Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

2 — Bakara Suresi (البقرة) • Ayet 130
وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ اِبْرٰه۪يمَ اِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُۜ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ 130 اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُٓ اَسْلِمْۙ قَالَ اَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ 131 وَوَصّٰى بِهَٓا اِبْرٰه۪يمُ بَن۪يهِ وَيَعْقُوبُۜ يَا بَنِيَّ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰى لَكُمُ الدّ۪ينَ فَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَۜ 132 اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُۙ اِذْ قَالَ لِبَن۪يهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْد۪يۜ قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ 133 تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْۚ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ 134
Meal ve Tefsiri

130- Kendini bilmezlerden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir ki?! Andolsun biz onu dünyada beğenip seçmişizdir. O âhirette de muhakkak salihlerdendir. 131- Rabb’i ona; “Teslim ol” dediği zaman, “Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum” demişti. 132- İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da “Oğullarım, Allah sizin için bu dini beğenip seçti, o halde siz ancak müslümanlar olarak can verin” dedi. 133- Yoksa siz ölüm Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız? Hani o oğullarına; “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” dediği zaman onlar; “Senin ilâhın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan bir tek ilâha ibadet edeceğiz. Biz yalnızca O’na teslim olduk.” demişlerdi. 134- Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir. Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz.

130. “Kendini bilmezlerden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir ki?!” Yani kendini küçük düşüren, kendisini cahil konumuna koyan, aşağılamaya razı olan ve aldanan bir kimse gibi kendisini basit şeyler karşılığında satan kimselerden başkası İbrahim’in üstünlüğünü bilip tanıdıktan sonra onun dininden yüz çevirmez. İbrahim’in dinini isteyip arzulayandan daha doğru yolda ve daha mükemmel bir kimse olmadığı gibi, O’nun dininden yüz çevirenden daha aşağı kimse de olamaz. Daha sonra Yüce Allah İbrahim’in dünya ve âhiretteki durumunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun biz onu dünyada beğenip seçmişizdir”; biz onu seçtik ve kendisini onlar sebebi ile hayırlı seçkinlerden kıldığımız amellere muvaffak kıldık. “O âhirette de muhakkak” en üstün derecelere sahip olacak “salihlerdendir.”
131-132 “Rabb’i ona Teslim ol, dediği zaman” Rabb’inin emrine uyarak: “Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum, demişti.” Yani ihlâs, tevhid, muhabbet ve tevbe ile Sana teslim oldum. Buna göre Allah’ı tevhid İbrahim’in en belirgin niteliği idi. Daha sonra o, bunu soyundan gelecekler arasında miras bıraktı ve bunu onlara tavsiye etti. Bunu soyundan gelecekler arasında kalıcı bir söz olarak bıraktı. Bu da aralarında miras olarak nesilden nesile aktarıldı ve Yakub’a kadar ulaştı ve o da bunu oğullarına vasiyet etti. O halde sizler de -Ey Yakub (İsrail) oğulları-, özellikle babanız size bunu vasiyet ettiği için bu vasiyete tam anlamı ile bağlı kalmanız ve Peygamberlerin sonuncusuna tâbî olmanız gerekmektedir. Zira Yakub şöyle demişti:“Oğullarım, Allah sizin için bu dini beğenip seçti”; bir rahmet, bir ihsan olmak üzere sizin yararınıza bu dini seçti. O halde bu dinin gereklerini yerine getirin. Bu dinin hükümlerine uymak sizin niteliğiniz olsun. Bu dinin emrettiği ahlâk ile ahlâklanın. Bu hal üzere devam edin ki ölüm ancak siz böyle bir yol üzere iken gelip sizi bulsun. Zira bir kimse belli bir şeye bağlı kalarak yaşayacak olursa, o şekilde ölür. Ne şekilde ölürse de o şekilde diriltilir.
133. Yahudiler İbrahim’in, ondan sonra da Yakub’un dini üzere olduklarını iddia ettiklerinden dolayı Yüce Allah onların tutumlarını reddeden bir üslûpla şöyle buyurmaktadır:“Yoksa siz ölüm” yani ölümün belirtileri ve sebepleri “Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız?” Orada mı bulunuyordunuz? O vakit o çocuklarına hem onları sınamak hem de hayatta iken onlara vermiş olduğu tavsiyeyi yerine getirdiklerini bizzat görmek sureti ile gözü arkada kalmasın diye “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” demişti. Onlar da babalarının gözünü aydınlatacak şu cevabı vermişlerdi:“Senin ilâhın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan bir tek ilâha ibadet edeceğiz”, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacağız ve hiçbir şeyi O’na denk tutmayacağız. “Biz yalnızca O’na teslim olduk.” Böylelikle tevhid ve ameli bir arada zikretmiş oldular. Bilindiği gibi (Peygamber’in çağdaşı olan yahudiler), Yakub’un yanında hazır bulunmamışlardı. Çünkü o vakit henüz var edilmemişlerdi. Yakub’un yanında hazır olmadıklarına göre de (onların iddialarının aksine) Yüce Allah; onun, oğullarına yahudiliği değil Hanifliği vasiyet etmiş olduğunu haber vermektedir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
134. “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir.” Yani herkesin ameli kendisinedir. Herkes yaptığının karşılığını görecektir. Hiçbir kimse bir diğerinin günahından dolayı sorumlu tutulmayacağı gibi, kimseye de kendi imanı ve takvâsından başka bir şey fayda vermeyecektir. Öyleyse sizin bu geçmiş ümmetin dini üzere olduğunuzu iddia etmekle meşguliyetiniz ve yalnızca söz söylemekle yetinmeniz, aslı olmayan boş bir iddiadır. Aksine size düşen, gerçekten kurtuluşa elverişli midir, değil midir diye halihazırdaki durumunuza bakmaktır.