Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

20 — Tâ-Hâ Suresi (طه) • Ayet 56
وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى 56 قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى 57 فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِداً لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَاناً سُوًى 58 قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى 59 فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى 60 قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِباً فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى 61 فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى 62 قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى 63 فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفاًّۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى 64 قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى 65 قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى 66 فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى 67 قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى 68 وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى 69 فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّداً قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى 70 قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَاباً وَاَبْقٰى 71 قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ 72 اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى 73
Meal ve Tefsiri

56- Andolsun biz ona mucizelerimizin hepsini gösterdik de o yine yalanladı ve yüz çevirdi. 57- Dedi ki:“Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin, ey Mûsâ?” 58- “Andolsun biz de sana karşı seninkinin benzeri bir sihir getireceğiz. O nedenle bizimle senin aranda, bizim de senin de caymayacağımız bir buluşma zamanı ve uygun bir yer belirle.” 59- (Musa) dedi ki: “Sizinle karşılaşma zamanımız bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vakti olsun.” 60- Bunun üzerine Firavun ardını dönüp gitti, hilesini (sihirbazları) topladı ve sonra geldi. 61- Mûsâ onlara şöyle dedi:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır. Zira (O’na) iftira eden zarar eder” dedi. 62- Bunun üzerine sihirbazlar aralarında tartıştılar ve konuşmalarını da gizlice yaptılar. 63- Dediler ki:“Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan yolunuzu yok etmek istiyorlar.” 64- O halde hilenizde ittifak edin sonra da tek saf halinde ilerleyin. Çünkü bugün üstün gelen umduğuna kavuşur.” 65- Dediler ki:“Ey Mûsâ, ya sen at yahut ilk atan biz olalım.” 66- O:“Haydi siz atın” dedi. Birden onların ipleri ve asaları sihirlerinden ötürü ona hızla hareket ediyorlarmış gibi göründü! 67- Bunun üzerine Mûsâ içten içe bir korku duydu. 68- Dedik ki:“Korkma! Çünkü üstün gelecek olan sensin!” 69- “Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yakalayıp yutsun. Onların yaptıkları ancak bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa iflah olmaz.” 70- Neticede bütün sihirbazlar secdeye kapandılar. Dediler ki:“Hârûn ile Mûsâ’nın Rabbine iman ettik.” 71- (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Şüphe yok ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun ki sizin el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz.” 72- Dediler ki:“Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana kaşı asla seni tercih etmeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Zira sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.” 73- “Şüphesiz ki biz günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın sihri bağışlasın diye Rabbimize iman ettik. Allah, hem daha hayırlıdır, hem de daha kalıcıdır.”

56. Allah Teala, Firavun’a gözle görülen afakî (dış dünyada) ve nefsî (insanın iç aleminde) bütün çeşitleriyle pek çok âyet, ibret ve kat’i delilleri göstermiş olduğunu, ancak Firavun’un bir türlü doğru yola gelmeyip aklını başına almadığını, aksine yalanlayıp yüz çevirdiğini haber vermektedir. Firavun verilen bu ilâhi haberleri yalanladığı gibi, ilâhi emir ve yasaklarından da yüz çevirdi, hakkı batıl, batılı hak yerine koydu, insanları saptırmak maksadıyla batılı ileri sürerek hakka karşı mücadele verdi ve şöyle dedi:
57. “Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin, ey Musa?” Firavun, Mûsâ aleyhisselam’ın kendisine göstermiş olduğu bunca mucizenin sihir ve göz boyama olduğunu, bunlardan maksadın da onları topraklarından çıkartarak oraları ele geçirmek olduğunu iddia etmişti. Bununla Firavun, sözlerinin kavmi içinde etkili olması maksadını gütmüştü. Çünkü insan tabiatı, vatanına düşkündür. Oradan çıkmak ve ayrılmak insana ağır gelir. Bu sözleriyle Firavun, Mûsâ’nın bu maksatta olduğunu belirterek ona karşı öfkelenmelerini, onunla savaşmaya koyulmalarını sağlamak istemişti.
58. Firavun sözlerine devamla şöyle dedi: Senin getirdiğin sihre benzer bir sihri biz de sana karşı getireceğiz. Bize süre tanı ve “bizimle senin aranda, bizim de senin de caymayacağımız bir buluşma zamanı ve uygun bir yer belirle.” Yani bu yeri bilmekte bizimle senin aranda herhangi bir fark olmasın yahut da o yer orada cereyan edeceklerin görünebilmesine imkan verecek şekilde düz ve geniş bir yer olsun.
59. Bunun üzerine Mûsâ:“Sizinle karşılaşma zamanımız bayram günü” zira bu günde hiçbir şey yapmazlar, herhangi bir işle meşgul olmazlar ve çalışmayı keserlerdi. “insanların toplandığı kuşluk vakti olsun.” Hepsi de kuşluk vaktinde bir araya toplanmış olurlar. Mûsâ’nın bunu istemesindeki sebep, bayram günü ile kuşluk vaktinde kalabalığın çokça toplanabilmesinin sağlanması ve her şeyin başka bir vakitte mümkün olmayacak şekilde açıkça görülebilmesi içindir.
60. “Bunun üzerine Firavun ardını dönüp gitti, hilesini (sihirbazları) topladı.” Mûsâ’ya karşı hile ve tuzak kurabilmesini mümkün kılacak ne varsa hepsini topladı. Kendisine bağlı bütün şehirlere sihir işini çok iyi bilen sihirbazların toplanması için adam gönderdi. O sıralarda sihir yaygındı ve onu öğrenmeye talep vardı. O nedenle sayıca pek çok sihirbaz toplanıp bir araya geldi. Daha sonra her iki taraf tayin edilen vakitte bir araya geldiler ve insanlar da toplandılar. Büyük bir kalabalık oluştu. Erkekler, kadınlar, ileri gelenler, avam, küçükler, büyükler, herkes hazır bulundu. İnsanları da toplanmaya teşvik ettiler ve halka:“Siz de toplanmayacak mısınız? Umarız ki sihirbazlar galip gelir de biz de onlara uyarız.”(eş-Şuara, 26/39-40)
61. Bütün şehirlerden toplanıp bir araya gelen sihirbazlara Mûsâ aleyhisselam öğüt verdi, onlara karşı delilini ortaya koydu ve şöyle dedi:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır.” Yaptığınız sihirle tutturmuş olduğunuz batıl yola yardımcı olup da hakkı yenik düşürmeye ve Allah’a iftira etmeye kalkışmayın. O zaman nezdinden göndereceği bir azap ile sizi kökten imha eder. Bütün çalışmalarınızı ve iftiralarınızı boşa çıkartır. Elde etmeyi arzuladığınız zaferi, Firavun ve onun ileri gelenleri nezdinde makam ve mevki sahibi olmayı elde edemez, Allah’ın azabından da kurtulamazsınız.
62. Hak bir sözün kalplere etki etmesi kaçınılmaz bir şeydir. O nedenle “sihirbazlar aralarında tartıştılar ve konuşmalarını da gizlice yaptılar.” Mûsâ aleyhisselam’ın sözünü işittiklerinde aralarında tartışmaya koyuldular ve ne yapacaklarını şaşırdılar. Aralarındaki anlaşmazlıklardan birisinin, Mûsâ aleyhisselam’ın hak üzere olup olmadığı hususundaki şüpheleri olması muhtemeldir. Ancak o anda tam bir karara varamamışlardı. Ta ki Allah hükme bağlamış olduğu işi gerçekleştirsin ve “helâk olan kişi apaçık bir delil üzere helâk olsun, hayatta kalan kişi de apaçık bir delil üzere yaşasın.”(el-Enfal, 8/42) Kendi aralarında gizlice müzakereye koyuldular ve tek bir söz üzerinde ittifak etmeye çalıştılar. Böylelikle sözlerinde ve davranışlarında başarılı olmak ve insanların dinlerine sımsıkı yapışmalarını sağlamak istediler. Onların gizlice yaptıkları konuşmaların mahiyetini de Yüce Allah şöylece açıklamaktadır:
63. “Dediler ki: Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak... istiyorlar.” Onların bu sözü, Firavun’un önceden söylediği sözle aynıdır. Ya onlarla Firavun’un aynı sözleri söylemeleri farkında olmadan tesadüf sonucu olmuştur yahut da Firavun, kendi açıkladığı bu sözlerini onlara telkin edip söylemelerini sağlamıştır. Onlar, Firavun’un söylediklerine ek olarak:“ve sizin en güzel olan yolunuzu” yani sihir yolunu “yok etmek istiyorlar” dediler. Mûsâ, sizin bu yolunuzu kıskandığından dolayı tuttuğunuz bu sihir yolunu ortadan kaldırmak ve size üstünlük sağlamak istiyor. Böylelikle bu yolla övünmek, meşhur olmak ve ününün yayılmasını sağlamak istiyor ki bu sayede sizin zamanınızı öğrenmeye harcadığınız bu ilimde ona başvurulsun. Yine sizin geçiminizi sağlamanıza ve buna bağlı olarak ileri gelen mevkilere çıkmanıza da engel olmak istiyor. Bu sözleriyle onlar, Mûsâ’yı yenik düşürmek uğrunda bütün gayretlerini ortaya koymak üzere birbirlerini teşvik etmişlerdi. Şöyle demişlerdi:
64. “O halde hilenizde ittifak edin” Yani bütün becerinizi bir defada birbirinize bu hususta destek vererek, birbirinize yardımcı olarak, söz birliği halinde, açıkça ve ittifakla ortaya koyun. Daha rahat çalışabilmeniz, kalplere daha çok heybet salmanız ve herkes yapabildiği her şeyi tümüyle ortaya koysun diye “tek saf halinde ilerleyin” ve şunu bilin ki bugün umduğunu elde edip başarıyı yakalayan ve diğer tarafı yenik düşüren kimse, istediğini elde eder, umduğuna kavuşur. Bu, oldukça önemli ve ileriki günleri belirleyici bir gündür. Görüldüğü gibi onlar batıllarına hayret edilecek derecede sapasağlam yapışmış ve bu hususta son derece kararlı idiler. Çünkü her türlü sebebe yapışmış, her türlü yolu, her türlü hile ve tuzağı hakka karşı ortaya koymuşlardı. Yüce Allah ise nurunu tamamlamak ve hakkı batıla galip getirmek istiyordu.
65. Sihirbazlar planlarını tamamladılar. Maksatlarını tespit ettiler ve artık geriye işi ortaya koymaktan başka bir şey kalmadı. “Dediler ki: “Ey Mûsâ, ya sen at yahut ilk atan biz olalım.” Bu sözleriyle durum ne olursa olsun kendilerinin mutlaka galip geleceklerini ima ederek onu muhayyer bıraktılar.
66. Mûsâ:“Haydi siz atın” dedi. Onlar da ellerindeki ipleri ve sopaları yere bıraktılar. “Birden onların ipleri ve asaları” aşırı derecedeki “sihirlerinden ötürü ona hızla hareket ediyorlarmış gibi” yani yılan şeklinde “göründü.”
67. Mûsâ’ya böyle görününce o, Allah’ın vaadine ve yardımına kesin olarak inanmakla birlikte beşer tabiatının bir gereği olarak “içten içe bir korku duydu.”
68. Sebat vermek ve kalbini yatıştırmak üzere “dedik ki: Korkma, çünkü” onlara karşı “üstün gelecek olan sensin.” Yani onlara üstün gelecek, onları yenik düşüreceksin. Onlar, sana karşı zelil olacak ve itaatle boyun eğeceklerdir.
69. “Sağ elindekini” yani asanı “at da onların yaptıklarını yakalayıp yutsun. Onların yaptıkları ancak bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa iflah olmaz.” Yani onların hile ve tuzaklarının kendi menfaatlerine vereceği bir fayda yoktur, başarılı da olmayacaklardır. Çünkü bu yaptıkları, insanların gözlerini boyayan, batılı hakka karıştıran ve kendilerinin hak üzere oldukları vehmini veren sihirbazların bir hilesidir.
70. Mûsâ da asasını yere attı. Asası onların yaptıkları her bir şeyi yakalayıp yuttu. Herkes de bu olanları kendi gözleriyle görüyordu. Böylelikle sihirbazlar kesin olarak bu işin sihir olmadığını, Allah’tan olduğunu bildiler, inandılar ve hemen iman ettiler. “Hârûn ile Mûsâ’nın Rabbi” olan âlemlerin Rabbine “iman ettik, dediler.” Böylelikle hak ortaya çıktı, üstün geldi ve bütün parlaklığıyla gözleri kamaştırdı. Bu büyük kalabalık karşısında, sihir, hile ve tuzaklar da çürüyüp gitti. Bu, mü’minler için apaçık bir delil ve rahmet, inatçılara karşı da kesin bir delil oldu.
71. Bunun üzerine Firavun sihirbazlara:“Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?” Yani siz bana danışmadan ve benim iznim olmadan nasıl iman etme cesaretini gösterdiniz? Firavun sihirbazların önceden kendisine karşı edepleri, onun önündeki zilletleri, her bir hususta onun emirlerine itaat etmeleri dolayısıyla onların bu şekilde izinsiz iman edişlerini garip karşıladı ve bunu diğer işler gibi değerlendirdi. Firavun, bu açık ve kesin delilden sonra küfür ve azgınlığında daha da ileri gitti, sözleriyle kavmini küçümsedi. Mûsâ’nın sihirbazlara bu şekilde galip gelmesinin haklı oluşundan kaynaklanmadığını, aksine Mûsâ ile sihirbazların kendi aralarında anlaşıp komplo kurduklarını, Firavun’u ve kavmini ülkelerinden çıkarma planı yaptıklarını iddia etti. Firavun’un kavmi de bu şeytani planı kabul ile karşıladı ve onun doğru söylediğini zannetti. “Kavmini böylece hafife aldı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar, bir fasıklar topluluğu idi.”(ez-Zuhruf, 43/54) Firavun’un söylediği bu sözler, zerre kadar aklı ve vakıaya dair asgari bir bilgisi olan kimsenin aklının kabul edebileceği türden bir söz değildi. Çünkü Mûsâ, Medyen’den yalnız başına gelmişti. Oradan geldikten sonra da ne sihirbazlarla ne de başkalarıyla bir araya gelmedi. Aksine hemen Firavun’u ve kavmini imana davet ederek onlara ilâhi mucizeleri gösterdi. Firavun da Mûsâ aleyhisselam’ın getirdiklerine karşı koymak için bütün imkânlarını ortaya koydu ve şehirlerinde ne kadar bilgiç sihirbaz varsa hepsinin toplanmasını sağlayacak kimseler gönderdi. Sihirbazlar Firavun’un yanına geldiler. O da galip gelmeleri halinde onları mükâfatlandıracağını, onlara yüksek mevkiler vereceğini vaat etti. Onlar da galip gelmek için gayret gösterip, Mûsâ’yı yenmek maksadıyla hilelerini en ileri derecede ortaya koydular. Bütün bunlara rağmen sihirbazlarla Mûsâ’nın bir araya gelerek böyle bir plan kurdukları ve meydana gelen olaylar hakkında ittifaka vardıkları düşünülebilir mi? Bu imkansızın da imkansızı bir şeydir. aha sonra Firavun, sihirbazları tehdit ederek şunları söyledi:“Andolsun ki sizin el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim.” Yeryüzünde fesat çıkartan yol kesicilere uygulandığı şekilde her birinin sağ eli ile sol ayağını keseceğini söyledi. Onları teşhir ve rezil etmek maksadıyla da “hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz.” Bu sözleriyle Firavun, kendisinin ve beraberindekilerin işkencelerinin, Allah’ın azabından daha çetin ve daha kalıcı olduğunu kasdetmişti. O, bu sözleriyle hakikatleri tersyüz etmek ve akılsız kimseleri de korkutmak istemişti.
72. Sihirbazlar, hakkı görüp Allah’ın kendilerine ihsan ettiği akılları ile gerçekleri idrâk ettiklerinden, Firavun’a şu sözleriyle cevap verdiler:“Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana karşı asla seni tercih etmeyiz.” Yani Yüce Allah’ın tek başına ma’bud, tek başına ta’zim olunması gereken, tek üstün ve yüce Rab olduğuna, O’nun dışındakilerin ise ulûhiyet ve rubûbiyetlerinin batıl olduğuna kat’i delil teşkil eden bunca belgeleri bir kenara bırakıp da seni ve bize vaat ettiğin makam ve mükafatı bizi yoktan var eden Yaratana asla tercih etmeyeceğiz. Böyle bir şey kesinlikle olmayacaktır. Bizi kendisiyle tehdit ettiğin el ve ayakların çaprazlama kesilmesi, asılmak ve benzeri işkenceler türünden her “ne hüküm vereceksen ver. Zira sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.” Senin bizi tehdit ettiğin şeyler en fazla bu dünya hayatında söz konusudur ve önünde sonunda biter, sona erer ve bize zarar vermez. Ancak küfrü üzere devam edip giden kimselere Allah’ın azabı böyle değildir. O, süreklidir ve pek büyüktür. Bu sözleriyle onlar, sanki Firavun’un:“O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz” şeklindeki sözlerine cevap vermiş oluyorlardı. Sihirbazların söyledikleri bu sözler aklı başında olan bir kimsenin, dünya lezzetleriyle âhiretteki lezzetleri, dünya azabı ile âhiretteki azap arasında bir mukayese yapması gerektiğine delildir.
73. “Şüphesiz ki biz günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın sihri bağışlasın diye Rabbimize iman ettik.” Günahlardan kasıtları, küfür ve işledikleri masiyetlerdir. Hiç şüphesiz iman, her türlü günaha keffârettir, tevbe de kendisinden öncekileri silip yok eder. Sihirbazların: Bizim kendisi ile hakka karşı çıktığımız “ve bizi yapmaya zorladığın sihri” ifadeleri, onların daha önce yaptıkları bu işlerini isteyerek yapmadıklarını, Firavun’un onları bir şekilde bunu yapmaya zorladığını göstermektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir ama göründüğü kadarıyla Mûsâ aleyhisselam, daha önce geçen:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır.”(61. âyet) ifadeleriyle onlara öğüt vermesi, onları etkilemiş ve onlarda büyük çapta tesir bırakmıştı. Bundan dolayıdır ki bu söz ve öğütten sonra kendi aralarında tartışmışlardır. Daha sonra da Firavun, onları sihir yapmaya zorlamış ve ortaya koydukları bu hileleri yapmaya onları mecbur etmiştir. Bundan dolayıdır ki onlar, daha oraya gelmeden önce Firavun’un söylediği sözü aynen söylediler. Zira onlar:“Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan yolunuzu yok etmek istiyorlar.”(63. âyet) demişlerdi. Böylelikle Firavun’un kendilerine çizmiş olduğu ve izlemeye zorladığı yolu takip etmişlerdi. Kalplerinde batıl ile hakka karşı çıkmaktan hoşlanmayıp yaptıklarını da bir süre batıla göz yummak suretiyle yapmış olmalarının onlara etki etmiş olması ve bu sebeple Allah’ın kendilerine rahmetini ihsan ederek iman ve tevbeye onları muvaffak kılmış olması ihtimali vardır. üphesiz Allah’ın nezdindekiler, senin bize vaat etmiş olduğun çeşitli mükâfatlardan, makam ve mevkilerden daha hayırlı olduğu gibi O’nun mükâfat ve ihsanları daha kalıcıdır. Yoksa Firavun’un söylediği “O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz” sözlerinin ve kendi azabının daha ağır ve daha kalıcı olduğunun gerçekle bir ilgisi yoktur. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın Firavun ile başından geçenlere dair naklettiği bütün kıssalarda bu sihirbazları söz konusu ettiğiğinde Firavun’un onların el ve ayaklarını kesip onları hurma kütüklerine asmakla tehdit ettiğini de zikretmekte ancak onun bu işi yaptığını söz konusu etmemektedir. Bu hususta sahih bir hadis de gelmemiştir. Bu tehdidini gerçekleştirdiğini ya da gerçekleştirmediğini kat’i bir kanaat olarak ortaya koymak için bir delile ihtiyaç vardır. O nedenle bunu da başka hususları da en iyi Allah bilir.