Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

2 — Bakara Suresi (البقرة) • Ayet 183
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ 183 اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ 184 شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُۜ وَمَنْ كَانَ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 185
Meal ve Tefsiri

183- Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılındı. Takva sahibi olasınız diye. 184- Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya yolcu olur (da o günlerde oruç tutmazsa) o günler sayısınca başka günler oruç tutsun. Ona güç yetirenler de(n gücü yettiği halde tutmayanlar ise) bir fakir doyumu fidye versinler. Bununla beraber kim fazladan hayır yaparsa işte bu, onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda daha hayırlıdır, eğer bilirseniz. 185- O Ramazan ayı ki hidayetin ve Furkanın beyânı olan Kur’ân, insanlara yol gösterici olarak onda indirilmiştir. Artık sizden her kim bu aya erişirse onda oruç tutsun. Hastalanan veya yolculukta bulunan ise (tutamadığı) günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Böylelikle o sayılı günleri tamamlayasınız, sizi hidâyete erdirmesine karşılık Allah’ı yüceltesiniz ve (O’na) şükredesiniz.

183. “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılındı.” Yüce Allah kullarına -geçmiş ümmetlere farz kıldığı gibi- orucu farz kılmakla lütuf ve ihsanda bulunduğunu haber vermektedir. Çünkü oruç bütün çağlar boyunca insanların maslahatı için olan şer-î hüküm ve emirlerden birisidir. Bu buyruk ile ümmet gayrete getirilmekte ve adeta şöyle denilmektedir: Amelleri kemale erdirmekte, en güzel hasletlere koşmakta başkaları ile yarışmanız gerekir. Çünkü oruç yalnız size has ağır işlerden değildir. Daha sonra Yüce Allah orucu meşru kılmaktaki hikmeti de söz konusu ederek:“Takva sahibi olasınız diye” buyurmaktadır. Oruç hiç şüphesiz takvanın en büyük sebeplerindendir. Çünkü onda Allah’ın emrini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak vardır. Orucun ihtiva ettiği takvânın kapsamında şu da vardır: Oruç tutan bir kimse, Allah’ın oruçlu iken kendisine haram kıldığı yemeyi, içmeyi, cima etmeyi vb. gibi nefsinin meylettiği şeyleri -bu yolla Allah’a yakınlaşmak isteyerek ve Allah’ın sevap ve mükâfatını umarak- terk etmektedir. Bu, takvânın bir parçasıdır. Ayrıca oruç tutan kişi Yüce Allah’ın murakabesi altında olduğu hususunda nefsini eğitir. Nefsinin arzularını -yerine getirebilme gücü olduğu halde- terk eder, çünkü o Yüce Allah’ın kendisine muttali olduğunu çok iyi bilmektedir. Bir diğer husus şudur: Oruçlu kişi şeytanın yürüdüğü yerleri daraltır. Çünkü şeytan Âdemoğlunun içinde kanın akıp gittiği gibi akar. Oruç sayesinde şeytanın geçitleri daralır ve kişinin işlediği masiyetler azalır. Ayrıca oruç tutan kişinin çoğunlukla itaatleri de artar. İtaatler ise takvânın hasletleri arasında yer alır. Bir diğer da husus şudur: Zenginin, açlığın acısını tatması yoksul fakirleri gözetmesini gerektirir. Bu da takvânın özellikleri arasında yer alır.
184. “Sayılı günler olarak.” Yüce Allah orucu mü’minlere farz kıldığını zikrettikten sonra bunun sayılı yani sayıca az ve gâyet kolay günler boyunca farz olduğunu haber vermektedir. Yüce Allah bir başka kolaylık göstererek:“Sizden kim hasta veya yolcu olursa o günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun” diye buyurmaktadır. Hasta olanlara ve yolculukta bulunanlara verilen bu ruhsatın sebebi çoğunlukla bu hallerde zorlukla karşılaşılmasından dolayıdır. Her bir mü’minin orucun faydasını elde etmesi kaçınılmaz olduğundan dolayı Yüce Allah bu ruhsattan faydalanan kişilere hastalıkları sona erdiğinde ve yolculuk bitip artık rahata kavuşulduğunda, tutmadıkları oruçları diğer günlerde kaza etmelerini emretmiştir. Yüce Allah’ın:“o günler sayısınca” buyruğunda kişinin, tutmadığı Ramazan günleri sayısınca kaza edeceğine delil vardır. Oruç tutmadığı Ramazan ister tam (otuz gün) olsun, ister eksik (yirmi dokuz gün) olsun fark etmez. Buna göre kısa ve soğuk günlerde uzun ve sıcak günlerin kazasını yapması da caiz olduğu gibi aksi de caizdir. “Ona güç yetirenler” yani oruç tutabilenler, oruç tutmadıkları her bir gün için “bir fakir doyumu fidye versinler.” Bu hüküm orucun ilk farz kılındığı dönemde idi. Çünkü oruca alışkın değillerdi ve orucun farz kılınışında hiç şüphesiz onlar için bir zorluk vardı. Hikmeti sonsuz olan Rabbimiz en kolay yolla onları yavaş yavaş bu ibadete alıştırdı. Oruç tutabilen kimseyi daha faziletli olan oruç tutmak ile yemek yedirmek arasında muhayyer bıraktı. İşte bundan dolayı:“Oruç tutmanız sizin hakkınızda daha hayırlıdır” diye buyurmaktadır. Daha sonra ise oruç, gücü yeten ve yetmeyen herkese kesin olarak farz kılındı ve gücü yetmeyen kimseye orucunu açtığı takdirde diğer günlerde kaza etmesi emrolundu. “Ona güç yetirenler” buyruğu şöyle de açıklanmıştır: İleri derecede yaşlı kimseler gibi oruç tutmakla katlanamayacakları kadar ağır bir zorlukla karşılaşanlar, oruç tutmadıkları her bir gün için bir yoksul doyumu fidye vermelidir. Doğru olan görüş de budur.
185. “O Ramazan ayı ki hidayetin ve Furkanın beyânı olan Kur’ân, insanlara yol gösterici olarak onda indirilmiştir.” Yani size farz kılınan oruç büyük bir ay olan Ramazan ayı orucudur. Bu ayda sizin hakkınızda Allah’ın büyük lütufları gerçekleşmiştir. Bu da dinî ve dünyevî maslahatlarınıza yol gösteren, hakkı en açık bir şekilde açıklayan, hak ile batılı, hidâyet ile sapıklığı, bahtiyar olanlarla bedbaht olanları ayıran (Furkan olan) Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bu derece faziletli ve Allah’ın kendisinde sizi bunca ihsana mazhar kıldığı bir ay elbette ki orucun farz kılındığı bir dönem olmaya layıktır. Yüce Allah bu ayın orucunu farz kılarak faziletini açıklayıp özellikle bu ayda orucu farz kılış hikmetini beyan ettikten sonra da şöyle buyurmaktadır:“Artık sizden her kim bu aya erişirse onda oruç tutsun!” Bu buyruk ile yolculukta bulunmayan, sağlıklı ve gücü yeten kimselere oruç tutmanın kesin olarak farz olduğu beyan edilmektedir. Nesh sadece oruç tutmak ile fidye vermek arasındaki muhayyerlik hakkında söz konusu olduğundan dolayı hasta ve yolcu hakkında daha sonra tutmak üzere tutmama ruhsatı bulunduğu tekrarlanmıştır. Böylelikle ruhsatın da nesh edildiği intibaı ortadan kaldırılmış olmaktadır. Daha sonra şöyle buyrulmaktadır:“Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.” Yüce Allah rızasına ulaştıran yolları size alabildiğine kolaylaştırmak ister. Öyleyse Yüce Allah’ın kullarına vermiş olduğu bütün emirler esasen son derece kolaydır. Bu emirlerin ağırlığını gerektiren ârızî bir takım hususlar ortaya çıkacak olursa, bunu bir daha kolaylaştırır. Bu da ya o hükmü bütünüyle ıskat eder (düşürür), yahut da çeşitli şekillerde onu hafifletir. Bu genişçe açıklanması mümkün olmayan özet bir ifadedir. Çünkü bunun teferruatı bütün şerî hükümler için söz konusudur ve bunun kapsamına bütün ruhsatlar ve hafifletici hükümler girmektedir. “Böylelikle o sayılı günleri tamamlayasınız.” Bu -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- herhangi bir kimsenin Ramazan orucunun bir bölümünü tutmakla oruç tutmanın maksadının tahakkuk edeceği vehmine kimse kapılmasın diyedir. Ayın sayısını tamamlamaya yönelik bu emir ile böyle bir vehim bertaraf edilmektedir. Bu ayın orucu tamamlandıktan sonra da kişi Yüce Allah’a, ihsan ettiği başarı, kolaylaştırma ve kullarına beyanı dolayısıyla şükretmeli, orucu bitirince Allah’ı yüceltmeli (tekbir etmeli)dir. Bunun kapsamına Şevval ayı hilalinin görülmesinden itibaren bayram hutbesi bitene kadar tekbir getirme de girmektedir.