Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

31 — Lokman Suresi (لقمان) • Ayet 1
الٓمٓ۠ 1 تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ 2 هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ 3 اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ 4 اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ 5
Meal ve Tefsiri

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- İşte bunlar, hikmetli Kitabın âyetleridir. 3- İhsan sahipleri için bir hidâyet ve rahmettir. 4- Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve âhirete de kesin olarak iman eden kimselerdir. 5- İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve onlar, felâha erenlerin ta kendileridir.

(Mekke’de inmiştir. 34 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

2. Yüce Allah, tazime delâlet eden işaret ismi ile “İşte bunlar, hikmetli Kitabın âyetleridir” buyurarak âyetlerinin muhkem olduğuna, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar olan Allah’tan geldiğine işaret etmektedir. En güzel ve en yüce manalara delâlet eden, en üstün lafızlar, en açık ve fasîh ifadeler ile bu âyetlerin gelmiş olması, onların muhkem oluşlarındandır. Bu âyetlerin değiştirilmeye, onlara bir şey katılmasına, onlardan bir şey eksiltilmesine ve tahrife karşı korunmuş olması da bu âyetlerin muhkem kılınışının bir sonucudur. Bu âyetlerin muhkem oluşunun bir ifadesi de şudur: Bu âyetlerdeki geçmişe ve geleceğe dair bütün haberler, bütün gaybî hususlar, vâkıaya uygun olduğu gibi, vâkıa da bunlara uygundur. İlâhî kitaplardan hiçbirisi bunlara muhalif değildir. Herhangi bir peygamber de onlara muhalif hiçbir haber vermemiştir. Somut bir ilim ya da akla uygun doğru bir bilgi, bu âyetlerin delâlet ettiği şeylerin aksini ortaya koymamıştır, koyamayacaktır. Yine bu âyetler neyi emretmiş ise o, ya katıksız bir maslahattır yahut da maslahat özelliğini ağırlıklı olarak taşımaktadır. Neyi yasaklamışsa da o, ya katıksız bir kötülüktür yahut ağırlıklı bir şekilde kötülük vasfını taşımaktadır. Çoğu yerde de bu ayetler, bir şeyi emretmekle birlikte onun hikmet ve faydasını zikreder, bir şeyi yasaklamakla birlikte zararlarını söz konusu ederler. İşte bu da bu âyetlerin muhkem kılınışının bir tecellisidir. Bu âyetlerin, teşvik ve korkutmayı, iyi nefislerin itidal bulup kendisini dizginleyeceği ve buna bağlı olarak kararlılıkla amel edeceği şekilde etkileyici öğütler ihtiva etmesi de bu âyetlerin muhkem oluşunun bir sonucudur. Bu âyetlerin muhkem kılınışının bir diğer göstergesi de şudur: Kıssalar, hükümler vb. hususları tekrar tekrar ifade eden âyet-i kerimelerin hepsi, birbirleri ile uyum arzetmekte ve ahenkli bir şekilde açıklamalarda bulunmaktadır. Bunlarda herhangi bir çelişki veya tezat bulunmamaktadır. Basiret sahibi kimse bunlar üzerinde ne kadar çok düşünür, ne kadar çok tefekkür ederse aklı o kadar aydınlanır ve bunlar arasındaki uyum ve tutarlılıktan dolayı o kadar hayrete düşer. En ufak bir tereddüte kapılmaksızın bunların, hikmeti sonsuz, her türlü hamde layık Allah tarafından indirildiğine kesin kanaat getirir.
3. Bu Kitap, üstün her bir ahlâkî davranışa davet eden, bayağı her türlü huydan da vazgeçmeye çağıran hikmet dolu bir kitap olmakla birlikte insanların çoğu onunla hidâyet bulmaktan mahrumdurlar. Ona iman etmekten, gereğince amel etmekten yüz çevirmektedirler. Ancak Yüce Allah’ın kendilerine muvaffakiyet verdiği, koruyup muhafaza ettiği kimseler müstesnâdır. Bunlar ise Rablerine ibadetlerini ihsan ile yapan ve diğer insanlara karşı iyiliklerde bulunanlardır. İşte bu Kitap, bu ihsan sahipleri için “bir hidâyet”tir. Onları dosdoğru yola iletir, cehenneme götüren yoldan sakındırır. Yine onlar için “rahmettir.” Onun vasıtası ile dünya ve âhiret mutluluğunu, pek çok hayırları, pek büyük mükâfatları ve sevinci elde ederler. Onun sayesinde sapıklıktan ve bedbahtlıktan kurtulurlar.
4. Yüce Allah, ihsan sahibi kimseleri tam bilgi sahibi olmakla nitelendirmektedir ki bu, ameli gerektiren, Allah’ın cezalandırmasından korkmaya ve O’na isyanı terk etmeye götüren yakîndir/kesin inançtır. Yüce Allah onları amelde bulunmakla nitelendirmekte, ameller arasından da özellikle şu iki faziletli ameli söz konusu etmektedir:“Onlar” İhlâs, Yüce Allah’a yakarış, kalbin, dilin ve azaların toplu olarak ibadetini ihtiva eden ve diğer amellerin işlenmesine yardımcı olan “namazı dosdoğru kılan”, Kişiyi bayağı vasıflardan kurtarıp arındıran, müslüman kardeşine faydalı olmasını ve onun ihtiyacını karşılamasını sağlayan “zekâtı” verirler. Bununla Allah sevgisini, mala olan sevgisinden üstün tuttuğunu açıkça ortaya koyarlar. Sevdiği mallarını daha çok sevdiği uğrunda feda ederler ki bu da Allah’ın rızasını elde etme arzusudur.
5. “İşte onlar” tam bir ilim ile birlikte amelde bulunan ihsan sahibi bu kimseler, “Rablerinden bir hidâyet üzeredirler.” Âyetin ifadesinden bu hidâyetin pek büyük olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu hidâyet kendilerine Rablerinden ulaşan bir hidâyettir. O Rab ki kesintisiz nimetleri ile onları besleyip gözetmekte, onlar için sıkıntı verecek şeyleri de onlardan uzaklaştırmaktadır. Kendilerine ulaştırdığı bu hidâyet ise gerçek dostlarına has olarak ihsan etmiş olduğu gözetiminin bir neticesidir. Bu da ilâhî gözetimin en üstünüdür. “Ve onlar felâha erenlerin ta kendileridir.” Rablerinin rızasını elde etmiş, dünyevî ve uhrevî mükâfatına razı olmuş, O’nun azabından ve gazabından kurtulmuş kimselerdir. Çünkü onlar, başka bir yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan gerçek kurtuluşun yolunu izlemişlerdir.
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm ile hidâyet bulan ve ona yönelen kimselerden söz ettikten sonra bu Kitaptan yüz çeviren ve ona aldırış etmeyen kimseleri de söz konusu etmektedir. Böylelerinin bu davranışları sebebi ile Kur’ân yolunu bırakıp batıl olan her bir söze yönelmekle ve en üstün, en güzel sözü terk edip onun yerine en bayağı ve en çirkin sözleri almakla cezalandırıldıklarını ifade etmekte ve şöyle buyurmaktadır: