Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ
57
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ
58
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ
59
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
60
اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ
61
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
62
Meal ve Tefsiri
57- Rablerinin korkusundan titreyenler, 58- Rablerinin âyetlerine iman edenler, 59- Rablerine şirk koşmayanlar, 60- Rablerine dönecekler diye yapmakta olduklarını kalpleri çarpa çarpa yapanlar var ya… 61- İşte onlar hayırlarda yarışırlar ve onlarda öne geçerler. 62- Biz, kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. Onlara zulmedilmez.
57. “Rablerinin korkusundan titreyenler.” Yüce Allah, kendilerine adaleti ile muamele eder de hiçbir iyilikleri kalmaz diye korkarak kendileri hakkında hüsn-ü zanda bulunmayıp Allah’ın hakkını gereği gibi yerine getiremediklerinden çekinenler, imanlarını kaybetmekten korkanlar, Rablerini celâl ve ikrâmına, azametine yakışacak şekilde tazim edemeyeceklerini bildiklerinden dolayı korkanlar ve bu sebebten ötürü kalpleri titreyenler... İşte bunların bu korkuları ve kalplerinin titremesi, günahlardan ve farzları aksatmaktan uzak durmalarını gerektirir ki zaten bunlar da korkuyu gerektirir.
58. “Rablerinin âyetlerine iman edenler.” Yani Rablerinin âyetleri kendilerine okunduğunda imanları artan, aynı şekilde Kur’ân âyetleri üzerinde tefekkür ederek düşünenler, bunun sonucunda da Kur’ân-ı Kerîm’in yüce anlamlarını, üstün değerini, lafızlarının sağlamlık ve mükemmelliğini, onda tutarsızlığın bulunmadığını, çelişki içermediğini anlayanlar, Kur’ân’ın çağırdığı marifetullah, Allah’tan korkmak, mükâfatını ummak, amellerin karşılığının verilmesi ile ilgili halleri açıkça öğrenenler… İşte bunlar, imanın -dille ifade edilemeyecek- pek çok tafsili özelliğini elde ederler. Aynı şekilde bunlar, Yüce Allah’ın şu buyruklarında sözü edildiği gibi afaki (dış dünyadaki) âyetler üzerinde de tefekkür ederler: “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişip durmasında elbette akıl sahipleri için deliller vardır.”(Âl-i İmrân, 3/190) vb. diğer âyetlerde olduğu gibi.
59. “Rablerine şirk koşmayanlar.” Allah’tan başkasını mabud edinip de dua ve ümidini sahte bir ilaha yönelterek açıkça şirk koşmayan; riyakarlık ve buna benzer bir şekilde de gizli şirke düşmeyenler... Aksine sözlerini, amellerini ve tüm hallerini yalnızca Yüce Allah için ihlaslı kılanlar.
60. “Rablerine dönecekler diye yapmakta olduklarını kalpleri çarpa çarpa yapanlar.” kendilerinden istenen, emrolundukları namaz, zekât, hac, sadaka ve buna benzer güç yetirebildikleri her ameli işlemekle birlikte amelleri Rablerine arz olunup da O’nun huzurunda duracakları vakti hatırlayarak -O’nu tanıdıkları ve O’na layık olan ibadetlerin neler olduğunu bildiklerinden ötürü- kendi amellerinin, onları Allah’ın azabından kurtaramayacak olmasından korkarlar.
61. “İşte onlar hayırlarda yarışırlar.” Hayır işlerinde yarış alanındadırlar. Onların bütün gayretleri kendilerini Allah’a yakınlaştıracak şeylere yöneliktir. Bütün istekleri, kendilerini O’nun azabından kurtaracak şeylere hasredilmiştir. İşittikleri her bir hayrı yahut fırsat buldukları her bir iyiliği işlerler, fırsatları değerlendirirler, ellerini çabuk tutarlar. Önlerine, sağlarına ve sollarına bakarlar, Yüce Allah’ın seçkin kullarının, gerçek dostlarının her türlü hayrı çabucak işlediklerini, kendilerini Rablerine yakınlaştıracak hususlarda birbirleri ile yarıştıklarını görürler ve bu yarışa onlar da katılır. Başkası ile yarışan ve elini çabuk tutan bir kimse, bu konudaki üstün gayreti dolayısı ile başkasını geçebileceği gibi kusuru dolayısı ile geri de kalabilir. Bundan dolayı Allah, bunların öne geçenlerden olduklarını şöyle haber vermektedir:“ve onlarda” yani hayırlı işlerde “öne geçerler.” Bu konuda zirveye ulaşmış ve başkalarını geçmişlerdir. Bunlar, en öndeki kafiledir. Allah tarafından bunların öne geçecekleri ve bahtiyarlardan olacakları takdir edilmiştir.
62. Allah, onların hayırlarda ellerini çabuk tutup öne geçtiklerini söz konusu ettiğinden bazı kimseler, kendilerinden ve diğerlerinden güç yetirilemeyen yahut da çok zor birtakım işlerin istendiğini zannedebilirler diye şöyle buyurmaktadır:“Biz, kimseye gücünden” takatinden ve güç yetirebildiğinden “fazlasını yüklemeyiz.” Gücünü aşacak şey ile onu yükümlü kılmayız. Bu, Allah’ın bir rahmeti ve bir hikmetidir. Böylelikle kendisine ulaştıran yolu kolaylaştırmış, her vakit ona giden yolu izleyen yolcuların bulunmasını sağlamıştır. “Katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır.” Bu ise kendisinde her şeyin yazılı bulunduğu ilk kitaptır (Levh-i Mahfuz) ve bundaki her şey, olana/vakıaya mutabıktır. Ondan dolayı bu, hak bir kitaptır. “Onlara zulmedilmez” Yaptıkları iyiliklerin karşılığı eksik verilmez, ceza ve isyanları da aslından fazla gösterilmez.