Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

27 — Neml Suresi (النمل) • Ayet 7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ 7 فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ 8 يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ 9 وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ 10 اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ 11 وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ 12 فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ 13 وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ 14
Meal ve Tefsiri

7- Hani Mûsâ ailesine şöyle demişti:“Benim gözüme bir ateş ilişti. (Gideyim de belki) oradan size bir bilgi yahut da ısınmanız için bir parça ateş getiririm.” 8- O (ateşin) yanına gelince ona şöyle nida edildi: “O ateşin yanında ve onun çevresinde olanlar mübarek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi Allah (tüm eksikliklerden) münezzehtir.” 9- “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, Aziz ve Hakim olan Allah’ım!” 10- “Asanı at!” Onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bile bakmadan dönüp kaçmaya başladı. “Ey Mûsâ, korkma! Çünkü benim huzurumda rasûller korkmaz.” 11- “Ancak zulmeden hariç (o korkmalıdır). Ama o da kötülüğünün ardından onu güzel amelle değiştirirse (bilsin ki) Ben gerçekten çok bağışlayıcı ve pek merhametliyimdir.” 12- “Elini yakandan içeri sok da hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın. (İşte bunlar) Firavun’a ve kavmine (karşı sunacağın) dokuz mucize arasındadır. Şüphesiz onlar, fâsık bir toplumdur. 13- Mucizelerimiz onlara açık seçik geldiğinde onlar: “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 14- İçten içe onlara inandıkları halde zulüm ve kibirleri sebebiyle onları inkâr ettiler. Bozguncuların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak!

7. Yani İmran oğlu Mûsâ’nın hallerinden biri olan, o şerefli ve üstün hali, yani ona vahyin ilk olarak verilişini, ilâhi risalet için Allah tarafından seçilişini ve Yüce Allah’ın onunla konuşmasını hatırla. Şöyle ki o, Medyenliler arasında bir kaç yıl kaldıktan sonra ailesi ile birlikte Medyen’den ayrılıp Mısır’a doğru yola koyulmuştu. Giderken yolunu kaybetti. Oldukça karanlık ve soğuk bir gece idi. Ailesine:“Benim gözüme bir ateş ilişti. (Gideyim de belki) oradan size” yola dair “bir bilgi yahut da ısınmanız için bir parça ateş getiririm.” Bu ifadeler, onun yolunu kaybetmiş olduğuna, hem kendisinin hem de ailesinin çokça üşümüş olduğunu göstermektedir.
8. Yani şanı Yüce Allah ona: Burası mukaddes ve mübarek bir yerdir, diye seslendi. Yüce Allah’ın burayı Kelimullah Mûsâ ile konuştuğu ve ona risalet görevini verdiği yer olarak seçmiş olması da buranın mübarek oluşundandır. “Âlemlerin Rabbi Allah (tüm eksikliklerden) münezzehtir.” Hakkında eksiklik veya şer düşünülemeyecek kadar yücedir. Aksine O, sıfatlarıyla da fiilleriyle de kâmildir, eksiksizdir.
9. Cenab-ı Allah Mûsâ’ya, ibadete yalnızca kendisinin hak sahibi olduğunu, O’na hiçbir şekilde ortak koşulmaması gerektiğini haber vermektedir. Nitekim başka bir âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:“Hiç şüphesiz ben, Allah’ım; benden başka (hak) ilâh yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namazı dosdoğru kıl”(Tâ-Hâ, 20/14)“Aziz” gücü her şeyi hakimiyeti altına alan, bütün mahlukatın kendisine zillet ve itaatle boyun eğdiği zat demektir. “Hakim” ise emrinde de yaratmasında da hikmeti sonsuz olan demektir. Kulu imran oğlu Mûsâ’yı peygamber olarak göndermesi de O’nun hikmetinin bir tecellisidir. Çünkü Yüce Allah onun, risaletine, vahyine ve kendisiyle konuşmasına layık olduğunu bilmiştir. Yalnızca O’na güvenip dayanman, yalnızlığından kurtulman için O’na sığınman, düşmanların çokluğuna ve baskılarına karşı O’nun himayesine girmen de Allah’ın izzetinin bir gereğidir. Çünkü onların hepsinin idaresi, Allah’ın elindedir. Bütün hareketleri ve sükünları O’nun yönetimi iledir.
10. “Asanı at” emri üzerine o da asasını bıraktı. “Onun” çabucak hareket eden “çevik” erkek “bir yılan gibi hareket ettiğini görünce” beşer tabiatının bir gereği olarak gördüğü o yılandan dehşete kapılıp “arkasına bile bakmadan dönüp kaçmaya başladı.” Yüce Allah da ona: “Ey Mûsâ, korkma” diye seslendi. Bir başka âyet-i kerimede de:“Ey Mûsâ, geri gel ve korkma! Çünkü sen güven içinde olanlardansın”(el-Kasas 28/31)“Çünkü benim huzurumda rasûller korkmaz.” Zira bütün korkulacak şeyler O’nun kaza ve kaderi, O’nun emir ve idaresi kapsamı içerisindedir. Allah’ın kendilerini özellikle risaletine mazhar kıldığı ve vahyi için seçtiği kimselerin, özellikle de Yüce Allah’a daha yakın oldukları ve O’nla konuşma lütfuna mazhar oldukları bir konumda Allah’tan başkasından korkmaları onlara yakışmaz.
11. “Ancak zulmeden hariç (o korkmalıdır) İşte korkulacak ve yalnızlığın sıkıntısının duyulacağı durum budur. Buna sebep de önceden işlenen zulümler ve suçlardır. Peygamberlere gelince onlar ne diye yalnızlıktan çekinsinler ve korksunlar ki? Bununla birlikte Allah’a isyan ile nefsine zulmedip sonra da tevbe edip Rabbine yönelen ve “kötülüğünün ardından onu güzel amelle” değiştiren, yani kötülüklerin yerine iyiliklere, masiyetlerin yerine itaatlere yönelen kimseye karşı Allah çok bağışlayıcı ve pek merhametlidir. O nedenle hiç kimse Yüce Allah’ın rahmetinden ve mağfiretinden ümit kesmesin. Elbetteki O, bütün günahları bağışlar. O, kullarına annenin çocuğuna olan merhametinden daha çok merhametlidir.
12. “Elini yakandan içeri sok da hiçbir kusur ve hastalık olmadan” görenlerin gözlerini parıltısı ile kamaştıracak şekilde göz alıcı ve “bembeyaz çıksın.” Asanın yürüyen bir yılana dönüşmesi ile yakandan bembeyaz olarak elini çıkarman, Firavun ve kavmini davet esnasında göstereceğin “dokuz mucize”den iki tanesidir. “Şüphesiz onlar fasık bir toplumdur.” Şirkleriyle, azgınlıklarıyla, Allah’ın kullarına büyüklük taslamalarıyla ve yeryüzünde haksız yere büyüklenmeleri dolayısıyla onlar haddi aşmış kimselerdir.
13. Mûsâ aleyhisselam, Firavun ve çevresindeki ileri gelenleri Yüce Allah’ın yoluna davet etti ve kendilerine mucizelerini gösterdi. Ama “Mucizelerimiz onlara açık seçik” hakka delâlet edecek şekilde, aydınlık saçıcı ve gözlerin güneş aydınlığı sayesinde görmesi gibi onlar sayesinde de basiretin aydılandığı bir halde “geldiğinde onlar: Bu apaçık bir sihirdir, dediler” Bu bir sihirdir, demekle de yetinmeyip onu apaçık olmakla, herkes tarafından açıkça görülmekle de nitelendirdiler. Bu ise çok şaşılacak bir husustur. Çünkü açık seçik mucizeler ve göz kamaştırıcı nurlar, aldatmacalar ve açıkça büyü olduğu görülen şeyler arasına katılmaktadır. Acaba bu, hakka karşı bile bile direnmenin ve yüzsüzce ileri sürülen safsataların bir örneği değil midir?
14. “İçten içe onlara inandıkları halde” yani onların bu inkârları şüphe veya tereddüte dayalı değildi, aksine “zulüm ve kibirleri sebebiyle onları” Allah’ın âyet ve mucizelerini bile bile “inkâr ettiler.” Onların bu âyet ve mucizeleri -doğru olduklarına kesin olarak inanmalarına rağmen- bile bile inkâr etmeleri, Rablerinden gelen hakka ve bizzat kendi kendilerine karşı zalimlik etmelerinden ve hem hakka karşı, hem kullara karşı, hem de peygamberlere itaate karşı kibirlenmelerinden ve üstünlük taslamalarından kaynaklanıyordu. “Bozguncuların âkıbetinin nasıl” en kötü akibet “olduğuna bir bak!” Yüce Allah, onları darmadağın etti, denizde boğdu, onları rezil ve rüsvay etti. Onların kaldıkları yerleri de onların ezdiği zayıf kullara miras olarak verdi.