Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

33 — Ahzâb Suresi (الأحزاب) • Ayet 32
يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ي ف۪ي قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفاًۚ 32 وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ 33 وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى ف۪ي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَط۪يفاً خَب۪يراً۟ 34
Meal ve Tefsiri

32- Ey Peygamber hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâlı kimselerseniz, sözü yumuşak bir edayla/tonla söylemeyin, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır. Siz hep meşru ve münasip söz söyleyin. 33- Evlerinize bağlı olun. Geçmiş cahiliye dönemindeki (kadınların yaptığı) gibi açılıp saçılarak dışarı çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlüne de itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. 34- Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphesiz Allah Latiftir, her şeyden haberdardır.

32. “Ey Peygamber hanımları!” Bu onların tümüne bir hitaptır. “Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâlı” Allah’tan korkup sakınan “kimselerseniz” ki sizler bu yolla diğer kadınlardan üstünsünüz ve takvanız sayesinde hiçbir kadın size erişemez. O bakımdan bütün yol ve maksatları ile takvânızı kemale erdirin. Bundan dolayı Yüce Allah, onları harama ulaştıran yolları kapamaya irşad ederek şöyle buyurmaktadır:“sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin.” Yani namahrem erkeklerle konuşurken yahut onların işitecekleri şekilde söz söylerken, sözlerinizi yumuşatmayın, ince ve yumuşak konuşmayın. “sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır.” Yani kalbinde harama arzu duyma hastalığı bulunan kimse, böyle bir umuda kapılmaya hazırdır. O, kendisini harekete geçirecek asgari bir etkeni gözetler. Çünkü böylesinin kalbi sağlıklı değildir. Çünkü sağlıklı olan kalpte Allah’ın haram kıldığı şeye karşı arzu bulunmaz. Sebepler, sağlamlığı dolayısı ile ve bu tür hastalıktan uzak bulunduğu için o kalbi hemen hemen hiç eğri yollara düşüremez, o yönde harekete geçiremez. Sağlıklı kalbin katlanabildiği şeylere katlanamayan ve onların sabrettikleri şeylere sabredemeyen hastalıklı kalpler ise böyle değildir. Hastalıklı bir kalp, kendisini harama çağıran ve bu türden var olan asgari bir sebebin dahi çağrısını kabul eder ve ona karşı en ufak bir direnç göstermez. İşte bu da araçların, amaçların hükmünü aldıklarına delildir. Aslı itibari ile yumuşak bir edâ ile konuşmak mubahtır. Fakat o, harama götüren bir yol olunca yasaklanır. Bundan dolayı da kadının erkeklerle konuşması halinde onlara karşı sözlerini yumuşatmaması gerekir. Yumuşak söz söylemeleri yasaklandığından dolayı onların, kaba ve sert söz söylemekle emrolunduklarını zannedecek kimseler olabileceğinden dolayı böyle bir yanlış kanaati ortadan kaldırmak üzere de Yüce Allah:“Siz hep meşru ve münasip söz söyleyin” buyurmaktadır. Yani sözleriniz yumuşak ve edâlı olmadığı gibi kaba ve sert de olmasın, demektir. Burada Yüce Allah’ın:“sözü yumuşak bir edayla/tonla söylemeyin” buyurarak “yumuşak söz söylemeyin” buyurmadığına dikkat edelim. Çünkü burada yasaklanan şey, kadının erkeğe karşı yumuşaklık, itaat ve eziklik hissettirecek türden bir yumuşak konuşmadır. Bu şekilde bir kadına karşı ümit duyulur. Oysa yumuşaklık, itaat ve ezikliğin söz konusu olmadığı yumuşak söz söyleyen kadının durumu böyle değildir. Hatta bu şekilde konuşan, bir bakıma hasmına karşı üstün ve ona baskın durumunda dahi olabilir. Bu şekilde konuşan kimseye karşı hasmının herhangi bir ümit beslemesi de söz konusu olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlünü böyle bir yumuşaklık gösterdiği için överek şöyle buyurmuştur:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın.”(Âli İmran, 3/159) Yine Mûsâ ile Hârûn’a -ikisine de selâm olsun- da şöyle buyurmuştur:“İkiniz Firavun’a gidin. Çünkü o haddini aşmıştır. Ona yumuşak söyleyin, belki öğüt alır yahut korkar.”(Tâ-Hâ, 20/43-44)“Sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır” buyruğu, Allah’ın mahrem yerin korunmasına dair emri, mahrem yerini koruyanları övmesi ve zinaya yaklaşmayı da yasaklaması ile birlikte değerlendirildiğinde şu anlaşılır: Kişi kendisinde böyle bir hâl görür, hoşuna gidecek kimsenin sözlerini işittiği yahut bu tür bir hal gördüğü vakit haram fiili işlemeye karşı içinde bir meyil sezerse, ümit ve arzularının harama yönelik olduklarını anlarsa bunun bir hastalık olduğunu bilmelidir. O nedenle de böyle bir hastalığı yenmeye, aşağılık duyguların kökünü kazımaya olanca gayretini göstermeli, bu tehlikeli hastalıktan kurtulmak için nefsine karşı cihad etmeli, Yüce Allah’tan kendisini korumasını ve bu konuda kendisine tevfikini ihsan etmesini dilemelidir. Bunun da “mahrem yerini haramdan koruma” emrinin bir parçası olduğunu bilmelidir.
33. “Evlerinize bağlı olun.” Çünkü böylesi sizin için daha selametlidir ve bu yolla daha iyi korunursunuz. “Geçmiş cahiliye dönemindeki (kadınların yaptığı) gibi açılıp saçılarak dışarı çıkmayın.” Yani süslenerek yahut koku sürünerek, bilgi sahibi olmayan ve dine bağlılıkları da bulunmayan cahiliye mensuplarının âdeti üzere çokça dışarı çıkmayın. Bütün bunlar ise kötülüğü ve onun sebeplerini bertaraf etmek içindir. Yüce Allah, onlara genel olarak takvâyı ve takvânın -özellikle hanımların ihtiyaç duyduğu- bazı bölümlerini emrettikten sonra itaati özellikle de herkesin kendilerine zorunlu olarak ihtiyaç duyduğu namaz ve zekâtı emretti ki bunlar ibadetlerin en büyüğü ve itaatlerin en üstünüdür. Namaz kılmak mabuda ihlasla yönelmektir. Zekâtta ise kullara iyilik yapmak söz konusudur. Daha sonra Yüce Allah, onlara genel olarak itaati emrederek:“Allah’a ve Rasûlüne de itaat edin” buyurmaktadır. Allah ve Rasûlünün ister farz olarak ister müstehap olarak emrettiği bütün buyruklar, Allah’a ve Rasûlüne itaatin kapsamı içerisine girer. “Ey Ehl-i Beyt! Allah” size vermiş olduğu bu emirler ve koymuş olduğu yasaklarla “sizden ancak kiri” eziyet verici şeyleri, kötülükleri ve pislikleri “gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” Tâ ki ak-pak ve arındırılmış kimseler olasınız. Yani Yüce Allah’ın sizlere faydalı olduğunu bildirmiş olduğu bu emir ve yasaklar dolayısı ile Rabbinize hamd ve şükredin. Zira bunlar katıksız olarak sizin menfaatinize olan şeylerdir. Bunlarla Allah sizlere zorluk çıkarmayı murat etmemiş, sizi sıkıntıya düşürmek de istememiştir. Aksine nefislerinizin arınmasını, ahlâkınızın tertemiz olmasını, amellerinizin güzelleşmesini bu sayede de ecirlerinizin büyük olmasını murat etmiştir.
34. Yüce Allah, onlara birtakım işleri yapmayı, birtakım şeyleri de terk etmeyi içeren ameli emrettikten sonra ilim sahibi olmalarını da emretmekte ve bunu elde etmenin yollarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti anın.” Allah’ın âyetlerinden kasıt, Kur’ân-ı Kerîm’dir, hikmet ise Kur'ân’ın sırları yahut Rasûlünün sünnetidir. Onlara Kur’ân’ın anılmasının emredilmesi, onu okumak sureti ile lafzını anmayı kapsadığı gibi onun üzerinde tefekkür edip düşünmek sureti ile manalarını anmayı, hüküm ve hikmetlerini çıkarmayı, gereğince amel etmeyi ve onu uygun şekilde tevil edip açıklamayı da kapsamaktadır. “Şüphesiz Allah Latiftir, her şeyden haberdardır.” O, işlerin sırlarını, kalplerin gizliliklerini, göklerde ve yerde saklı olanları, açığa vurulan ve vurulmayan amelleri bilir. O’nun Latîf ve Habîr oluşu, mü’minlerin annelerini ihlâsa ve amellerini gizli yapmaya teşvik etmesini ve bu amellerin karşılığını vermesini gerektirir. Latîf’in anlamlarından birisi de kulunu hayra yönelten, onu fark edemeyeceği gizli suretlerde kötülüklerden koruyan, ona bilmediği yerlerden rızık veren, nefislerin hoşlanmadığı ama kendisinin en yüksek derecelere ve en üstün mevkilere çıkmasını sağlayacak sebepleri ona göstermesini de kapsar.