Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ
4
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
5
Meal ve Tefsiri
4- İffetli kadınlara (zina) ithamında bulunup da sonra dört şahit getiremeyenlere seksen sopa vurun ve artık şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin. Onlar, fasıkların tâ kendileridir. 5- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve hallerini düzeltenler müstesnâdır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, pek merhametlidir.
4. Yüce Allah, zina eden bir kimseye celde/sopa vurulması -eğer muhsan ise recm edilmesi- hükmünü koymak suretiyle zinanın ne kadar ağır ve çirkin olduğunu belirttikten, zinakar biriyle birlikte olmanın ve onunla kötülükten uzak kalmanın mümkün olmayacağı şekilde bir birlikteliğin (evliliğin) caiz olmadığını ortaya koyduktan sonra namuslu kimselere zina iftirasında bulunmaya kalkışmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “İffetli kadınlara” yani hür ve iffetli kadınlara -ki erkekler de buna dahildir zina bu konuda her ikisi arasında bir fark yoktur- “(zina) ithamında bulunup da” âyet-i kerimelerin akışından da anlaşılacağı üzere zina iftirasında bulunanlar, “sonra” attıkları iftiraya dair adaletli ve bu işin yapıldığına dair açıkça tanıklıkta bulunacak “dört” erkek “şahit getiremeyenlere seksen sopa vurun.” Acı verecek, ancak kişiyi ölüme götürecek ya da yaralayacak kadar aşırı olmayan orta halli bir kamçı ile vurun. Çünkü bu cezadan maksat öldürmek değil, te’dib etmektir. Bu buyruk ile kazf haddi (zina iftirasının cezası) açıklanmaktadır. Ancak bunun şartı vardır. Kendisine iftirada bulunulan şahsın Yüce Allah’ın belirttiği gibi mü’min, hür ve iffetli olması gerekir. Hür ve iffetli olmayan kimseye böyle bir iftirada bulunmak ise taziri (hadden daha hafif bir cezayı) gerektirir. “ve artık şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin.” Yani onların bir cezası daha vardır; bu da iftirada bulunan kişinin şahitliğinin kabul edilmemesidir. İsterse kazf haddi kendisine uygulanmış olsun. İleride geleceği üzere bu durum, tevbe edene kadar böyle devam eder. “Onlar fâsıkların ta kendileridir.” Allah’ın itaatının dışına çıkmış ve kötülükleri çoğalmış olanlardır. Çünkü bunlar, Allah’ın haram sınırlarını çiğnemiş ve din kardeşinin namusunu ayaklar altına almıştır. Söylediği sözlerle insanların da ileri geri konuşmalarına sebep olmuş, Allah’ın mü’minler arasında koyduğu kardeşliği zedelemiş, iman edenler arasında hayasızlıkların yaygınlık kazanması doğrultusundaki arzusunu ortaya koymuş olur. Bu da kazfın büyük günahlardan olduğunun delilidir.
5. “Ancak bundan sonra tevbe edenler ve hallerini düzeltenler müstesnâdır.” Buradaki tevbe, zina iftirasında bulunan kişinin yalan söylediğini belirtmesi, söylediği sözlerde iftiracı olduğunu itiraf ve kabul etmesidir. Eğer böyle bir işin meydana geldiğini kesinkes bilse dahi dört şahit getirmeyecek olursa yine de kendi kendisini yalanlaması icab eder. Şâyet iftirada bulunan şahıs, tevbe eder, halini düzeltir, kötü ameli yerine iyilik yaparsa, o takdirde fasıklığı da ortadan kalkar. Aynı şekilde doğru kabul edilen görüşe göre şahitliği de kabul edilir. Çünkü “şüphesiz Allah çok bağışlayandır, pek merhametlidir.” Tevbe edip Allah’a dönenlerin bütün günahlarını bağışlar. Ancak zina iftirasında bulunan kişinin zina ettiğini ileri sürdüğü şahıs eğer kendisinin eşi değilse dört şahit getirmediği takdirde ona ceza uygulanır. Şâyet zina ettiğini ileri sürdüğü şahıs, onun eşi ise bunun hükmünü de Yüce Allah şu buyruklarında dile getirmektedir:
Erkeğin, hanımı hakkındaki şahitliğinin kendisini hadden kurtarmasının sebebi, genellikle kocanın doğru olmadıkça hanımı hakkında böyle bir iddiaya kalkışmayacak olmasıdır. Çünkü hanımını lekeleyen şey kendisini de lekeler. Diğer bir sebep de şudur: Bu konuda koca hak sahibidir ve o, ondan olmayan çocukların ondanmış gibi gösterilmesi endişesini taşır. Buna benzer daha başka hikmetler de vardır. İşte bu nedenle şöyle buyrulmuştur: