid’at ve dalâlet sahiplerinin kanaatlerini reddetmektedir. Çünkü “dosdoğru yol” hakkı bilmek ve gereğince amel etmektir. Her bid’atçi ve sapık ise bunun dışındadır. Yine bu sûre “yalnız Sana ederiz ibadet ve yalnız Senden dileriz yardım” buyruğunda gerek ibadet ciheti ile gerekse de yardım dilemek yönüyle dinin sadece Allah’a halis kılınmasını da içermektedir. Öyleyse hamd/övgü yalnızca âlemlerin Rabb’i Allah’ındır.