Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى
80
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى
81
وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدٰى
82
Meal ve Tefsiri
80- Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve sizinle Tûr’un sağ yanında sözleştik. Size bıldırcın ve kudret helvası indirdik. 81- Size verdiğimiz hoş ve temiz rızıklardan yiyin ve bu hususta haddi aşmayın, sonra üzerinize gazabım iner. Her kimin üzerine de gazabım inerse o, helake (ve cehenneme) yuvarlanır. 82- Şüphesiz ben, tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyip sonra da hidâyet üzere olanlara karşı çok bağışlayıcıyım.
80. Yüce Allah, İsrailoğullarına düşmanlarını helâk ettiğini, Mûsâ aleyhisselam’a içinde çok üstün hükümlerin ve pek güzel haberlerin bulunduğu o ilâhi kitabı indirmek için onunla Tûr’un sağ yanında sözleşmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Bu suretle dünyevi nimetini onlara tamamladıktan sonra bir de dini nimetini tamamlamış oldu. Yüce Allah, onlara Tîh’de bulundukları sırada üzerlerine bıldırcın ve kudret helvası indirdiğini, herhangi bir zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmaksızın afiyetle, rahat ve huzur içerisinde onlara rızık verme lütfunda bulunduğunu da hatırlatmaktadır. 81. Ayrıca onlara:“Size verdiğimiz hoş ve temiz rızıklardan yiyin” dediğini de hatırlatmaktadır. Yani siz O’na size ihsan etmiş olduğu nimetlere karşılık şükredin “ve bu hususta” yani O’nun size ihsan ettiği rızık hususunda o rızkı O’na isyan olacak hususlarda kullanmak ve nimetine karşı da nankörlük etmek suretiyle “haddi aşmayın.” Böyle yapmayın ki “sonra üzerinize gazabım iner.” Yani size gazap, sonra da azap ederim. “Her kimin üzerine de gazabım inerse o, helake (ve cehenneme) yuvarlanır.” Helak olur, hüsrana uğrar. Çünkü o, Allah’ın rıza ve ihsanında mahrum kalmış, gazap ve hüsrana uğramıştır.
82. Bununla birlikte kul ne kadar günah işlerse işlesin tevbe kapısı açıktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Ben” küfürden, bidatlerden ve fasıklıktan “tevbe eden” Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe “iman eden ve” kalp ve beden amelleri ile dilin sözleri türünden “salih amel işleyip sonra da hidâyet üzere olanlara” yani dosdoğru yolu izleyip şerefli Rasûle uyan ve dosdoğru dinden ayrılmayan kimselere “karşı çok bağışlayıcıyım.” İşte böylesinin Allah, günahlarını bağışlar, daha önceki günahlarını ve günahlar üzerindeki ısrarını affeder. Çünkü o ,ilâhi mağfiret ve rahmete nail olmanın en büyük sebebini yerine getirmiştir. Hatta nağfiret ve rahmetin bütün sebepleri sadece bunlardan ibarettir. Çünkü tevbe, kendisinden önceki günahları sildiği gibi iman ve İslâm da kendisinden öncekileri yok eder. İyiliklerin kendisi olan amel-i salih de kötülükleri giderir. İlim tahsil etmek, bir hususu açıklığa kavuşturuncaya kadar bir âyet yahut bir hadis üzerinde düşünmek, hak dine davet etmek, bir bidati, küfrü yahut sapıklığı reddetmek, cihad ve hicret etmek vb. gibi hidâyetin alt kolları ve türleri ile hidâyet üzere olmak da hem günahlara kefarettir hem de istenen en nihai maksadı gerçekleştirme özelliğine sahiptir.