Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi
وَاِذَا رَاَوْكَ اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُواًۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي بَعَثَ اللّٰهُ رَسُولاً
41
اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً
42
اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ
43
اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَۜ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْـعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَب۪يلاً۟
44
Meal ve Tefsiri
41- O (müşrikler) seni gördüklerinde: “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bu mudur?” diyerek seni mutlaka alaya alırlar. 42- “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat göstermeseydik az kalsın bizi onlardan saptıracaktı.” Azabı gördükleri zaman asıl kimin yoldan sapmış olduğunu bileceklerdir. 43- Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın? 44- Sen onların çoğunun işittiğini yahut aklını kullandığını mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidir. Hatta onlar daha da beterdir.”
41. “O (müşrikler)” Ey Muhammed, seni yalanlayan, Allah’ın âyetlerine karşı inat eden, yeryüzünde büyüklük taslayan, seninle alay edip seni küçük gören bu kimseler “seni gördüklerinde” küçümseyip hakir görerek: “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bu mudur? diyerek seni mutlaka alaya alırlar.” Yani “Allah’ın bu adamı peygamber olarak göndermesi hiç de uygun değildir. Yakışık almaz.” Bu, aşırı dereceki zalimliklerinden ve inatlarından, hakikatleri tersyüz etmelerinden dolayıdır. Bu sözlerinden anlaşıldığına göre Allah Rasûlü -haşa- son derece değersiz ve hakirdir. Ve eğer risalet bir başkasına verilmiş olsaydı daha uygun olurdu. Nitekim “dediler ki: Bu Kur’ân iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?”(ez-Zuhruf, 43/31) Böyle bir söz ancak insanların en cahil, en sapık yahut da en ileri derecede inatçı ve bilmezlikten gelenleri tarafından söylenebilir. Bu sözün maksadı ise hakka ve hakkı getirene dil uzatmak ve sahip olduğu batılın propagandasını yapmaktır. Yoksa Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyli ve sellem’in halini dikkatle düşünen bir kimse, onun dünyanın en yiğit, en gayretli kişisi, akıl, ilim, zeka, vakar, üstün ahlâkî değerler, güzel sıfatlar, iffet, şecaat ve erdem sayılan her türlü huy itibariyle de insanların en önde geleni olduğunu görür. Onu hakir gören ve onu ayıplayan kimse ise bilgisizliğin, beyinsizliğin, sapıklığın, çelişkinin, zulmün, haksızlığın her türlüsünü başka hiçbir kimsenin kendisinde toplayamayacağı oranda toplamıştır. Böyle büyük bir peygambere, böyle gayretli ve şerefli birisine dil uzatmaya kalkışması cahillik ve sapıklık olarak ona yeter. Onların Peygambere dil uzatmaktan ve onunla alay etmekten maksatları, batıllarını inatla sürdürmek ve kıt akıllıları da aldatmaktır. Bundan dolayı şöyle dediklerini görüyoruz:
42. “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat göstermeseydik az kalsın” bu adam “bizi onlardan” bunca ilâhı tek bir ilâh kabul ettirmek sûretiyle “saptıracaktı.” Kahrolasacılar! Tevhidi sapıklık diye izlemekte oldukları şirki de doğru yol olarak göstermeye çalıştılar. Bundan dolayı bu konuda birbirlerine sabır tavsiye ederek şöyle demişlerdi:“Onların ele başları: Yürüyün ve ilâhlarınıza (ibadette) sebat edin!”(Sâd, 38/6) Bu buyrukta da onların: “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat/sabır göstermeseydik” dedikleri bildirilmektedir. Sabır esasen bunun dışındaki bütün hallerde övülmeye değerdir. Çünkü böyle bir durumda sabır, gazabı gerektiren sebepler üzerinde sebat göstermektir. Cehennem odununu daha da arttırmak için gösterilen bir dirençtir. Mü’minlere gelince onlar, Yüce Allah'ın haklarında buyurduğu gibi “hem hakkı birbirlerine tavsiye ederler hem de sabrı birbirlerine tavsiye ederler.”(Asr, 103/3) u sözleriyle kendilerinin hidâyet üzere, Peygamberin ise sapık olduğuna hüküm verdiklerinden ve artık onlara karşı yapılacak bir şey kalmadığından dolayı Yüce Allah, onları azap ile tehdit etmekte ve onların “azabı gördüklerinde” kesin olarak “asıl kimin yoldan sapmış olduğunu” bileceklerini haber vermektedir. Zira “O gün zalim ellerini ısırıp: Keşke peygamberle birlikte (hak) yolu tutmuş olsaydım”(27. ayet)
43. Acaba hevasını ma’bud edinen kimseden daha sapık, hevâsı ne istiyorsa onu yapanın sapıklığından daha ileri derecede sapıklık var mıdır? Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü?” Buna rağmen kendisinin yüksek mevkilere sahip olduğunu ileri sürdüğü için böylesinin haline hayret etmiyor ve içinde bulunduğu sapıklığı hiç düşünmüyor musun? “Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?” Sen böyle birisinin üzerinde hakim ve zorba bir konumda değilsin. Sen sadece korkutup uyarırsın. Bu vazifeni de yerine getirmiş bulunuyorsun. Onun hesabını görmek ise Allah’a aittir.
44. Daha sonra Yüce Allah onların ileri derecedeki sapıklıklarını tescil etmektedir. Zira O, (yaptıklarının cezası olarak) akıllarını ve işitme duyularını almıştır. Sapıklıklarında da onları bağırıp çağırıştan başka hiçbir şey duymayan sağır, dilsiz ve kör gibi otlaklarda otlayan ve hiçbir şey anlamayan davarlara benzetmektedir. Hatta onlar bu hayvanlardan daha da sapıktırlar. Çünkü hayvanlara çobanları yol gösterir, onlar da onun arkasından giderler. Yine kendilerini ölüme götürecek yolu bildiklerinden o yollardan uzak dururlar. Aynı zamanda hayvanların akibeti de bu gibi kimselerin akibetinden daha iyidir. Böylelikle şu açıkca ortaya çıkmaktadır ki Allah Rasûlünün sapık olduğunu ileri sürenlerin kendileri bu vasfa daha layıktırlar. Hiçbir şey bilip anlamayan hayvanlar bile bunlardan daha doğru yoldadırlar.