Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

2 — Bakara Suresi (البقرة) • Ayet 40
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْد۪ٓي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ 40 وَاٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقاً لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُٓوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه۪ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ 41 وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ 42 وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ 43
Meal ve Tefsiri

40- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki ben de ahdinizi yerine getireyim. (Bir de) yalnız benden korkun. 41- Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın ve yalnız benden korkup sakının. 42- Hakkı batılla bulayıp bile bile hakkı gizlemeyin. 43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

40. “Ey İsrailoğulları” buyruğunda geçen İsrail’den kasıt, Yakub aleyhisselam’dır. Burada hitap Medine ve etrafında bulunan çeşitli İsrailoğulları fırkalarına yöneliktir. Onlardan sonra gelenler de bu hitaba dahildirler. Allah onlara genel bir emir vererek:“Size verdiğim nimetimi hatırlayın” buyurmaktadır. Bu buyruk bir bölümü bu sûrede söz konusu edilecek olan bütün nimetleri kapsar. Hatırlamaktan maksat kalp ile itiraf etmek, dil ile övmek, âzâları da Allah’ın seveceği ve razı olacağı yollarda kullanmak sureti ile bu nimetlerin hatırlanmasıdır. “Ve ahdimi yerine getirin” buyruğu ise Allah'ın onlardan kendisine ve Peygamberlerine iman edeceklerine ve Şeriat’i uygulayacaklarına dair almış olduğu sözdür. “Ki ben de ahdinizi yerine getireyim.” Bu da onların sözlerinde durmalarına karşılık verilecek mükâfattır. Burada sözü edilen ahitten kasıt Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözü edilen hususlardır:“Andolsun, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz içlerinden oniki de temsilci belirlemiştik. Allah buyurmuştu ki: Ben şüphesiz sizinle beraberim, andolsun ki eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanırsanız... bundan sonra içinizden kim kâfir olursa, muhakkak doğru yoldan sapmış olur.”(el-Maide, 5/12) xxxbu ve benzeri bazı ayetler metinde de yarım ama aslında tamamının verilmesi daha doğru ve okuyucu açısından da daha anlaşılır olurXXX hocaya sorulabilirXXXX Bunun ardından Yüce Allah onlara, verdikleri sözde durmalarını sağlayacak sebebi emretmektedir ki bu da gereği üzere yalnızca O’ndan korkmaktır. Çünkü O’ndan korkan bir kimse bu korkusu dolayısıyla emrine uyar ve yasaklarından sakınır. Daha sonra Yüce Allah onlara kendisi olmaksızın imanlarının ne tamam ne de sahih olamayacağı bir hususu şöyle emretmektedir:
41. “Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin” Bundan kasıt Yüce Allah’ın kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’dir. Ona iman etmelerini ve uymalarını etmektedir. Bu Kitab’ın üzerine indirildiği kişiye iman etmeyi de gerektirir. Allah iman etmelerini gerektiren hususu da söz konusu etmiş “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyurmuştur. Yani ona uygun olan, muhalif olmayan ve onunla çelişmeyen Kitab’a iman edin, demektir. Kur’ân-ı Kerîm beraberinizde bulunan kitaplara uygun düştüğüne, aykırı olmadığına göre, sizin ona iman etmenize bir engel yoktur. Çünkü bu kitap diğer Rasûllerin getirdikleri ile aynıdır. O halde bu Kitab’a iman edip tasdik etmek, herkesten çok size yaraşır. Çünkü sizler Kitab ve ilim ehli kimselersiniz. Aynı şekilde “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyruğunda şuna da işaret vardır: Eğer bu Kitab’a iman etmeyecek olursanız, bu sizin beraberinizde bulunanları da yalanlamanız anlamına gelir. Çünkü onun getirdiği tıpkı Mûsâ, Îsâ ve diğer Peygamberlerin getirdikleri gibidir. Dolayısıyla sizin onu yalanlamanız, beraberinizde bulunanları yalanlamanız demektir. Aynı şekilde elinizde bulunan kitaplarda bu Kur’ân-ı Kerîm’i getiren Peygamberin niteliği ve onun Peygamber olarak gönderileceği müjdesi de vardır. Eğer siz bu Peygambere iman etmeyecek olursanız, üzerinize indirilenlerin bir bölümünü yalanlamış olursunuz. Kendisine indirilenlerin bir bölümünü yalanlayan kimse ise tamamını yalanlamış gibidir. Tıpkı bir Rasûlü inkâr edip yalanlayanın bütün Peygamberleri yalanlamış olacağı gibi. Yüce Allah onlara bu Kitab’a iman etmelerini emredince onun zıddı olan şeyi de yasaklamıştır ki bu da onu inkar etmektir:“ve onu” yani Rasûlü ve Kur’ân-ı Kerîm’i “inkar edenlerin ilki olmayın.”“Onu inkar edenlerin ilki olmayın” ifadesi, “onu inkar etmeyin” ifadesinden daha beliğdir. Çünkü onlar onu inkâr edenlerin ilki olurlarsa, onlardan beklenen tavrın aksine küfre çabucak koşmuş olurlar. Böylelikle de hem kendilerinin günahlarını, hem de onların ardından onlara uyanların günahlarını yüklenmiş olurlar. Daha sonra Yüce Allah iman etmelerini engelleyen hususun, değersiz bedelleri ebedi mutluluğa tercih etmeleri olduğunu beyân ederek:“Âyetlerimi az bir pahaya satmayın” buyurmaktadır. “Az bir paha” ise sahip oldukları mevkiler ve Allah’a ve Rasûlü’ne iman ettikleri takdirde kesileceğinden ve sonunun geleceğinden korktukları mallardır. Bu nedenle onlar Allah’ın âyetlerini bunlar karşılığında satmış, onları daha bir sevmiş ve tercih etmişlerdir. “Yalnız Benden” yani bu konuda başkasını bana ortak etmeden “korkup sakının (takvalı olun)!” Çünkü sizler yalnızca Allah’tan korkup sakınacak olursanız, bu sizi Allah’ın âyetlerine iman etmeyi, basit değerlere tercih etmeye götürecektir. Bunun aksi olarak da eğer basit değerleri tercih ederseniz bu, takvânın kalplerinizden silinip gittiğine delildir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
42. “Hakkı batılla bulayıp” yani karıştırıp “bile bile hakkı gizlemeyin.” Böylelikle onlara iki şeyi yasaklamaktadır: Hakka batılı karıştırmak ve hakkı gizlemek. Çünkü Kitab ve ilim ehlinden beklenen, hakkı batıldan ayırt etmek ve hakkı da açıkça ortaya koymaktır ki hidâyet bulmak isteyenler bununla doğru yolu bulsunlar, sapıtmış olanlar sapıklıklarından dönsünler ve inat edenlere karşı da delil ortaya konulmuş olsun. Çünkü Yüce Allah hakkı batıldan ayırt etsin ve günahkârların izledikleri yollar açık seçik ortaya çıksın diye apaçık delillerini açıklamış ve âyetlerini de etraflı bir şekilde izah etmiştir. İlim ehlinden olup bunlar ile amel eden kimseler, Peygamberlerin halifeleri ve ümmetlerin hidâyet önderleridir. Batılı hakka karıştırarak birini diğerinden -bile bile- ayırt etmeyenler, bildiği ve açıklamakla emrolunduğu halde hakkı gizleyenler ise Cehennem’e çağıranlardır. Çünkü insanlar dinleri ile ilgili hususlarda kendi âlimlerinden başkalarına uymazlar. İşte siz de kendiniz için bu iki halden birisini seçin. Daha sonra Yüce Allah onlara şunu emretmektedir:
43. “Namazı dosdoğru” zahir ve batın şartlarına riayet ederek “kılın, zekâtı” hak edenlere “verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.” Yani namaz kılanlarla birlikte siz de namaz kılın. Çünkü siz, Allah’ın peygamberlerine ve âyetlerine iman etmenin yanı sıra bunları da yerine getirecek olursanız, zahirî ve batınî amelleri, yüce Ma’buda ihlâsı ile O’nun kullarına ihsanı, kalbî ibadetler ile bedenî ve malî ibadetleri bir araya getirmiş olursunuz. Yüce Allah’ın:“rükû edenlerle birlikte rükû edin” yani namaz kılanlarla birlikte namaz kılın, buyruğu namazı cemaat ile kılma emrini içermekte ve bunun her bir mükellefe vacip olduğuna delalet etmektedir. Ayrıca bu buyruktan rükûnun, namazın rükünlerinden birisi olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü Yüce Allah namazdan rükû’ diye söz etmektedir. Bir ibadetten onun bir kısmını zikrederek bahsedilmesi o kısmın, o ibadette rükün olduğunun bir delilidir.