Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

22 — Hac Suresi (الحج) • Ayet 26
وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ 26 وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ 27 لِيَشْهَدُوا مَنَافِـعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ 28 ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ 29
Meal ve Tefsiri

26- Hani biz İbrahim’e Beyt’in yerini tayin edip hazırlamış ve şöyle demiştik:“Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû’ ve secde edenler için Beyt’imi temizle!” 27- “İnsanlar arasında haccı ilân et de hem yayan hem de her uzak yoldan gelecek yorgun develer üstünde sana gelsinler.” 28- “Tâ ki kendilerine yönelik birtakım menfaatlere tanık olsunlar ve belirli günlerde Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan yiyin ve eli dar olan fakire de yedirin.” 29- “Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.”

26. Yüce Allah, Beyt-i Haram’ın yüceliğini, üstünlüğünü ve onu bina eden Halilurrahmanın büyüklüğünü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Hani biz İbrahim’e Beyt’in yerini edip hazırlamış.” Yani orayı ona hazırlamış ve orada konaklamasını sağlamıştık. Zürriyetinin bazısını Allah, orada yerleşenlerden kılmış ve ona Beyt’i bina etmesini emretmişti. O da Allah’tan takvâ esası üzerine o evi bina etmiş, Allah’a itaat temeli üzerine onu yükseltmişti. Oğlu İsmail ile birlikte bu Beyt’i inşa etmişlerdi. Yüce Allah, ona amellerini yalnızca Allah’a halis kılması ve o Beyt’i Allah adına bina ederek kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamasını da emretmişti. “Tavaf edenler... için Beyt’imi” şirkten, günahlardan, türlü pisliklerden ve kirlerden “temizle!” Yüce Allah'ın burada Beyt’i kendi zatına izafe etmesinin sebebi, bu Beyt’in şerefi ve fazileti dolayısı iledir. Kalplerin ona besledikleri sevginin daha da büyümesi ve artması, kalplerin ona meyledip her yönden ona akın etmeleri içindir. Ayrıca oranın tertemiz kılınıp ta’zim edilmesini sağlamak maksadıyladır. Çünkü orası, tavaf edenlerin, orada itikafa girenlerin, zikir, Kur’an okumak, ilim öğrenmek, öğretmek vb. gibi Allah’a yakınlaştırıcı çeşitli ibadetleri yapmak üzere orada bulunan kimselerin Rabbinin Beyt’idir/evidir. “Rükû’ ve secde edenler için” yani namaz kılanlar için de tertemiz edilmelidir. Yani: Sen benim evimi, maksatları mevlâlarına itaat, O’nun Beyt’inin yanında O’na yakınlaşmak ve O’na hizmet etmek olan bu faziletli kimseler için Beyt’imi temizle! Çünkü onların buna hakkı vardır, hem de onlar ikram görmeye layıktırlar. Onlar için Beyt’in tertemiz edilmesi de onlara yapılacak ikramın bir parçasıdır. Namaz ve tavaf gibi ibadetlerle meşgul olanları şaşırtacak şekilde yüksek ve boş seslerden arındırılması da bu Beyt’in temizlenmesinin kapsamına girer. yet-i kerimede tavafın, itikaftan ve namazdan önce söz konusu edilmesi, tavafın sadece bu Beyt’e has bir ibadet oluşundandır. İtikafin öncelenmesi ise onun sadece mescidlerde yapılan bir ibadet olmasındadır.
27. “İnsanlar arasında haccı ilan et.” Yani onlara haccı bildir, onları haccetmeye çağır, yakındakine de uzakta bulunana da haccın farziyetini ve faziletini bildir. Davet edecek olursan hac ve umre yapmak maksadı ile senin yanına geleceklerdir. Hem de şevklerinden dolayı yaya yani bineksiz olarak “hem de her uzak yoldan gelecek yorgun develer üstünde” Yani pek uzak mesafeleri, dağlar arasındaki geçitleri kat ederek o en şerefli yere ulaşıncaya kadar yol alan zayıf düşmüş her bir deve üzerinde uzak ülkelerden sana geleceklerdir. İbrahim el-Halil aleyhisselam bu emri yerine getirdiği gibi ondan sonra da onun soyundan gelen Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem aynı emri yerine getirmiştir. Her ikisi de bu Beyt’in haccedilmesine insanları davet etmiş, bu konuda davetlerini defalarca tekrarlamışlardır. Yüce Allah’ın da vaadi gerçekleşmiş ve insanlar oraya yerin doğularından da batılarından da binekli, bineksiz gelmişlerdir.
28. Daha sonra Yüce Allah, Beyt-i Haram’ın ziyaretini teşvik etmek üzere de onu ziyarete gelmenin çeşitli faydalarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Tâ ki kendilerine yönelik birtakım menfaatlere tanık olsunlar.” Yüce Allah’ın Beyt’i sebebi ile hem üstün, faziletli ve ancak orada yapılan ibadetler sayesinde dinî birtakım faydalara, hem de kâr sağlamak, dünyevi kazançlar elde etmek sureti ile dünyevî menfaatlere nail olsunlar. Nitekim bütün bunlar gözle görülen ve herkes tarafından bilinen bir gerçektir. “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar.” Bu da dinî ve dünyevî menfaatler arasında yer alır. Yani hediye olarak sunulan kurbanları kestikleri esnada Yüce Allah’a bunları kendilerine rızık olarak verdiği ve bunları kurban etmeyi de kendilerine kolaylaştırdığı için şükretmek üzere üzerlerine Allah’ın adını ansınlar. Bu hayvanları kestiğiniz vakit de “artık onlardan yiyin ve eli dar olan” aşırı derecede yoksul bulunan “fakire yedirin.”
29. “Sonra kirlerini gidersinler” yani ibadetlerini bitirerek ihramda bulunmaları sebebi ile üzerlerinde oluşan kirleri ve rahatsız edici şeyleri gidersinler. Hac, umre, hediye kurbanlığı gibi yerine getirmeyi kendilerine vacip kıldıkları “adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.” Mutlak olarak bütün mescidlerin en faziletlisi olan o Atik, yani kadim ve zorbaların ona musallat edilmesinden yana korunmuş Evi tavaf etsinler. Burada genel olarak hac ibadetlerinin emredilmesinden sonra özel olarak tavafın emredilmesi, fazileti, şerefi, ana maksat olarak gözetilen bir ibadet olması, ondan önceki diğer ibadetlerin ise ona ulaştıran vesile/araç ibadetler olmaları dolayısıyladır. Yine -Allah bilir ama- bunun bir başka anlamı da şu olabilir: Tavaf, ister belli bir ibadete tâbi olsun, ister başlıbaşına ve bağımsız olsun, her vakit yapılması meşru olan bir ibadettir.