Tefsir As-Saadi / Abdurrahman b. Nasır es-Sadi

35 — Fâtır Suresi (فاطر) • Ayet 12
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 12 يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ 13 اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟ 14
Meal ve Tefsiri

12- İki deniz bir olmaz. Bu, tatlı mı tatlı ve içimi kolaydır. Diğeri ise acı ve tuzludur. Bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz ve giyecek/takınacak süs eşyası çıkartırsınız. O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız için gemilerin onda suyu yararak gittiğini görürsün. Olur ki şükredersiniz. 13- Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. Güneşi ve ayı (sizin hizmetinize) boyun eğdirmiştir ki her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider. İşte bu (işleri yapan), Rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık yalnız O’nundur. O’nun dışında yalvardıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değildirler. 14- Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler. İşitseler bile karşılık veremezler. Üstelik Kıyamet günü (onları Allah'a) ortak koşmanızı da inkâr edeceklerdir. Kimse sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.

12. Bu buyruk, Yüce Allah’ın kudretini, hikmetinin ve rahmetinin kesintisiz olduğunu, buna bağlı olarak da yeryüzünde bulunan herkesin faydasına olmak üzere iki ayrı deniz/su yaratmış olduğunu ve bunların birbirlerinin aynı olmadığını haber vermektedir. Çünkü yaratılmışların maslahatı, nehirlerin tatlı ve kolay içimli olmasını gerektirir. Böylelikle bu sudan içerler, bağ ve bağçe yaparlar ve çiftçilikle uğraşanlar da ondan yararlanırlar. Denizin de acı ve tuzlu olması gerekir ki yeryüzünü kuşatan hava, denizde ölen canlıların kokularından dolayı bozulmasın. Diğer taraftan deniz (nehirler gibi) akmaz, durgundur. İşte onun tuzluluğu, bozulmasını engeller, orada yaşayan canlıların da daha güzel ve lezzetli olmasını sağlar. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bununla birlikte her ikisinden” tuzlu denizden de tatlı akarsulardan da “taze et yersiniz.” Bu buyruk, denizde avlanılması kolay olan balıklara işarettir. “ve giyecek/takınacak” inci, mercan vb. gibi denizde bulunan türden “süs eşyası çıkartırsınız.” Bütün bunlar, kulların faydasına olan pek büyük nimetlerdir. Yine denizin faydaları arasında şu da vardır: Yüce Allah, orayı büyük gemiler, kayıklar ve buna benzer deniz araçlarını taşıyabilecek şekilde amade kılmıştır. Bunların denizi yara yara gittiklerini görüyoruz. Böylelikle bir taraftan bir başka tarafa, bir bölgeden bir başka bölgeye gitmeleri mümkün olmaktadır. Yolculuk yapanları, yüklerini ve ticaret mallarını taşıyıp durmaktadır. Bununla Allah’ın pek büyük bir lütuf ve ihsanı tahakkuk eder. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız için gemilerin onda suyu yararak gittiğini görürsün. Olur ki şükredersiniz.”
13. Yüce Allah’ın lütuflarından bazıları şunlardır:“Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler.” Birisini ötekinin ardından getirir. Onlardan biri geldi mi diğeri gider. Birisini artırırken öbürünü eksiltir. Kimi zaman da eşit olurlar. Bunun kulların bedenlerinde, faydalandıkları hayvanları, ağaçları, ekinleri üzerinde görülen pek çok faydaları vardır. Aynı şekilde Yüce Allah’ın güneşi ve ayı amade kılmasının da ısı, ışık, hareket, sakinlik, kulların Allah’ın lütfunu aramak için yayılmaları, meyvelerin olgunlaşması, kurutulacak şeylerin kurutulması vb. gibi olmamaları halinde insanların zarar görecekleri pek çok zorunlu ihtiyacın karşılanması şeklinde pek çok menfaatleri vardır. “Her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider.” Yani güneş de ay da kendi yörüngelerinde Allah dilediği sürece yürüyüp gidecekler. Onlar için tayin edilen süre ve dünyanın sonu yaklaştı mı bu gidişleri duracak, faydaları ortadan kalkacaktır. Ay tutulacak, güneş dürülecek, yıldızlar dağılıp saçılacaktır. Yüce Allah, bu pek büyük mahlukatı, bunlarda bulunan ve O’nun kemal ve ihsanına delil teşkil eden ibretli hususları açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:“İşte bu (işleri yapan), Rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık yalnız O’nundur.” Yani sözü geçen bu mahlukatı tek başına yaratan ve onları amade kılan, bütün mülk ve hükümranlık yalnız kendisinin olan yegane ma’bud, tek ilâh ve Rab O’dur. “O’nun dışında” put ve heykellerden “yalvardıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değildirler.” Az ya da çok hiçbir şeye sahip ve hakim değildirler. Hatta en değersiz şey olan bir hurma çekirdeğinin zarına bile. Bu ifade, hiçbir şeye sahip olmadıklarının kesinliğini ve bunun ne kadar kapsamlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Peki göklerde ve yerde hiçbir şeye sahip olmayan bu varlıklara nasıl ibadet edilir. Üstelik bu varlıkların durumu da şudur:
14. “Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler.” Çünkü bu uydurma ilâhlar ya cansızdır ya ölüdür yahut da Rablerine itaatle meşgul olan meleklerdir. Faraza bunlar “işitseler bile karşılık veremezler.” Çünkü hiçbir şeye sahip değildirler. Ayrıca onların çoğu da kendilerine ibadet edenlerin bu ibadetlerinden razı değildirler. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Üstelik Kıyamet günü (onları Allah'a) ortak koşmanızı da inkâr edeceklerdir.” Sizden uzak olduklarını bildirecek ve şöyle diyeceklerdir: “Tenzih ederiz Seni! Bizim dostumuz onlar değil, Sensin!”(Sebe, 34/41)“Kimse sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.” Yani hiç kimse sana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’tan daha doğru haber veremez. O’nun sana verdiği bu haberin gözle görülürcesine bir gerçek olduğuna kesin bir kanaat getir, en ufak bir şüphe ve tereddüte düşme! Bu âyet-i kerimeler, Yüce Allah’ın yegane ilâh olduğuna delil olan pek açık ve kesin delilleri içermektedir. Buna göre O’nun dışındaki hiçbir varlık ibadetin zerresine dahi layık değildir. O’nun dışındaki varlıklara ibadet de batıldır, bu ibadetin kendisine yöneltildiği varlıklar da batıldır. Onların kendilerine ibadet edenlere en ufak bir faydaları da olmayacaktır.