Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

2 — Bakara Suresi (البقرة) • Ayet 80
وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَةًۜ قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْداً فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ 80 بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ 81 وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ 82
Meal ve Tefsiri

80- Onlar bir de “Sayılı bir kaç gün dışında bize asla ateş dokunmaz” dediler. De ki:“Buna dair Allah’tan bir ahit mi aldınız -ki eğer öyleyse Allah asla ahdinden dönmez- yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” 81- Hayır, kim bir kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. 82- İman edip salih ameller işleyenlere gelince onlar da cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

80. “Onlar bir de “Sayılı bir kaç gün dışında bize asla ateş dokunmaz” dediler” Yüce Allah önce onların çirkin işlerini söz konusu etmiş, daha sonra -buna rağmen- kendilerini övüp temize çıkardıklarını, Allah’ın azabından kurtulacaklarına ve onun mükâfatını elde edeceklerine dair kendileri lehlerine tanıklık ettiklerini ve “sayılı bir kaç gün” yani parmakla sayılabilecek kadar pek az günün dışında ateş azabının kendilerine dokunmayacağını söylediklerini, böylelikle hem kötülükleri hem de Allah’ın azabından yana kendilerini güvende hissetme yanlışını bir araya topladıklarını zikretmektedir. Bu, kuru bir iddiadan ibaret olduğundan dolayı Yüce Allah onları reddederek şöyle buyurmaktadır: Ey Peygamber, onlara “De ki: Buna dair Allah’tan bir ahit mi aldınız?” Yani Allah'a iman ettiniz, Peygamberine de iman ve itaat ettiniz de Allah ile aranızda bir ahit mi oluştu? Zira hiçbir şekilde değişmeyecek ve kişinin kurtuluşunu gerekli kılan ahit işte budur. “Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” Yüce Allah bu buyruğu ile onların ileri sürdükleri bu iddianın doğru olmasının bir üçüncüsü bulunmayan bu iki şıktan birisine bağlı olduğunu haber vermektedir: Ya onlar Allah katında bir ahit almış olmalıdırlar ki o zaman bu iddiaları doğru olur yahut da Allah’a iftira etmektedirler ki o zaman bu iddiaları yalandır. Bu ise onların en ileri derecede rezil-rüsva olmalarını ve azaba uğratılmalarını gerektirir. Allah katında bir ahitlerinin olmadığı, durumlarının bilinmesi, pek çok Peygamberi yalanlamaları, hatta o Peygamberlerden bir kısmını öldürmeleri, Allah’a itaatten çıkmaları ve ahitlerini bozmaları ile açığa çıkmıştır. Böylece kaçınılmaz bir sonuç olarak onların Allah’a yalan uyduran, iftira düzen kimseler oldukları, Allah’a karşı bilmedikleri şeyleri söyledikleri meydana çıkmaktadır. O’nun hakkında bilgisizce bir şey söylemek ise haramların en büyüklerinden, çirkinliklerin en kötü olanlarındandır.
81. Daha sonra Yüce Allah herkesi içine alan umumi bir hükmü zikretmektedir ki bu hükme İsrailoğulları da, başkaları da dahildir. O hüküm, helak olanların ve kurtulanların vasıflarına dair, kendisinden başka hiçbir hükmün olmadığı, bu konuda ortaya atılan kuruntuları ve iddiaları da geçersiz kılan bir hükümdür. Yüce Allah bu hükmü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Hayır” yani durum sizin söz konusu ettiğiniz gibi değildir. Sizin bu sözünüzün gerçek bir değeri yoktur, ama “kim bir kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa” Burada “سيئة / kötülük” kelimesi şart cümlesi içerisinde gelen nekire (belirtisiz) bir isim olduğundan dolayı, hem şirki, hem de şirkten aşağı bütün günahları kapsamına alır. Ancak buradaki kasıt, şirktir. Zira Yüce Allah’ın:“ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa” buyruğu bunun delilidir. “Günahın çepeçevre kuşatması”ndan kasıt işleyenin, hiçbir çıkış ve kurtuluş bulamayacağı şekilde etrafını kuşatması demektir ki bu da ancak şirk olabilir. Çünkü iman sahibi olan kişiyi hiçbir günah çepeçevre kuşatamaz. “işte onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” Hariciler bu âyeti büyük günah işleyenin kâfir olacağına delil göstermişlerdir. Görüldüğü gibi aslında bu, aleyhlerinde bir delildir. Çünkü âyetin şirk hakkında olduğu açıkça ortadadır. İşte herhangi bir âyeti yahut sahih bir hadisi kendi batıl görüşüne delil gösteren ve batıl peşinde olan her bir kişinin, delil diye gösterdiği o buyrukta aleyhine bir delil bulunması -burada da görüldüğü gibi- kaçınılmaz bir husustur.
82. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve Âhiret Gününe “iman edip salih ameller işleyenlere gelince...” Amellerin salih olması ancak iki şartın bulunması ile mümkündür: Allah rızası için ihlâsla yapılmış olmaları ve Allah Rasûlü’nün Sünnetine tâbî olarak yapılmaları. Bu iki âyetin özü şudur: Kurtuluşa erenler ve umdukları mükâfaatı elde edecek olanlar iman ve salih amel işleyenlerdir. Helâk olacak ve Cehennem halkından olacaklar ise Allah’a şirk koşan, O’nu inkar edenlerdir.