Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

24 — Nûr Suresi (النور) • Ayet 62
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ 62 لَا تَجْعَلُوا دُعَٓاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَٓاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضاًۜ قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذاًۚ فَلْيَحْذَرِ الَّذ۪ينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه۪ٓ اَنْ تُص۪يبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُص۪يبَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ 63 اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قَدْ يَعْلَمُ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِۜ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ اِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ 64
Meal ve Tefsiri

62- Mü’minler ancak Allah ve Rasûlüne iman eden ve toplumu ilgilendiren bir işte onunla beraber bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılmayan kimselerdir. Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır. O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağrifet dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 63- Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın. İçinizden birbirinizin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir. O halde onun emrine (yüz çevirerek) muhalefet edenler, başlarına bir musibetin yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar. 64- Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar yalnızca Allah’ındır. O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir. O gün (hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, her şeyi çok iyi bilendir.

62. Bu buyrukla Allah, mü’min kullarına Rasûlullah ile birlikte toplumu ilgilendiren bir iş için bir arada bulundukları sırada yani kamuyu zorunlu olarak ilgilendiren, yahut onun maslahatına ait olan hususlarda bir arada olmaları gerektiği irşadını yapmaktadır. Cihad, istişare vb. gibi bütün mü’minlerin ortak ilgi alanına giren hususlar böyledir. Maslahat, onların bu iş etrafından birleşip bir arada olmalarını, ayrı olmamalarını gerektirir. İşte gerçekten Allah ve Rasûlüne iman eden bir kimse, Allah Rasûlünden, ondan sonra da onun vekili olanlardan izin almadıkça herhangi bir işe gitmez, aile halkının yanına dönmez. Yahut da onlardan farklı ve sırf kendisini ilgilendiren bazı ihtiyaçlarını görmeye gitmez. Bu buyrukta Yüce Allah, izin almaksızın gitmemeyi, imanın bir gereği olarak ortaya koymaktadır. Hem bu şekildeki davranışları dolayısıyla hem de Allah ve Rasûlüne ile içlerindeki yöneticilere karşı olan edepleri dolayısıyla onları överek şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır.” Peki, Allah Rasûlü onlara izin verir mi vermez mi? İzin vermek için ayette iki şart söz konusu edilmektedir: 1- Bu izin istenilen hususun onları ilgilendiren bir iş yahut kendi meşguliyetlerinden birisi olmalıdır. Mazeretsiz olarak izin istiyene izin verilmez. 2- Peygamber, ona izin verme isteğinde olmalıdır ve bu izni, izin verene zarar vermeksizin, maslahat gereği olarak vermelidir. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver.” İzin isteyenin bir mazereti bulunup da izin isteyecek olursa ama eğer belirteceği bir görüşü veya cesareti ve buna benzer bir özelliği dolayısıyla gitmeyip oturmasında bir maslahat varsa ona izin vermez. Bununla birlikte kişi, izin ister ve kendisinden izin istenilen de belirtilen iki şartla izin verecek olursa, Yüce Allah, Rasûlünden o kişi için mağfiret dilemesini istemektedir. Çünkü o kimse izin istemekte kusur etmiş olabilir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani onların günahlarını bağışlar ve mazeretleri olması halinde izin istemelerine cevaz vermek sûretiyle onlara merhamet eder.
63. “Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın.” Yani onun sizi çağırmasını da sizin onu çağırmanızı da birbirinizi çağırmak gibi görmeyin. O, sizi çağıracak olursa farz bir emir olarak onun çağrısına cevap verin. Hatta namaz esnasında bile Allah Rasûlünün çağrısına cevap vermek icab eder. Allah Rasûlu dışında bir söz söyleyen herhangi bir kimsenin o sözünün ümmet tarafından kabul edilmesi ve gereğince amel edilmesi farz değildir. Bu ancak onun için geçerlidir. Çünkü Allah Rasûlü, hatadan korunmuştur ve biz ona uymakla muhatabız. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün çağrısına uyun.”(el-Enfâl, 8/24). Aynı şekilde Allah Rasûlünü birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın, ona seslendiğiniz zaman:“Ya Muhammed” yahut da “Ey Abdullah’ın oğlu Muhammed!” gibi birbirinize söylediğiniz sözleri söylemeyin. Aksine şerefi, fazileti ve başkalarından farklılığı dolayısıyla:“Ey Allah’ın Rasûlü” veya “Ey Allah’ın Peygamberi” diye ona hitap etmek gerekir. “Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir.” Yüce Allah toplumu ilgilendiren bir iş dolayısıyla Peygamber ile birlikte bulunup ondan izin almaksızın ayrılıp gitmeyen, Allah ve Peygambere iman eden mü’minleri övdükten sonra, bu şekilde hareket etmeyerek, izin almadan çekip gidenleri tehdit etmektedir. Yüce Allah’ın:“Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenler...” buyruğunda kastedilen, sıvışıp gittikleri ve ayrıldıkları vakit, başkalarının kendilerini görmesini önleyecek şekilde herhangi bir şey arkasına saklanıp gitmeleridir. İşte bu gidişleri sizin fark edemeyeceğiniz bir şekilde olsa bile Yüce Allah onları bilir ve bu yaptıklarına karşılık eksiksiz bir şekilde onları cezalandıracaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, onları şu buyruğuyla tehdit etmektedir:“O halde onun emrine muhalefet edenler” yani bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler “başlarına bir musibetin” yani şirk ve kötülük “yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” Bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler hakkında durum buysa ya herhangi bir işi olmaksızın Allah’ın emrini terk edenlerin hali ne olur?
64. “Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar” hem mülkiyetleri itibariyle hem de O’na kul olmaları itibariyle “yalnızca Allah’ındır.” O, bunlar hakkında hem kaderî hükmü gereğince, hem de şer’î hükmü gereğince tasarrufta bulunur. “O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir.” O, sizin hayır mı şer mi işlemekte olduğunuzu bildiği gibi bütün amellerinizi de bilir. O’nun ilmi hepsini kuşatmıştır. Kalemi bunları yazmıştır. Kiramen Kâtibin de bunları sizin hakkınızda yazıp tespit etmektedir. “O gün” yani kıyamet gününde “(hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir” Küçüğüyle, büyüğüyle onların yaptıklarını, bütün amellerini aynen bildirecektir. Kendi organlarını kendilerine karşı şahit tutacaktır. Ya O’nun fazileti, lütfu ile karşılaşacaklar ya da adaletini göreceklerdir. Şanı Yüce Allah, onların yaptıklarını bildiğine dair özel bilgisini söz konusu ettikten sonra bilgisinin her şeyi kuşatan umumi bir bilgi olduğunu belirterek:“Allah her şeyi çok iyi bilendir” buyurmaktadır. ûr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***