Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

31 — Lokman Suresi (لقمان) • Ayet 12
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ 12 وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ 13 وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ 14 وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ 15 يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ 16 يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ 17 وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ 18 وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ 19
Meal ve Tefsiri

12- Andolsun Biz Lokmân’a hikmet verdik ve “Allah’a şükret”(dedik). Kim şükrederse ancak kendi yararına şükreder. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Allah, hiçbir şeye/kimseye muhtaç değildir, her türlü hamde lâyık olandır. 13- Hani Lokmân, oğluna öğüt verirken şöyle demişti:“Oğulcuğum, Allah’a şirk koşma! Çünkü şirk, büyük bir zulümdür.” 14- Biz insana ana-babasına (iyi davranmasını) emrettik. Annesi onu sıkıntı üstüne sıkıntı çekerek taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yılda olur. “Bana ve ana-babana şükret. Dönüş yalnız banadır”(dedik). 15- Ama eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme! Bununla beraber dünya (işlerinde) onlarla iyi geçin ve Bana yönelenlerin yoluna uy! Sonra benim huzuruma döneceksiniz ve ben de size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim. 16- “Oğulcuğum! Şayet yaptığın (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve o, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin içinde (saklı) bulunsa Allah onu (çıkarıp senin karşına) getirir. Çünkü Allah Latîftir, her şeyden haberdardır. 17- “Oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten alıkoy ve başına gelene de sabret! Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken kesin emirlerdendir.” 18- “Kibirle insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah kendini beğenmiş, böbürlenen kimseleri sevmez.” 19- “Yürüyüşünde mutedil ol ve sesini alçalt! Çünkü seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir.”

12. Yüce Allah faziletli kulu Lokmân’a hikmeti lütfettiğini haber vermektedir. Hikmet, hakkı olduğu şekli ile ve gerekçesiyle bilmektir. Hükümleri, bu hükümlerdeki sırları ve gerekçeleri bilmektir. İnsan alim olmakla birlikte hikmet sahibi olmayabilir. Ama hikmet, mutlaka ilmi gerektirir. Hatta ameli de gerektirir. Bundan dolayı hikmet, faydalı ilim ve salih amel diye de açıklanmıştır. Yüce Allah, ona böyle büyük bir lütufta bulunduğundan dolayı kendisine ihsan ettiği bu nimete karşılık şükretmesini de emretmiştir ki ona ihsan etmiş olduğu bu nimeti daha bir bereketlendirsin, lütfunu daha çok artırsın. Ayrıca Yüce Allah, şükredenlerin şükründen kendilerinin yararlanacaklarını, küfre/nankörlüğe saparak Allah’a şükretmeyenlerin bu şükürsüzlüklerinin veballerinin de kendilerine döneceğini haber vermektedir. Zira Allah, ona muhtaç değildir. Emrine muhalefet eden kimseler hakkındaki takdiri, kaza ve hükmü dolayısı ile de hamde lâyık olandır. Allah’ın muhtaç olmayışı, zatının ayrılmaz bir sıfatıdır. Kemal sıfatlarında da yaptıklarını güzel yapmasında da hamde/övgüye layık oluşu da zatının ayrılmaz bir sıfatıdır. Bu iki sıfatın her birisi de birer kemâl sıfatıdır. Birinin diğeri ile birlikte bulunması ise kemâl üstüne kemâldir. Müfessirler, Lokman’ın peygamber mi salih bir kul mu olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Ancak Yüce Allah sadece ona hikmet verdiğinden söz etmekte ve oğluna verdiği öğütlerinden de hikmet sahibi bir kimse olduğuna delil teşkil edecek bazı hususları zikretmektedir. Hikmetin esaslarını ve temel kaidelerini dile getirerek şöyle buyurmaktadır:
13. “Hani Lokmân oğluna öğüt verirken” ve ona öğüt mahiyetinde sözler söylerken “şöyle demişti...” Öğüt/vaaz, teşvik ve korkutma ile birlikte emir ve yasakta bulunmaktır. O da oğluna ihlâsı emredip şirk koşmayı yasaklamış ve bunun sebebini de açıklayarak şöyle demiştir:“Çünkü şirk büyük bir zulümdür.” Şirkin büyük bir zulüm olması şundandır: Topraktan yaratılmış olan bir varlığı, her şeye mutlak egemen olana eşit kabul edenin yaptığından daha korkunç ve daha çirkin bir iş olamaz. İdarede hiçbir yetkisi olmayan bir varlığı bütün işlerin mutlak hükümranına eşit kabul eden; bütün yönleri ile eksik ve muhtaç olan bir varlığı, bütün yönleri ile muhtaç olmayan kemal sahibi yüce Rabbe denk tutan; zerre miktarı bir nimet verecek gücü bulunmayan bir varlığı din, dünya ve âhiret nimetlerini, kalbi ve bedeni sahip oldukları bütün nimetleri insanlara veren ve kötülükleri kendisinden başka hiçbir kimsenin gideremediği o yüce zata eşit kabul eden kimsenin yaptığından daha korkunç, daha çirkin bir fiil olamaz. İşte bu zulümden daha büyük bir zulüm olabilir mi? Allah, kendisini zatına ibadet etmek ve zatını tevhid etmek için yaratmışken, şerefli nefsini en aşağı mertebelere indiren kişiden, hiçbir değeri olmayan bir varlığa ibadet eden, böylelikle kendisine de pek büyük bir haksızlık eden kimseden daha büyük zulüm işleyen biri olabilir mi?
14. Yüce Allah, şirki terk etmeyi -ki tevhidin gerçekleştirilmesi de bunun bir gereğidir- emretmek sureti ile kendi hakkının yerine getirilmesini emrettikten sonra anne-baba hakkını yerine getirmeyi emrederek şöyle buyurmaktadır:“Biz insana ana- babasına (iyi davranmasını) emrettik.” Yani Biz, ona gereğini yerine getirip getirmemekten, ona riâyet edip etmemekten kendisini sorumlu tutacağımız bir emir verdik. Ona anne-babasını vasiyet ettik ve dedik ki: Kulluğu gereği gibi yerine getirmek, haklarımı edâ etmek ve Benim nimetlerimi kullanarak Bana isyana kalkışmamak sureti ile “bana ve” yumuşak söz söylemek, güzel konuşmak, iyi davranışlarda bulunmak, onlara karşı alçakgönüllü olmak, ikramda bulunmak, onları tazim etmek, onların ihtiyaçlarını yerine getirmek, söz ve davranışla her yönden onlara kötülük etmekten uzak durmak sureti ile “ana-babana şükret!” İşte biz ona bunu emrettik ve “Dönüş yalnız Banadır” diye haber verdik. Yani ey insan! Sen, sana bunları emredip bu hakları yerine getirmekle seni yükümlü tutana döneceksin. O da bunları yerine getirip getirmediğini sana soracak ve getirmişsen sana pek büyük mükâfatlar verecektir. Getirmedi isen de çok ağır bir ceza ile cezalandıracaksın. Allah, anneye iyilik yapmayı gerektiren sebebi de annenin durumunu söz konusu ederek şöylece zikretmektedir:“Annesi onu sıkıntı üstüne sıkıntı çekerek taşımıştır.” Çocuk, anne rahminde bir nutfe olarak yaratıldığı andan itibaren anne sıkıntılarla karşılaşıp durur. Hastalanır, zayıf düşer, ağırlaşır, durumu değişir. Daha sonra doğum sancılarını, o ağrıları ve büyük acıları çeker. “Onun sütten kesilmesi de iki yılda olur.” Bebek, annesinin kendisini bağrına basmasına, koruyup himaye etmesine ve kendisine süt emzirmesine muhtaçtır. O halde çocuğu dolayısı ile bunca sıkıntılara katlanan ve ona aşırı sevgi duyan kimse hakkında çocuğuna ona çok iyi davranmasının ve iyilikte bulunmasının tavsiye edilmesinden daha uygun ne olabilir ki?
15. “Ama eğer onlar” annen ve baban “hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme!” Bu hususta onlara itaatin de onlara iyi davranmanın kapsamına girdiğini zannetme! Çünkü Allah’ın hakkı herkesin hakkından önce gelir ve “Yaratıcıya isyanı gerektiren hususlarda hiçbir yaratılmışa itaat yoktur.” Yüce Allah: “Eğer onlar bilmediğin bir şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa sen onlara kötü davran” buyurmamış, aksine:“onlara itaat etme” buyurmuştur. Yani şirk hususunda onların isteklerine boyun eğme! Ama onlara iyi davranmayı da devam ettir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bununla beraber dünya (işlerinde) onlarla iyi geçin.” Onlara aklen ve dinen güzel ölçüler içerisinde iyilikte bulunacak şekilde beraberliğini sürdür. Onların küfür ve masiyetlerinde onlara tâbi olmaya gelince bu hususta onlara asla uyma! “Bana yönelenlerin yoluna uy!” Bunlar; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman eden, Rablerine teslim olan ve O’na dönen kimselerdir. Bunların yoluna uymak, kalbin irade ve istekleri ile Allah’a yönelmesi demek olan Allah’a dönüş yollarını izlemekle olur. Bunun arkasından ise Allah’ı razı edecek ve O’na yakınlaştıracak hususlarda bedenen amel etmek gelir. “Sonra” itaatkârınızla, isyankârınızla Bana yönelenenizle, yönelmeyeninizle “benim huzuruma döneceksiniz ve ben de size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.” Onların amellerinden Allah’a hiçbir şey gizli kalmayaz.
16. “Oğulcuğum! Şayet yaptığın (iyilik veya kötülük) en küçük ve en değersiz bir şey olan “hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve o, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin içinde (saklı) bulunsa” yani yeryüzünün herhangi bir yerinde olsa “Allah” ilminin genişliği, her şeyden eksiksiz olarak haberdar oluşu ve kudretinin kemâli dolayısıyla “onu (çıkarıp senin karşına) getirir.” Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah Latiftir, her şeyden haberdardır.” Yani O’nun ilmi ve her şeyden haberdar oluşu, o kadar ince noktalara dahi nüfuz eder ki gizli şeylere ve sırlara, karaların ve denizlerin gizliliklerine ve görünmeyen yerlerine kadar uzanır. Bununla Allah’ın gözetimi altında olduğu şuurunu canlı tutmak ve mümkün olduğunca O’na itaat etmek teşvik edilmekte, az ya da çok olsun çirkin amellerden de sakındırılmaktadır.
17. “Oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl” Bu sözleri ile o, oğlunu namaza teşvik etmiştir. Çünkü bedenî ibadetlerin en büyüğü odur. “İyiliği emret, kötülükten alıkoy” İyiliği emredebilmek için onu bilmek gerekir, yine kötülükten alıkoymak için de onu tanımak gerekir. Ayrıca insanlara yumuşak davranmak ve sabır gibi iyiliği emredip kötülükten alıkoymanın ancak kendileri ile tamam olduğu diğer hususlar da bu emre dahildir. Nitekim:“başına gelene de sabret” buyruğu ile Yüce Allah, bunu açıkça ifade etmektedir. Diğer taraftan emrettiği hususları önce kendisinin yapması, alıkoyduğu hususlardan da önce kendisinin uzak durması da bu emrin kapsamı içerisindedir. Buna göre bu buyruk, hem iyiliği işlemek ve kötülüğü terk etmek sureti ile önce kişinin kendi kendisini kemale erdirmesini, hem de iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak suretiyle başkalarını kemâle götürmesini ihtiva etmiş olmaktadır. Kişi, iyiliği emredip kötülükten alıkoyduğu takdirde birtakım zorluklara müptela olması kaçınılmaz olduğu için ve bu emir ve alıkoymada nefislere bir zorluk bulunduğundan dolayı Allah, bu husustaki sıkıntılara sabredilmesini emrederek şöyle buyurmuştur:“ve başına gelene de sabret! Çünkü bunlar” Lokman’ın oğluna vermiş olduğu bu öğütler “azmedilmesi gereken kesin emirlerdendir.” Yani kararlılıkla yerine getirilmesi, kendisine önem verilmesi gereken hususlardandır. Bunları yerine getirme muvaffakiyeti de ancak azim sahibi kararlı kimselere nasip olur.
18. “Kibirle insanlardan yüzünü çevirme” İnsanlara karşı büyüklenerek, onlara karşı büyüklük taslayarak yüzünü onlardan başka tarafa çevirme, onlara surat yapma! “Yeryüzünde böbürlenerek” nimetleri ihsan edeni unutup nimetlerle şımararak ve kendini beğenerek “yürüme!” “Çünkü Allah kendini beğenmiş” kendi nefsini büyük gören, tavırları ile büyüklük taslayan ve sözleri ile de “böbürlenen kimseleri sevmez.”
19. “Yürüyüşünde mutedil ol” mütevazı ve ağırbaşlı bir şekilde yürü, azgınca ve kibirle yürüme. Ölü gibi de yürüme! “Sesini” insanlara karşı da Allah’a karşı da gereken edebi takınmak sureti ile “alçalt; çünkü seslerin en çirkini” en bet ve en kötü olanı “eşeklerin sesidir.” Şâyet sesi aşırı derece yükseltmenin bir fayda ve getirisi bulunmuş olsa idi o, değersizliği ve kalın kafalılığı meşhur olan eşeğe has olmazdı.
Lokman’ın oğluna yapmış olduğu bu nasihatlar hikmetin temellerini bir araya toplamakta ve bunların söz konusu edilmeyenlerini de zımnen içermektedir. Her bir tavsiye ile birlikte eğer bir emir ise onun yapılmasını gerektiren sebep ve eğer bir yasak ise onun da terk edilmesini gerektiren neden söz konusu edilmiştir. Bu da bizim, hikmetin açıklaması ile ilgili olarak sözünü ettiğimiz “hükümleri, hükümlerin hikmetlerini ve münasebetlerini bilmek” şeklindeki açıklamamızın doğruluğuna delil teşkil etmektedir. Oğluna önce dinin temelini oluşturan tevhidi emretmiş ve şirki de yasaklamıştır. Ayrıca şirki terk etmeyi gerektiren nedeni de açıklamıştır. Ona anne ve babaya iyilik yapmayı emrettiği gibi onlara iyilik yapmanın sebebini de açıklamıştır. Yine anne-babaya ve Yüce Allah’a şükretmesini emrettiğini de görüyoruz. Daha sonra da anne-babaya itaat için bir sınır getirmekte ve onlara iyilikte bulunup onların emirlerini yerine getirmenin Allah'a isyan ile emrolunmama şartına bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bir günah emredecek olsalar dahi onlara kötü davranmamayı, aksine onlara iyilik yapmayı emretmektedir. Şirk hususunda onunla mücadele edecek, onlara itaat etmeyecek olsalar dahi bu böyledir. Yine oğluna her daim Allah’ın gözetimi altında bulunduğunu bilmesini emretmekte ve onu hesap için Allah’ın huzuruna çıkmakla uyarmaktadır. Yüce Allah’ın hayır olsun, şer olsun, büyük olsun, küçük olsun her bir şeyi mutlaka onun önüne getirip koyacağını da bildirmektedir. Ona kibri yasaklayıp alçakgönüllü olmayı emrettiği gibi şımarıklıktan ve azgınlıktan uzak durmasını, hareketinde ve sesinde sakin olmasını emretmekte ve bunların aksini de yasaklamaktadır. İyiliği emredip kötülükten alıkoymasını emrettiği gibi kendileriyle her bir hususun kolaylaştığı namaz ve sabrı da emretmektedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Sabır ve namaz ile yardım isteyin.”(el-Bakara, 2/153) O halde bu tavsiyelerde bulunan bir kimseye özellikle hikmetin verilmiş olması ve onun hikmet sahibi olmakla meşhur olması hakkıdır. Bundan dolayı Yüce Allah’ın, hem ona hem de kullarına lütfunun bir tecellisi olmak üzere ve onların onu örnek almalarını sağlayacak şekilde ona ait hikmetin bir bölümünü anlatmış olması O’nun bir lütfudur.