Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

20 — Tâ-Hâ Suresi (طه) • Ayet 24
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ 24 قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ 25 وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ 26 وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ 27 يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ 28 وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ 29 هٰرُونَ اَخ۪يۚ 30 اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ 31 وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ 32 كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ 33 وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ 34 اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً 35 قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى 36
Meal ve Tefsiri

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.