Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

25 — Furkân Suresi (الفرقان) • Ayet 25
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَٓاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلٰٓئِكَةُ تَنْز۪يلاً 25 اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً 26 وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلاً 27 يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَاناً خَل۪يلاً 28 لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً 29
Meal ve Tefsiri

25- O gün gökyüzü beyaz bulutla yarılacak ve melekler ardı arkasına indirileceklerdir. 26- O gün gerçek hükümranlık, yalnız Rahman’ındır. O, kâfirler için çok zor bir gündür.   27- O gün zalim ellerini ısırıp:“Keşke peygamberle birlikte (hak) yolu tutmuş olsaydım” der. 28- “Yazıklar olsun bana! Keşke filanı dost edinmeseydim.” 29- “Andolsun ki bana gelmiş olan Zikir’den/Kur'ân’dan beni o saptırdı. Zaten şeytan insanı (helake sürükler sonra da) yüzüstü ortada bırakır.”

25-26. Yüce Allah, kıyamet gününün azametini, o gündeki zorluk ve sıkıntıları, kalpleri oldukça dehşete düşüren halleri haber vererek şöyle buyurmaktadır:“O gün gökyüzü beyaz bulutla yarılacak” Bu, içinde Yüce Allah’ın semavâtın üstünden ineceği buluttur. Bundan dolayı semavat çatlayıp yarılacak ve her bir semadan melekler inecek (bkz. el-Bakara, 2/210 -çev-), sonra da ya ayrı ayrı saflar halinde olacaklar yahut da bütün mahlukatı kuşatan tek bir saf olacaklar ya da her bir semadaki melekler sırasıyla tek bir saf olacak, diğerleri de bu halde saf tutacaklardır. Kastedilen şudur: Melekler çokluklarına ve güçlerine rağmen bütün mahlukatı çevrelemiş bir halde Rablerinin emirlerine itaatle inecek ve onlardan hiçbiri Allah’tan izin almaksızın konuşmayacaktır. Peki ya o gün mutlak Malikine karşı pek büyük günahlarla isyan eden, O’nu gazaplandıran şeyleri yapma cesaretini gösteren, sonra da tevbe etmeksizin büyük-küçük her türlü günahlarla Rabbinin huzuruna gelen aciz Ademoğlunun hali ne olacaktır? Her şeyi yaratan ve her şeyin mutlak maliki Allah, onun hakkında haksızlık içermeyen, zerre ağırlığı kadar dahi zulüm bulunmayan hükmü ile hükmedecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O, kâfirler için çok zor bir gündür.” Çünkü o gün, çok çetin ve zorlu bir gündür. Kâfire işleri alabildiğine zorlaşacaktır. Mü’min ise böyle olmayacaktır. O gün mü’mine pek kolay gelecek, mü’minin yükü hafifleyecektir:“O gün takva sahiplerini (konuk) heyet halinde Rahman’ın huzuruna toplarız. Günahkarları da susuz olarak cehenneme süreriz.”(Meryem, 19/85-86)“O gün” yani kıyamet gününde “gerçek hükümranlık (mülk), yalnız Rahman’ındır.” Yaratıklardan hiçbir kimsenin dünyada olduğu gibi şeklen dahi olsa hiçbir mülkleri, hükümranlıkları olmayacakdır. Aksine o günde hükümdarlarla yönettikleri, hürlerle köleler, şerefli kabul edilenlerle diğerleri eşit olacaklardır. Burada kalbe rahatlık veren, nefisleri huzurlandıran ve gönüle genişlik veren hususlardan biri, Yüce Allah’ın Kıyamet günündeki mülkü/hükümranlığı “Rahman” ismine izafe etmesidir. O Rahman ki rahmeti her şeyi kuşatmış, bütün canlıları kapsamıştır. Bütün kainatı doldurmuş, dünya ve âhiret o rahmetle mamur olmuştur. Eksik olan her bir şey onunla tamam olmuş, her bir kusur onunla ortadan kalkmıştır. Ayrıca Allah'ın ilahi rahmete delâlet eden isimleri gazaba delâlet eden isimlerinden fazladır. O’nun rahmeti gazabını geçmiş ve geride bırakmıştır. O bakımdan rahmetin ileri geçmesi ve üstünlüğü söz konusudur. O, bu zayıf Ademoğlunu da onun üzerindeki nimetini tamamlasın ve onu rahmetine daldırsın diye yaratıp şerefli kılmıştır. İşte onlar da zillet ve itaat konumunda, O’nun huzurunda boyun eğmiş bulunacaklar, O’nun, haklarında vereceği hükmü ve kendilerine ne yapacağını bekleyeceklerdir. O yüce Zat ise onlara karşı kendi nefislerinden de anne ve babalarından da daha merhametlidir. O halde onlara nasıl bir muamelede bulunacağı beklenir? Şüphesiz eğer bir kimse bizzat kendisini helâke sürüklememiş ise Allah onu helâk etmez. Bedbahtlığın kendisine baskın geldiği ve azap sözünün haklarında hak olduğu kimselerden başkası da O’nun rahmetinin dışına çıkmaz.
27. “O gün” şirki, küfrü ve peygamberleri yalanlaması ile “zalim” olan kimse “ellerini” esefle, pişmanlıkla, üzüntü ve keder ile “ısırıp: Keşke peygamber ile birlikte” hak yolu, ona iman etmek, onu tasdik etmek, ona uymak sûretiyle doğru yolu “tutmuş olsaydım, der.”
28. “Yazıklar olsun bana! Keşke filanı” bu ya ins şeytanı ya da cin şeytanıdır “dost” samimi ve sevdiğim bir arkadaş “edinmeseydim.” Ben, insanlar arasında iyiliğimi en çok isteyen, bana en çok iyilik yapan, bana karşı en şefkatli ve en merhametli olan zata düşmanlık ettim. Buna karşılık en ileri düşmanımı da dost bildim. Onun dostluğunun da bana hiçbir faydası olmadı. Sadece benim bedbahtlığımı, hüsranlığımı, rezilliğimi ve helâkimi artırdı.
29. “Andolsun ki bana gelmiş olan Zikir’den/Kur'ân’dan” içinde bulunduğu sapıklığı ve aldatıcılığı olmadık şekilde güzel ve süslü göstermek sûretiyle “beni o saptırdı. Zaten şeytan insanı (helake sürükler sonra da) yüzüstü ortada bırakır.” Ona batılı süslü gösterir, hakkı çirkin gösterir, olmadık boş kuruntularla ona vaatlerde bulunur. Sonra da onu yalnız bırakır ve ondan uzaklaşır. Nitekim şeytan iş olup biteceğinde Yüce Allah da bütün insanların hesabını gördükten sonra kendisine tâbi olanlara şöyle diyebilmektedir: “Şeytan da der ki: Doğrusu Allah’ın size verdiği söz gerçekti; ben de size söz verdim; ama size verdiğim sözde durmadım. Zaten benim sizin üzerinizde hiçbir nüfuzum da yoktu. Yalnız ben sizi çağırdım, siz de çağrımı kabul ettiniz. O halde beni kınamayın. Bilakis kendinizi kınayın. Artık ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Esasen ben daha önce beni (Allah'a) ortak tutmanızı da kesinlikle kabul etmemiştim. (İbrahim 14/22) O halde kul, durumunu iyice değerlendirsin, henüz elde zaman ve imkân varken, telafinin imkânsızlaşacağı vakit gelmeden önce mümkün olanı telafi etsin. Mutluluğuna sebep olacak kimseleri dost edinsin, düşmanlığı kendisine faydalı olacak ve dostluğu kendisine zarar verecek kimseye düşmanlık etsin. Başarı Allah’tandır.