Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعاً اَوْ اَشْتَاتاًۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟
61
Meal ve Tefsiri
61- Gözü görmeyene vebal yoktur. Topala vebal yoktur. Hastaya da vebal yoktur. Aynı şekilde size de kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, analarınızın evlerinden, kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden yahut anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz kimselerin veya dostlarınızın evlerinden yemek yemenizde bir vebal yoktur. Sizin topluca ya da ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah katından mübarek ve hoş bir selâm olmak üzere kendinize/birbirinize selâm verin. İşte Allah düşünesiniz diye size âyetleri böyle açıklıyor.
61. Allah, kullarına lütuf ve ihsanını haber vermekte, dinde onlara bir zorluk vermediğini aksine dini onlara alabildiğine kolaylaştırdığını belirterek şöyle buyurmaktadır:“Gözü görmeyene sorumluluk yoktur. Topala sorumluluk yoktur. Hastaya da sorumluluk yoktur.” Yani bu gibi kimseler için bu engellerden herhangi birisinin sağlıklı olmasına bağlı olan farz hususları terk etmelerinde bir vebal yoktur. Ki bunlar da gözü görmeyenin görmesine, topalın sağlam ve hastanın da sağlıklı olmasına bağlı bulunan cihad ve benzeri yükümlülüklerdir. Sözünü ettiğimiz bu mana umumi olduğu için ilgili ifade kayıtlı değil mutlak (kayıtsız şartsız) getirilmiştir. Ancak “Size de kendi evlerinizden... sakınca yoktur” buyruğunda ise ifade mutlak değildir, aksine bir kayıt söz konusudur. “Kendi evlerinizden” yani çocuklarınızın evlerinden, demektir. Bu açıklama şu anlamda sabit olmuş olan hadise de uygundur:“Sen de malın da babana aitsiniz.” Diğer hadiste de şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz yediklerinizin en hoş ve temiz olanı kendi kazancınızdan yediklerinizdir. Hiç şüphesiz sizin evlatlarınız da sizin kazancınızın bir kısmıdır.” O nedenle: “kendi evlerinizden” buyruğundan kasıt, insanın bizzat kendi evi değildir. Çünkü böyle bir ifade, bilinen bir hususun dillendirilmesi ve faydasız bir tekrar kabilinden olur ki Yüce Allah’ın kelamı böyle bir şeyden münezzehtir. Diğer taraftan buyruktan kasıt, sözü edilen kimselerin evlerinde yemek yeme hakkında akla gelebilecek bir vebal duygusunun ortadan kaldırılmasıdır ki insanın kendi evi hakkında ise böyle bir duyguya kapılması düşünülemez. “Babalarınızın evlerinden, analarınızın evlerinden, kardeşlerinizin evlerinden, kızkardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, dayılarınızın evlerinden” bütün bu akrabaların kimler oldukları malumdur. “Ya da anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz kimselerin” vekâleten yahut velâyeten ya da benzer bir yolla kendilerinde tasarrufta bulunduğunuz evlerin anahtarları demektir. Bunların kölelere ait evler şeklinde tefsir edilmesi şu iki sebep dolayısıyla uygun değildir: 1- Evvela köle hakkında “anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz” tabiri yerine “sahip olduğunuz” yahut da “sağ ellerinizin sahip olduğu” gibi tabirler kullanılır. Çünkü efendiler, kölelerin tamamının malikidirler. Yalnızca anahtarlarının değil. 2- Kölelere ait olan evler, esasen insanın kendi evi kapsamı dışında değildir. Çünkü köle de kölenin mülkü de efendisine aittir. Dolayısıyla böyle bir şey hakkında günahın söz konusu olmadığının açıklanabilir bir tarafı yoktur. “Veya dostlarınızın evlerinden” Sözü edilen bütün bu evlerden yenilmesi halinde vebalin söz konusu olmaması, izinsiz yenmesi halindedir. Bundaki hikmet ise ifadelerin akışından/siyaktan açıkca anlaşılmaktadır. Çünkü bu gibi müslümanların evlerinden yemek, örf ve âdet, yakın akrabalık yahut tam bir tasarruf yetkisi veya dostluk sebebiyle müsamaha ile karşılanagelmiştir. Ancak bu kimselerden herhangi birisinin sözü edilen yemeyi hoş karşılamadığı veya bu konuda cimrilik gösterdiği varsayılacak olursa o takdirde oradan yemek caiz olmaz, vebal de ortadan kalkmaz. Bu konudaki hikmet ve mana bunu gerektirmektedir. “Sizin topluca ya da ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur” bütün bunlar caizdir. Yani bir evde bulunan hane halkının hep birlikte veya onlardan her birisinin kendi başına yemek yemesi caizdir. Burada fazilet değil sakıncanın söz konusu olmayacağı belirtilmektedir. Zira daha faziletli olan topluca yemek etrafında bir araya gelmektir. “Evlere girdiğiniz zaman” buyruğunda şarttan sonra “evler” kelimesi belirtisiz (nekire) geldiğinden hem insanın kendi evini hem de başkasının evini kapsar. Yine bu evde ister bir kimse bulunsun ister bulunmasın fark etmez. O bakımdan sizler bu türden bir eve girecek olursanız “kendinize/birbirinize Allah katından... selam verin” kendinize yani birbirinize selam verin. Çünkü müslümanlar karşılıklı sevgi, merhamet ve şefkatlerinde tek bir kişi gibidirler. Evler arasında herhangi bir fark yoktur; bütün evlere girmek için selam meşrudur. İzin istemek ile ilgili hükümlere dair açıklamalar ise daha önce geçmiş bulunmaktadır. aha sonra Yüce Allah, selamı överek:“Allah katından mübarek ve hoş bir selam olmak üzere” buyurmaktadır. Yani evlere girdiğiniz vakit:“es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” yahut “es-Selamu aleynâ ve alâ ibadillahi’s-salihin” sözlerini söyleyin. Yüce Allah bunu size teşri’ buyurmuş ve sizin selamınız olarak bunu tayin etmiştir. Bu selamın “mübarek” olmakla nitelendirilmesi, eksiklikten uzak olmayı, rahmeti, bereketi, artış ve gelişmeyi ihtiva ettiğinden dolayıdır. “hoş (tayyibe)” ile nitelendirilmesine gelince selam Allah tarafından sevilen güzel/hoş bir sözdür. Kendisine selam verilen kişinin gönlü hoş edilir. Kalbinde sevgi yer eder ve selam veren kişi onun tarafından sevilir. anı Yüce Allah, bu pek üstün ve değerli hükümleri bize açıkladıktan sonra:“İşte Allah düşünesiniz diye size âyetleri böyle açıklıyor” buyurmaktadır. Yani size açıkladıklarımızı düşünüp kavrayasınız, kalplerinizle belleyesiniz, sağlam ve özlü akıl sahiplerinden olasınız diye şer’i ahkâma ve bunların hikmetlerine delâlet eden âyetlerini böyle açıklamaktadır. Çünkü O’nun şer’i hükümlerini gereği gibi bilip anlamak, aklı arttırır ve geliştirir. Zira bu hükümlerin içerdiği manalar, en üstün manalardır. Onların emrettiği adap en üstün adaptır. Amellere verilen karşılık da amelin türünden olacaktır. Kişi aklını Rabbinden geleni kavramak ve kendilerine davet ettiği âyetler üzerinde tefekkür etmek için kullanacak olursa Yüce Allah da onun bu isteğini fazlasıyla gerçekleştirmesine yardımcı olur. u âyet-i kerimelerde genel ve külli bir kaideye delil vardır. O da şudur:“Örf ve âdet, lafzın lafzı tahsis etmesi gibi lafızları tahsis eder.” Aslolan insanın başkasının yemeğini yemesinin yasak olmasıdır. Bununla birlikte Yüce Allah, bu husustaki örf ve âdet dolayısıyla âyette sözü edilen kimselerin evlerinden yemeyi mubah kılmıştır. Herhangi bir şeyden yararlanmak, o şeyin sahibinden izin almaya bağlı ise ve o kişinin sözlü veya örfe dayalı izni biliniyor ise o şeyden yararlanmak caiz olur. Bu âyet-i kerimelerde şu hususa da delil vardır:“Babanın çocuğunun malından çocuğuna zarar vermeyecek şeyleri alıp mülk edinmesi caizdir.” Çünkü Yüce Allah, çocuğa ait olan evden “insanın kendi evi” diye söz etmektedir. Ayette insanın evinde tasarrufta bulunan hanımı, kız kardeşi ve benzerlerinin de adeten bu evlerden yemeleri ve dilenenlere normal şekilde yedirmelerinin caiz olduğuna da delil vardır. İster bir arada olunsun, ister ayrı ayrı olunsun ortaklaşa yemek yemek -velev ki birisinin diğerinden daha fazla yemesi sonucunu doğursun- caizdir.